19 Nisan 2011 Salı

YSK Kararı

YSK kararı gündeme bomba gibi düştü. Peki sorumlu YSK'mı? Hayır sorumlu seçim barajlarıdır. Eğer 9 yıllık AKP iktidarında ve vardığımız "ileri" demokraside seçim barajları kalksa idi veya en fazla %5'e inse idi BDP siyasi parti olarak seçimlere gidecek ve adayları kabul edilmezse onları değiştirme şansı olacakdı. Demokrasimizi diktatörlükten ayırt etmek istiyorsak seçim barajlarını kaldırmalı ve tüm üyelerin katılımı ile yapılacak ön seçimler zorunlu olmalıdır.

16 Nisan 2011 Cumartesi

OKUDUĞUM SON 4 KİTAP

1) Mustafa Balbay/Zülümhane/Cumhuriyet Kitapları

Bu kitabı okuduğunda halen Ergenekon davasının hukuğa uygun olduğunu düşünen kalırsa ya kötü niyetlidir ya da çok saftır. Tutuksuz yargı esas iken sadece yazıları, mesleki çalışmaları bahane edilerek içeride tutulan Balbay'ın çektikleri anlatılıyor ve savunması yer alıyor kitapta. Bu haliyle eğer parlamenterler dahil herkesi yüz yıllar sürecek şekilde yargılamak mümkün olabilir.

"Anadolu'da bir deyim vardır, atlıyla yaya istese de arkadaş olamaz ... Durumları ortak değil. Bu davada bütün birbirlerine benzemezler bir araya getirilmiş ve kocaman, içinden çıkılmaz bir terör örgütü yaratılmış."

"Hitler'in kurmaylarından Goebbels'in şu sözü tam bu iddianameye oturuyor : "Öylesine büyük bir yalan söyle ki, kimse karşı çıkamasın!" "

"Bu iddiaları dayandırdıkları hukuka aykırı delilleri ise apaçık olarak kendi iddialarının tersini gösteriyor, iddiayı çürütüyor."

"Ertesi gün, 6 Haziran'da Erol Hoca için nöbetçi mahkeme tahliye kararı verdi... Ömrümde çok sevdiğim, saygı duyduğum bir kişinin kanser haberini alınca sevineceğim hiç aklıma gelmedi. Kanser özgürlük demekti!"

2) Ayşe Kulin/Füreya/Everest

Öncü Cumhuriyet kadınlarından birinin hayatının anlatıldığı bu biyografik roman ile Atatürk dönemine bir kez daha hayran oldum.

"Herkesten iyi konuşulan Fransızcalar, herkesten iyi çalınan piyanolar, herkesden şık sofralar, eşsiz antikalar.... Sonuçta birbirini yiyen züppeler, katiller, çılgınlar barındıran bir aile!"

" ... Fransız devrimi'ni gerçekleştiren aydınlar gibi, Ankara'da münevver bir çevre bulacağını sanmıştı. ... Ama ne acı ki Mustafa Kemal'in yakın çevresi bomboş insanlarla doluydu. ...."

"Annesini ya da babasını kaybettiği için ne yapacağını bilemeyen, şaşkın bir çocuktan farkı yoktu. Ama bu duygusunda yalnız değildi. O anda, yurdunu seven her Türk, yüreği yanarak, kendine çağdaş bir ülke armağan etmiş, bir daha yeri asla doldurulamayacak Ata'sı için göz yaşı döküyordu."

"Kendiniz belirli kalıplara hapsetmişsiniz dostum" dedi Füreya, "güzel kadınların kocaları yakışıklı ve genç olmalıdır. Hasta olanlar köşelerine çekilip, ölümü beklemelidir. Türkler sadece Türkçe konuşmalıdır. ..."

3) Hanefi Avcı/Haliç'te Yaşayan Simonlar/Angora

Görünen o ki Hanefi Avcı kendi kurduğu sistemler, yapılar sayesinde, sonucunu bilerek yazdığı bu kitap nedeniyle şu an içeride. Devletin zafiyetleri, yanlı bakışı, kurumların cemaatlerin eline geçirilmesi belgeleri ile anlatılıyor. Bu kitabı okuduktan sonra istendiğinde herkesin kolaylıkla nasıl istenen suçla suçlanabileceğini anlayıp ürkeceksiniz.

"... Ama herkes Simonlaşmiş'tı, karşı tarafın cinayeti suç ama bizim yaptıklarımız suç değildi."

"Türkiye'ye yabancı sermaye gelmiyor deniyor; neden ve nasıl gelsin ki? Öncelikle iki defa vergi ödemeyi ve rüşvet vermeyi göze almaları gerekiyor. ..."

"Ne yazık ki, güvenlik ve askeri birimler psikolojik harekat yönetemleri ile halkın yönlendirilmesini zihniyet olarak hala yanlış görmemektedirler."

" Hatta bu polislerle dosya üzerinde çalıştılar, toplantılar yaptılar, dosyada şüpheli olarak adı geçmeyen Emin bey'in dosyaya girmesi için hazırlık yaptılar. Ankara savcısı görevsizlik kararı verip dosya İstanbul'a geldiğinde, önce bu dosyanın Savcı Berk'e düşmesini sağladılar."

"Peki bunları kim yapabilir?"

4) Zülfü Livaneli/Serenad/Doğan Kitap

2. dünya savaşı, casuslar, büyük bir aşk öyküsü, Hitler zülmü ve devletlerin insanlıkdan ne kadar uzaklaşabileceği anlatılıyor bu çok sürükleyici romanda.

"Hitler'in seçmenlerinin yarısını kazandığı, bir olgu olarak karşımızdaydı. Her türlü telkin ve demagoji aracılığıyla, rüşvetle, yozlaştırmayla, geleneksel her türlü değer ölçüsünü ayaklar altına alıp çiğneyerek, tahrip ederek ve yeni bir takım değerler ortaya atarak halkı iğfal ettiler. Ama 1933'ten önceki basının büyük kısmının seviyesizliğine tanık olan, siyasi mücadele üslubundaki kadayılaşmayı izleyen herkes, iktidarı anayasal yollardan ele geçirmenin, gerçekte bir hükümet darbesini dış görünüşte meşrulaştırmaya çaışan bir kılıf olduğunu kavrayabilirdi."

"Yaşlılıkta, çoğu durumda, beden ve zihin aynı zamanda çökmüyordu. Genellikle bunlardan biri genç kalıyordu. ...Önce zihin çökerse insan daha mutlu ölürdü."

"Kötümser 'İşler daha kötü olamaz' diye feryat ederken, iyimser, 'Olabilir, daha kötü de olabilir' dermiş."

9 Nisan 2011 Cumartesi

Ya

Seçime iki ay kaldı. Bu çok önemli dönemeçten sonra :

ya radyasyon felaketi ile buluşacağız ya çevreye özenli bir yönetimle,

ya anamızı alıp gideceğiz ya anamız baş tacı olacak,

ya HES'ler ile yok olacak vadilerimiz ya HES'ler sessizce son bulacak,

ya yayınlanmamış kitaplar toplanacak ya özgürce yayın yapılacak,

ya şifre ile haksızlığa göz yumulacak ya sınavlar yeniden güvenle yapılacak,

ya diktatörlük anayasası çıkarılacak ya anayasal uzlaşma sağlanacak,

ya tüm medya tekele geçecek ya yeniden çok sesli medya olacak,

ya karanlıkta korku ile yaşayacağız ya özgür olarak rahatlayacağız.



Bu nedenle seçimlerde oyunu kullan, tanıdığın herkesin sandığa gitmesini ve kararını vermesini sağla.

27 Mart 2011 Pazar

İleri Demokrasi

Yetmez ama evetçiler ile boykotçuların büyük destekleri ile geçtiğimiz ileri demokrasi günlerinin tadını çıkarıyoruz.

Her ileri şeriat demokrasisinde olduğu hırsızların elinin kesilmesi ile yetinmeyen büyüklerimiz düşünenlerin kitaplarını okus pokus ile yok etmeyi başarıyorlar. Bir sonraki aşama olarak düşünenlerin kafasının kesilmesi ve sorunun kökten çözülmesi planlanmakta.

Geçin karşısına, alın gül suyu kokteylinizi elinize, yudumlayın. Mutluluğun keyfini çıkarın!

Herkes Gider Mersin'e

Çok disiplinli, teknolojide en ileri bir ülke olan Japonya'da bile Nükleer tehlike yaşanıyor. Almanya eski santralları kapatma, İsviçre yeni nükleer santral yapmama kararı aldı. Sn. Erdoğan ise "her şeyin riski var." diyerek güzelim Mersin Akkuyu'yu mahvedecek nükleer santraldan vaz geçilmeyeceğini açıkladı.

Bu durumda hem Türkiye hem Akdeniz için olacak tüm risklerin heabını vermeye hazır olmalıdır. Hukuken olmasa bile vicdanen olacak her sorundan sorumlu olacaktır.

Bu kadar güneş enerjisi, rüzgar olanakları olan bir ülkede ülke ihtiyacının %1'ini ancak karşılayacak bir santral için hepimiz tehlike altına giriyoruz.

Uyanın!

Not: Bu yazı 15 Mart 2011'de yazılmış erişim sorunları nedeniyle bloga geç eklenmiştir.

5 Mart 2011 Cumartesi

Olmayan Adaletin Sarayı!

Dünyanın en büyük adliye sarayını açtı Sn. Erdoğan. En uzun davalar, en uzun tutukluluk süreleri artık burada daha rahat gerçekleşecek. 318 tutuklu,dünyanın en uzun iddianamesi, olası en uzun davası 328 bin metrekarelik bu dev binada görülmeyecek ama olsun. Yakında sanık sayısı 328 bine yükselince bu değerli, süper binaya da gerek duyulur herhalde. Sn. Erdoğan daha önce Diyarbakır'a da dünyanın en büyük cezaevi sözünü vermişti. Yanılıyorsun o sadece cezaevi sözü vermişti diyorsanız dünyanın en büyüğünden aşağısını yakıştıramam. Binada 442 hakim, 4.420 sorgu, 44.200 hücre odası varmış. Balbay'da azılı suçlu olarak hücreye atılmış.

Bir reklamdaki "Gelecek de bir gün gelecek" sloganı gibi elbet "Adaleti de görecek bu memleket!"

25 Şubat 2011 Cuma

Mısır ve Umutlar

Bir süredir Mısır'dayım. Buradaki çalışma arkadaşları ülkeden "Yeni Mısır" diye söz ediyor. Ben o kadar büyük değişim görememekle birlikte herkesin gelecekten umutlu, heyecanlı olması beni de sevindiriyor. Mısır için Türkiye'yi model alma burada da tartışılıyor. Ben örnek alacaksak Atatürk dönemi ve onun hızlı, devrimci döüşümlerini örnek alın diyorum. Özellikle eğitimde büyük yol almaları gerekiyor. Halkın büyük bölümünün okuma yazması yok.

Ortadoğu'daki değişimler, eğer gelir paylaşımı daha adil hale gelmezse, kendi güzel, kale duvarları arkasındaki sitesindeki villasında kimsenin huzur içinde kalamayacağını bir kez daha gösterdi. Bu ülkeler için tüketici, bireyci çözümler değil ancak üretici, toplumcu çözümler kalıcı gelişme sağlayabilir

18 Şubat 2011 Cuma

10 Vahim Hata

İçinde bulunduğumuz kötü günlere bu ülke nasıl geldi ileride tarihçiler araştıracaktır. Buna giden taşları döşeyen 10 vahim hatayı kayda geçmek isterim.

1) Seçim barajlarını indirmeyen Demirel ve İnönü hükümetleri. Ardından seçim barajlarının altında kalan CHP'den bile ders almayan partiler.

2) Okuduğu şiir yüzünden Erdoğan'ı mahküm eden mahkeme kararı ve yıllarca sürecek mağdur edebiyatının zemininin oluşturulması.

3) Üçlü koalisyonu tam bir ekonomik krizde iken saçma bir vehim ile bozan Bahçeli ve alınan erken seçim kararı. Tüm iktidar partileri baraj altında kalmıştı bu seçimde.

4) Erdoğan'ın seçilmesine olanak sağlayan yasa değişikliğine dokunulmazlıkların kaldırılması, seçim barajları vb. hiç bir önemli taviz almadan izin veren Baykal. Ayrıca bu seçimde Siirt'de seçimi almaya uğraşılmamıştı bile.

5) AKP hükümetlerinin AB yanlısı görünen tavırlarına aldanarak ona kredi veren liberaller ve aydınlar.

6) Çeşitli AB paketlerine, temel yasalara temel demokratik tavizler almadan destek olan cılız muhalefet.

7) CHP liderliğinden istifa etmek için kaset krizini bekleyen, iktidara talip olmayan Baykal.

8) Cumhurbaşkanlığı seçiminde Anayasa Mahkemesinin verdiği 367 kararının rejim için önemini anlamayan ve anlatmayan muhalefet. Uzlaşma sağlanmamasına karşın meclise gireceğim diyerek bu yolu açan Bahçeli.

9) Anayasa değişikliğinde yargıyı düzenleyen maddeler dışındaki maddelere olumlu oy vererek hükümeti sıkıştırma şansını kullanmayan CHP ve MHP.

10) Anayasa referandumunda yetmez ama evet ya da boykot diyen, oylamaya tatilden dönmeyerek katılmayan ve referandumdan %58 çıkmasını sağlayan sözde solcu, aydın, liberal ve benzerleri.

12 Şubat 2011 Cumartesi

KORKAK

Korkak patron şirket batırır.

Korkak mühendis gemi batırır.

Korkak doktor hastasını batırır.

Korkak politikacı partisini batırır.

Korkak yargıç ülkeyi batırır.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Fonuma Dokunma!

İşssizlik sigortası fonu çalışan ve işsizlerin fonudur. Bu fonda toplanan büyük paraya daha büyük bir iştahla bakanlara izin vermeyelim. Daha önce bu fondan GAP'a para aktarıp sonra bu yatırımların açılışını babasının cebinden yapmış edası ile yapanlara artık yeter diyelim. Geçen yıl milyonlarca işsizden sadece 170 bini bu fondan yararlanabildi. Bu parayı bir yere harcamak istiyorsanız :

- Fondan yararlanma koşulunu yumuşatın,

- Yararlanma süresini uzatın,

- Bağlanan maaş üst limitini artırın.

Başka bir şeye gerek yok. Torba yasası ile vergilerinizi affediyoruz diye ağzınıza çaınan bala kanmayın. Ağzınızdaki tat kalbinizdeki acı ile sonuçlanabilir!


------ DÜZENLEME

Sevgili dostum Hasrestsenfonileri daha açık yazmamı istemiş. Yazayım.

Şimdi işssiz sayısı kaç. Resmen 3 Milyon. Bazı diğer verilere göre 4.8 Milyon. Kaç kişi işsizlik maaşı aldı 2010'da. 170 bin. Yani en iyimser hesapla %6'sı.

Para mı yok fonda? 42 milyardan fazla. Eski parayla 42 Katrilyondan fazla para var fonda.

Ne yapmalı? Yararlanma koşulları kolaylaşmalı. Örneğin son üç yılda en az 600 gün koşulu 360 güne inebilir. İşten atılmadan son 120 gün kesintisiz fona para ödeme koşulu 90 güne inebilir.

Maaş son 3 yılda sigortalı çalıştığınız süreye bağlı olarak 6 ile 10 ay arası ödeniyor. Bu da 10 ile 18 aya çıkarılabilir.

Peki bütün bunlar yapılırsa fon erir ve bütçeye yük olmaya başlar mı? Dikkatli hesaplar yapıldığında fon erimeden, gelir gider dengesi korunarak büyümeye devam edebilir. Ama fona böyle hükümetler el atarsa GAP, BOP, SOP , SAP diye harcarsa fon bir batak haline gelebilir.

Son söz. Bu fonun senin maaşından kesilen para ile kuruldu. Fonuna sahip çık!