13 Ocak 2013 Pazar

OKUDUĞUM SON 3 KİTAP

1) Tehlikeli İlişkiler/Choderlod de Laclos/Bordro&Siyah

Tek bir kitapla klasiklerin arasında yer alan bu kitap ahlak ve insan ilişkileri üzerine mektuplardan oluşan bir roman. İnsanın yıllar içinde pek de değişmediğini bu romandan da anlıyoruz.

"Bizim çekingen sofu dilber cesaret edip gözlerini kaldıramıyor, bir sözcük söyleyemiyordu; telaşını gizlemek için mektuba göz gezdirir gibi gözüküyordu, ama okuyacak halde değildi."

"Dediğine göre odası, kocasınınkiyle aşığınınkinin arasında olduğu için Vressac'ı çağırmaktansa kendisi ona gitmeyi daha uygun bulmuş; ben de odasının karşısında yattığım için kendisinin benim odama girmesi daha bir ihtiyatlılık olur diyordu : "Hizmetçi yanımdan çıkar çıkmaz kalkar gelirim; siz kapınızı aralık bırakıp bekleyin." dedi.

"Öğütleriniz için de böyle diyeceğim; değerlerini anlıyorum, ama tutmak elimden gelmiyor."

2) Çıplak Deniz Çıplak Ada/Yaşar Kemal/YKY

Uzun zamandır beklediğim "Bir Ada Hikayesi" serisinin dördüncü kitabı çıktı. Her ne kadar haddim olmadığı değerlendirilecekse de ; çok iyi bir okur ve edebiyat aşıkı olarak bu eleştiriyi yapmalıyım.

267 sayfa olan kitap gerek eski bölümlerden gerekse kendinden o kadar çok tekrar, yineleme içeriyor ki 67 sayfada aynı metin hiç bir tadından eksilme olmadan yazılabilirdi. Zaten uzun betimlemeler Yaşar Kemal okurları için alışıldık bir durum ama bu kadarı da okura haksızlık dedirtti bu roman.

"Gidin efendim, Kazdağını görmeyen cenneti görmemiş demektir. Kazdağı bin pınarlı olduğu gibi, binbir çiçeğin de dağıdır. Dağ ağzına kadar binbir kokuyla doludur. Dağın dibinden geçenin bile kokulardan başları döner. Biz çok eskilerden bu yana Kazdağını görmeyen, orda az da olsa yaşamayan, bu dünyaya geldim demesin deriz."

"Sen eskiden, yalnız iyi olanlar, zulüm etmeyenler, tüyü bitmemiş çocukların,yetimlerin hakkını yemeyenler, insan öldürmeyenler, insan öldürenleri, insan öldürtenleri insan saymayanlar, öteki insanları küçümsemeyenler, insanın insanı sömürenlerini insanlık dışına atanlar, doğduğundan ölümüne kadar savaşlara karşı olanlar bu kokyu koklayabilirler dememişmiydin?"

"Melek Hatun bizim düşündüklerimizin hepsini düşünmüştür. Bizim düşündüklerimizin kim bilir kaç mislini düşünmüştür. Biz onun yanında ne kadar okumuşsak okumuş olalım, biz babamızı bilirsek bilelim onun kadar babamıza ulaşamayız."

3) Narziss ve Goldmund/Herman Hesse/YKY

Bu klasik felsefi romanda mantık ile duygunun, ilim ile sanatın çelişkisini, sevgileri, göçebeliği, vebayı, ölümü ve anne olgusu ve sevgisini buluyoruz. Okumayan kalmamalı.

"Goldmund:"Her akıllı çocuğun da yaptığı şeydir bu. Kralı bakışından tanır hemen ya da duruşundan. Sözün kısası, siz bilginler burnu havada kimselersiniz, bilimle uğraşmayan bizlere aptal gözüyle bakarsınız hep. Oysa bilimsiz de çok akıllı, çok zeki olabilir insan.""

"Doğru, Goldmund'cuğum, sende şaşılacak şey değil bu, çünkü henüz pek gençsin, sevimlisin ve yüzünde öyle masum bir ifade var ki, her kapıyı açar sana. Kadınların hoşuna gidecek bir tipsin, seni gören erkeklerse şöyle düşünür yalnız: Aman canım, zararsız biri, kimseye kötülüğü dokunacak gibi değil! Ama sana şunu söyleyeyim ki dostum, insan yaşlanıyor zamanla, çocuksu yüzde bir sakal beliriyor, kırışıklıklar ortaya çıkıyor, ayağındaki pantalonda delikler açılıyor, bir de bakıyorsun kapıların yüzüne kapatıldığı muşmula suratlı biri olmuş çıkmışsın, yüzündeki gençlik ve masumluk gitmiş, gözlerini bir açlık ifadesi bürümüş, bu vakte kadar da insanın biraz kaşarlanıp dünyanın kaç bucak olduğunu öğrendi mi ne ala, yoksa çok geçmeden çöplükte bulur kendini, köpekler gelir işer üzerine. ..."

"Belki, diye geçirdi içinden, tüm sanatın, tüm us'un kökeni ölümden duyulan korkudur. Bizler ölümden korkarız, gelip geçiciliğimiz tüylerimizi diken diken eder, boyuna çiçeklerin sararıp solduğunu, yaprakların döküldüğünü görüp hüzünlenir, bizim de ölümlü olduğumuz ve çok geçmeden sararıp solacağımız bilincini yüreğimizde taşırız. ..."

"Ya Goldmud'un kendisi, kendisi de ne kadar nazlı ve şımarık biri olup çıkmış, yozlaşıp bozulmuş, kentin bu semiz insanlarına ne kadar iğrenç derece de benzemişti!"

"Yersiz yurtsuz bir göçebe nazik ya da kaba, hünerli ya da beceriksiz, cesur ya da korkak olabilir, ama yüreğinin derinliklerinde bir çocuktur, ilk günde yaşar hep, dünya tarihinin başlamasından önceki ilk günde; yaşamını pek az sayıda yalın içgüdü ve gereksinim yönetir."

"Ne bileyim, belki aptalca bir şey. Ama gerçekten merak ediyorum. Öbür dünyayı değil, Narziss, bunu pek düşündüğüm yok, açıkça söylememe izin verirsen, böyle bir şeye inanmıyorum artık. Öbür dünya diye bir şey yok. Kurumuş bir ağaç dirilmez hiç, soğuktan donmuş bir kuş bir daha hayata dönemez, ölmüş bir insan da tıpkı bunun gibi. Aramızdan ayrılıp gitti mi, belki bir zaman düşünür, anımsarız kendisini, ama bu da uzun sürmez. Hayır, ölümü merak etmemin tek nedeni, anneme götüren yolun üzerinde bulunduğuma hala inanışım ya da bunu bir düş olarak içimde yaşatmam. Öyle umuyorum ki ölüm büyük bir mutluluk olacak benim için, ilk sevisel hazzın mutluluğu kadar büyük bir mutluluk. Azrailin değil, annemin beni hiçliğin ve masumiyetin içerisine götürüp bırakacağı düşüncesinden bir türlü kendimi kurtaramıyorum."

6 Ocak 2013 Pazar

Erdoğan'ın Samimiyetine Güvenmek

Dün Kılıçdaroğlu Erdoğan ve AKP'ye samimi olmaları şartıyla bir kredi daha verdi.

AKP zihniyeti ve Erdoğan samimi olmadığını defalarca kanıtladı halbuki. Önce AB yolunda güya büyük adımlar, sonra AB raporlarını çöpe atma. Önce Alevi açılımı sonra Cemevi'ne yasak, Sivas katliamının zaman aşımı. Önce siz idam etmediniz, biz olsaydık idam ederdik, sonra heyetleri Ada'ya gönderme. Önce görüşmedik, görüşen şerefsizdir, sonra ben görüşmedim, temsilcim görüştü. Önce koster aylarca bozuktur sonra neredeyse yatla ağırlanır misafirler. 4+4+4'de vekillerinizi çiğnedi, Anayasa görüşmeleri başkanlık dayatması ile tıkandı.

Daha ne samimiyeti bekliyorsun. Bu CHP'yi bitiren adım oldu bence.

Muhalefet önce AKP ve Erdoğan'ın samimi olmadığını bıkmadan, usanmadan halka anlatmakla başlar. Halkın zaten çeşitli kuşkuları oluştu. Bunun üstüne gitmek yerine verdiğiniz kredi sizi batıracak Kılıçdaroğlu haberiniz ola.

Bunu barışa şans vermek gerek diye izah edecekler olacaktır. Barışa samimi olarak inananlar barışı getirir, ABD'nin Ortadoğu planları ve kendi oy hesaplarından barışa bakanlar barışı değil batışı getirirler.

22 Aralık 2012 Cumartesi

AKP'nin Belediye Zihniyeti Sınıfta Kaldı

Perşembe günü İstanbul'da yaşanan rezaleti biraz anlatayım. Sabah altı gibi yola çıktığımda Sarıyer'de müthiş bir rüzgar ve hafif bir tipi vardı. Yollarda hiç bir tuzlama, kazıma aracı veya belediye faaliyeti yoktu. Kar bütün gün yağdı. Akşam beşte yola çıktığımda genelde daha yumuşak olan sahil yoluna yöneldim. Ne İstinye bayırında, ne de sahil yolunda, hiç bir yerde, hiç bir çalışma görmedim. 12 saat geçmiş ama milyarlarca dolar değerinde ekipman ve kamera yatırımı yapmış , AKOM kurmuş AKP'li belediye, Karayolları, kameralarda kaza yapan araçları, yolda kalan insanları seyredip sıcak koltuklarında kıllarını kıpırdatma gereği duymadan oturuyorlardı. O gün çok zorlukla ve gerçekten ciddi risklerle 4.5 saatte evime geldim.

Haberlerde Topbaş'ı dinleyince pes artık dedim. Yok kar yağışını Cuma günü bekliyorlarmış da, yok hava aniden soğumuş da. Bunları saat altıda yolda çalışma olmamasını açıklasa bile, bu araçlar eğer tuz almak için Tuz gölüne, Mazot almak için Arabistan'a gitmiyorsa her kar yağışında en geç saat sekizde ortalık harıl harıl çalışmalara sahne olmalıydı.

Bir araştırın İstanbul belediyesinin karla ilgili mücadele olanakları bir çok küçük ülkeden fazladır. Ama önemli olan halkın paralarını harman savurup araç almak değil halka hizmeti gerçekten hedefleyen, samimi ve insani bir anlayışa sahip olmaktır. Organizasyon yeteneğidir.

Bir kez daha sınıfta kalan AKP'li belediyelere verilecek ders yakındır.

9 Aralık 2012 Pazar

Yitik Etik

Etik anlayıştan en uzak olduğumuz bu günlerde etik siyaset yasası çıkarılıyormuş. Neymiş bir seferinde 12.000 TL hediye almak etik sayılacakmış parlamenterler için. Yılda toplam 12.000 TL. bile çok fazla ama belki anlaşılabilir. Ama her seferinde bu rakam bu yasa ile etik değil rüşvete kılıf getirilmeye çalışıldığını gösteriyor. Nasıl adaletin ayaklar altına alındığı bu dönem en çok yargı paketi çıktıysa etik yasa da aynı hesap!

1 Aralık 2012 Cumartesi

BM Güvenlik Konseyi

Blog yazılarıma BM hakkında bir yazı ile başlamıştım. Pek yetkisi olmasa da BM Genel Kurulu Filistin'i gözlemci üye statüsüne aldı. Tayyip Erdoğan tarafından da sıklıkla eleştirilen Güvenlik Konseyi 2. dünya savaşı gerçeklerini yansıtmaktadır.

BM Güvenlik konseyi yeniden düzenlenmelidir. Bu konuda somut önerim var. Konsey hiç birinin veto yetkisi olmayan 21 üyeden oluşmalı ve üyeler her 2 yılda bir aşağıda belirteceğim kurala göre belirlenmelidir.

En yüksek milli gelire sahip 8 üye olmalıdır. 2011 verileri ile bunlar ABD,Çin,Japonya,Almanya,Fransa,İngiltere,Brezilya ve Rusya.

Bunlar dışında kalan en yüksek nüfuslu 8 ülke konseyin üyesi olmalıdır. Bunlar Hindistan, Endonezya, Pakistan, Bengaldeş, Nijerya, Meksika,Filipinler ve Vietnam.

Son olarak bunların dışında kalan insani gelişmişlik endeksi en yüksek 5 ülke üye olmalıdır. Bunlar Norveç, Avustralya, Hollanda, Yeni Zelanda ve Kanada.

Bu 21 üye kararları en az 11 üyenin oyu, 21 üyenin toplam nüfusunun yarısını aşkın üyenin oyu ve yine 21 ülkenin toplam milli gelirinin yarısından fazlası oyu ile alabilirler.

Bu durumda örneğin Filistin'in tam üyeliği kararı rahatlıkla alınabilirdi. Böyle bir konsey gelişmiş ve diğer ülkeler arasında daha adil ve dengeli bir karar mekanizması oluşturacaktır.

Eğer gerçekten yeni güvenlik konseyi isteniyorsa bu öneri çerçevesinde örneğin Hindistan, Çin, Endonezya, Pakistan ve Meksika ile birlikte harekete geçip bu yönde düzenlemeler yapılmazsa BM'den ayrılarak ayrı bir organizasyona gidileceği net bir ültimatoma bağlanabilir.

6 Kasım 2012 Salı

3. Havaalanı

Terkos gölü civarına İstanbul'un 3. hava alanı yapılması AKP anlayışının ne kadar çarpık olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Dün Kadir Topbaş Atatürk Hava limanının kapatılabileceği ihtimali üzerinde de durdu. Alışveriş merkezi yapılabilirmiş örneğin. Çöllerden çok bahsedildiği bugünlerde bu eğriliğin neresini düzelteyim.

Öncelikle İstanbul'un son nefes alma noktaları olan Kuzey ormanlarını yok edecek 3. köprü ve ona bağlanacak son temiz su havzasını da mahvedecek 3. Hava Alanı. Bu İstanbul'a tam bir ihanettir. Daha köprü yapılmadan Zekeriyaköy ve civarlarının betonlaşma hızı çok çok arttı. Bu İstanbul'da hiç boşluk kalmasın ve yaşanamaz bir yer haline gelsin anlayışıdır.

Peki TAV'a 2021'e kadar taahhütle verilen Atatürk Hava Limanı 1. alan olmaktan çıkarsa bu firma oluşan zararı tazmin istemeyecek mi devletten? Ayrıca 2021 yılında da çok iyi fiyatla işletme hakkı ihale edilebilirdi. Bu AKP'nin büyük sermayeye bile verdiği sözleri tutmayan bir parti olduğunu göstermez mi?

Peki şu anda Atatürk Hava Limanına metro gidiyor. Bu metro Taksim ile de bağlanacak ve entegre hale gelecek. Hatta Haliç üzerinde çok tartışılan köprü bile bu amaçla yapılıyor. Yeni alana bu bağlantıları yapmak ne kadar zaman sürecek? Ya da bu bağlantılar planlanırken Atatürk Hava Limanının AVM olacağı mı hesabıyla yapılmıştı?

3. alana karşı değilim yerine ve plansızlığa, savrulan vergilerimize karşıyım.

Önerim Taksim trafiğini yer altına alacaklarına E5 trafiğini Hava Alanı bölgesinde yer altına alıp Sefaköy'de ciddi kamulaştırmalar yaparak alanın kapasitesini artırmak. Radisson Sas Hotel'de hava alanı içinde kalan otel haline dönebilir. 3. alanı ise mevcut alana metro ile bağlı bir bölgede yapılmasıdır.

4 Kasım 2012 Pazar

Açlık Grevleri

F tipi cezaevlerini engellemeye dönük ölüm oruçları ile bugün yapılan açlık grevleri arasında ciddi farklar var. O gün mahküm ve tutuklular kendilerine dayatılan insanlık dışı koşulları protesto ediyorlardı. Bugünkü grevde ise cezaevleri ile ilgili bir istek yok. Bu durumda açlık grevini destekleyen BDP'nin dışarıdaki üyelerinin yapması gerekli bu orucu. BDP bu oruçların durdurulması için çaba göstermelidir; eğer gerçekten o insanları düşünüyorlarsa.

Öcalan ile kesinleşen cezası sonrası yıllarca avukatları görüştü ve PKK bu görüşmelerle yönetildi. Buna yıllarca göz yumup şimdi avukatlarla görüştürmem, zaten halkımız idam geri gelsin diyenlerin olaya insani ve vicdani olarak bakmadıkları ortada. Önemli olan Öcalan'ı avukatları ile görüştürmemek değil, görüşmenin terör örgütü yönetimi haline gelmesini engellemektir. Devlet'in gücü burada gösterilmelidir.

Bir de halen Kürt sorunu diye sorun yoktur diyenler, BDP'lilerin dokunulmazlıklarını kaldırmaktan söz edenler var. Onlar da yangına benzinle gitmektedir.

Herkesi sağ duyuya çağırıyorum.

21 Ekim 2012 Pazar

OKUDUĞUM SON 2 KİTAP

1) Bir Dönem İki Kadın/Oya Baydar-Melek Ulagay/Can

1970'ler, 1980'ler, sol politik mücadelede iki kadın, darbeler ve işkenceler dönemine içeriden bir bakış. Bu dönemlerde bir şekilde sol politik mücadelenin içinde yer almışsanız bu anılar sizin de anılarınızı çağrıştıracak.

"Burnumu sürtmek, cezalandırmak isteği var. Bu işlere kalkışmış ama ne de olsa burjuva kızı, görsün bakalım, tavrı. Sınıf düşmanı kavramı üzerine inşa edilen bir düşünce sisteminden ne bekleyebilirsin?"

"Şu haline bak, seni gören korkar. Sevdiklerini kaybetmek acıdır; ama burada her gün onlarca genç ölüyor. Ben ölüme karşı direniyorum, yaşamı savunuyorum. Yaşam sürüyor, sen de yaşıyorsun ve yaşayacaksın. Bunu kafandan çıkarma. Şimdi git yüzünü gözünü düzelt, saçlarını tara, adama benze, sonra gel, sana ihtiyacım var. ..."

"İllegal hareketlerin, o türden partilerin yapısı, melketen şeytan yaratmaya elverişlidir. İnsanın içindeki kötülük tohumları iktidar mücadelesi içinde ve gizlilik koşullarında daha kolay filizlenir ve boy atar. Hepimiz,sen de, ben de kendi deneyimlerimizden biliriz: Belirli, dar bir ortamda,hele de düşmanla çevrelendiğin duygusu içindeysen içinde yaşadığın ortamın parçası olursun ve her şeyi orada edindiğin gözlükle görmeye başlarsın. ..."

2) Timsahların Sarı Gözleri/Katherine Pancol/Pegasus

550 sayfayı aşan bu roman kolayca okunuyor. Karı koca, aile ilişkileri, kardeşler arası ilişkiler, şirketler ve çalışma hayatından sahneler, serüven, medya hepsi bu romanda var.

"Josephine zamanı durdurmak, bu mutluluk anını ele geçirip şişeye kapatmak isterdi. Mutluluk, diye düşündü, küçük şeylerden ibaret. Daima büyük harfli beklenir, ama bize cılız bacakları ile gelir, biz farkına varmadan da burnumuzun dibinden geçip gidebilir...."

"Eskiden bütün bunlar beni heyecanlandırırdı, büyülerdi, senin sevgi dolu yukardan bakışını bir aşk güvencesi kabul ederdim, ama görüyorsun, Iris, artık seninle sıkılıyorum, sıkılıyorum çünkü bu güzellik yalanlara dayanıyor...."

"Sürekli üç kişi yaşamak nasıl bir şeydir bilemezsiniz, John. Üstelik bir hortlakla! Çünkü idealleştiriyordu! Kusursuz bir olmuştu : Yakışıklı, zeki, ünlü, zengin, çapkın, büyüleyici ..."

"Birtakım şeyler zor olduğu için onları yapmaya cesaret edemiyor değiliz, cesaret edemediğimiz için bize zor geliyorlar."

13 Ekim 2012 Cumartesi

Ordan Burdan

Adaletin olmadığı ülkede Küresel Adalet forumu düzenlenmiş. Keşke forumla adalet olsa!

Şam'da öğlen çayı içermişiz! İçeceğiniz çaydaki Mehmetçik kanı, Arap kanı boğazınızda durmasın dikkat!

Kapalı oylamada fire verilmiş! Demek ki gerçek demokrasi için tüm oylamalar kapalı olmalı!

18 Yaşa seçilme hakkı için Anayasa değişikliği yapılacakmış. Yeni Anayasayı bekleyemezmi idi? Çok mu acelemiz var? Bu AKP'nin klasik gündem değiştirme oyunudur. Seçim barajını kaldırsana acelen varsa!

İmam hatip ortaokulları boş kalmış! Nasıl olsa tüm okullar imam hatip oldu 4+4+4 kanunu ile. Vatandaş bunu anladı demek ki!

Ağlamak bile yasak ileri demokrasimizde. İşkence yapmalıyız deseydi bu kadar saldırılmazdı bu müdüre!

6 Ekim 2012 Cumartesi

Savaşa Hayır!

Suriye için çıkarılan "savaş" teskeresinin kullanımı hiç düşünülmemelidir.

Bugünlerde yok Suriye ordusu, Türk ordusu karşılaştırmaları, yok girsek bir gün de alırız lafları ortalığı çınlatıyor. Sen kendi toprağında ki yıllardır sayısı resmi makamlarca üç bin olarak açıklanıp hiç geçmeyen teröristlerin saldırılarını engelle demezler mi?

Orada ölecek bir vatanadaşımız bile bu savaşa hayır demeye değmez mi? Suriye'ye girersek İran'ın, Rusya'nın bu işe karışmayacağını kim garanti edecek? Halkımıza en yüksek benzin satılarak, dolaylı vergilerle ödenen paralarla finanse edilecek bir savaş, yeni silahlarını denemek ya da silah stoklarını eritmek isteyen silah kartelleri dışında kimseyi mutlu etmeyecektir. Türkiye yıllarca Ortadoğu haklarından kopacaktır.

- Dünyanın en başarısız dışişleri bakanı derhal istifa etmelidir.
- Suriye'li sığınmacılardan kadın, çocuk ve yaşlılar ülke içinde kamplara alınmalı; terörist mi, çapulcu mu olduğu belirsiz silahlı sözde muhalifler ülkelerine dönme veya sınır dışı edilme için 3 gün süre verilmeli; Suriye sınırları kapatılarak, giriş çıkış denetim altına alınmalıdır.
- Barış isteyen herkesi sanki suçmuş gibi Alevilikle itham edenler yaptıklarından dolayı girecekleri seçimlerde dersini alacaklardır.
- Füze savunma sistemi üssü ve radarları derhal kapatılmalıdır.
- Muhaliflerin hiç bir toplantısına Türkiye ev sahipliği yapmamalıdır.

Savaş hakkında duyguları ise daha önceki yazılarımda Tevfik Fikret'den alıntıladığım şiir çok güzel anlatıyor. İsteyene tekrar, tekrar okumasını salık veririm.