17 Mart 2013 Pazar

Korkak CHP'den fayda yok

Dün toplanan ve çözüm diye adlandırılan çözülme sürecini görüşen CHP parti meclisi halkı hayal kırıklığına uğrattı.

Erdoğan'a yaptıkları çağrıya bakarsak:

- Samimiyet bekliyorlar. Bunun beklenemeyeceğine dair binlerce olay oldu. Ancak salaklar binlerce olaydan sonra ders almaz.

- T.C. hukuk kuralları dışına çıkmamalı imiş. Hapisteki terör örgütü lideri ile terör örgütü yönetimi arasında ismi bile hükümetçe belirlenen milletvekilleri ile yazılı mesajlar alıp, vermek, bunlara aracılık etmek hangi hukuka uygun. Bunun hangi maddelerin ihlali olduğuna bakmak için hiç mi hukukçu yok CHP'de?

- Gizli ajandası olmayacakmış. Gizli ajandası olmayan dün terör örgütünün erlerine sarılanların dokunulmazlıklarını kaldırmaktan söz ederken bugün terör örgütünün generalleri ile resim çektirmeye ses çıkarmayanın nasıl gizli ajandası olmayacakmış!

- Açık ve şeffaflık talebi. Siz CHP'nin bu konudaki tavrı için bile açık ve şeffaf olamazken hiç bir şeffaf olmamış Erdoğan'dan bunu beklemek ne kadar samimi!

İsmet İnönü olsa idi bu korkak tavrın vatana ihanet olduğunu net bir şekilde söylerdi. Terör örgütü ile görüşmeye karşı çıkmayan bir CHP benim gözümde bitmiş ve halkı kazanma için son fırsat da geçmiştir.

2 Mart 2013 Cumartesi

Öcalan Anayasasına Hayır

Gerek açıklamaların, gerek basına sızan tutanakların artık netleştirdiği gibi yeni Anayasa pazarlıkları, tasarıları Öcalan ile yapılmakta.

Dün "Bebek Katili", "Terörist başı" dediği kişi ile Anayasa maddeleri tartışmak ne kadar samimiyet sayılır halkımız takdir edecektir. Başkanlık sistemi getirip, başkan seçilebilmek için bu pazarlıklara girenleri, Türk olmayı utanılacak bir şey yapmaya çalışanları ben de tarih de affetmeyecek.

Apo bölünmeden vazgeçip demokrasi ile yetinelim diyormuş. Demokrasiyi neredeyse 12 Eylül döneminden daha geriye getiren bu iktidar ile mi demokrasi ilerleyecek.

Barış getiriyoruz, Analar ağlamasın klişelerinin arkasına sığınarak hem Türk hem de Kürt halkına atılacak yeni bir kazık olacak bu Anayasa'ya şimdiden, tereddütsüz, binlerce kez HAYIRRRRRRRRRR!

16 Şubat 2013 Cumartesi

E-REÇETE

Gündeme gelip pek üzerinde durulmayan kağıt reçetenin kalkması konusuna değineceğim. Artık kağıt israf olmayacak diye sevinebiliriz belki ama biraz daha derine bakalım.

Elektronik reçete sistemi yeterince güvenli mi? Acil bir ilaç almaya gittiğinizde sistem çalışmıyor, sistem yavaş durumu ile ne kadar karşılaşılıyor. Görünen o ki yeterli bilişim altyapısı sağlanmadan sisteme geçilmiştir.

Daha önemli bir konu ise bu sistem ile her doktor, eczacı hepimizin sağlık durumu ve geçmişi bilgisine erişecek. Halbuki bana o an bakmakta olan doktor, ilaç almaya gittiğim eczane, yattığım hastane dışında kimse medikal kayıtlarıma ulaşamamalı. Parmak izi, damar veya yeni kimlik kartları ile güvenlik sağlanmadan bu uygulama çok suistimale açıktır.

Örneğin hasta veya yakını hiç doktora gitmeden telefonla e-reçete yazdırıp bulunduğu yerden alabilir.

Bu yolla devletin elinde sadece yaptığımız her görüşme, attığımız her emailin kaydı, gönderdiğimiz her havale, yaptığımız her seyahatin bilgisi olmakla kalmayacak sağlık durumumuzu da yakından bilecek.

Nitekim bunun sakıncalı olacağı anlaşılmış ki uygulamanın ertesi günü tüm doktorlara milletvekili ve ailelerine kağıt reçete yazılabileceğine dair genelge gönderilmiş. Ne diyelim vatandaşın her şeyi meydanda , vekillerin ki kapalı.

13 Ocak 2013 Pazar

OKUDUĞUM SON 3 KİTAP

1) Tehlikeli İlişkiler/Choderlod de Laclos/Bordro&Siyah

Tek bir kitapla klasiklerin arasında yer alan bu kitap ahlak ve insan ilişkileri üzerine mektuplardan oluşan bir roman. İnsanın yıllar içinde pek de değişmediğini bu romandan da anlıyoruz.

"Bizim çekingen sofu dilber cesaret edip gözlerini kaldıramıyor, bir sözcük söyleyemiyordu; telaşını gizlemek için mektuba göz gezdirir gibi gözüküyordu, ama okuyacak halde değildi."

"Dediğine göre odası, kocasınınkiyle aşığınınkinin arasında olduğu için Vressac'ı çağırmaktansa kendisi ona gitmeyi daha uygun bulmuş; ben de odasının karşısında yattığım için kendisinin benim odama girmesi daha bir ihtiyatlılık olur diyordu : "Hizmetçi yanımdan çıkar çıkmaz kalkar gelirim; siz kapınızı aralık bırakıp bekleyin." dedi.

"Öğütleriniz için de böyle diyeceğim; değerlerini anlıyorum, ama tutmak elimden gelmiyor."

2) Çıplak Deniz Çıplak Ada/Yaşar Kemal/YKY

Uzun zamandır beklediğim "Bir Ada Hikayesi" serisinin dördüncü kitabı çıktı. Her ne kadar haddim olmadığı değerlendirilecekse de ; çok iyi bir okur ve edebiyat aşıkı olarak bu eleştiriyi yapmalıyım.

267 sayfa olan kitap gerek eski bölümlerden gerekse kendinden o kadar çok tekrar, yineleme içeriyor ki 67 sayfada aynı metin hiç bir tadından eksilme olmadan yazılabilirdi. Zaten uzun betimlemeler Yaşar Kemal okurları için alışıldık bir durum ama bu kadarı da okura haksızlık dedirtti bu roman.

"Gidin efendim, Kazdağını görmeyen cenneti görmemiş demektir. Kazdağı bin pınarlı olduğu gibi, binbir çiçeğin de dağıdır. Dağ ağzına kadar binbir kokuyla doludur. Dağın dibinden geçenin bile kokulardan başları döner. Biz çok eskilerden bu yana Kazdağını görmeyen, orda az da olsa yaşamayan, bu dünyaya geldim demesin deriz."

"Sen eskiden, yalnız iyi olanlar, zulüm etmeyenler, tüyü bitmemiş çocukların,yetimlerin hakkını yemeyenler, insan öldürmeyenler, insan öldürenleri, insan öldürtenleri insan saymayanlar, öteki insanları küçümsemeyenler, insanın insanı sömürenlerini insanlık dışına atanlar, doğduğundan ölümüne kadar savaşlara karşı olanlar bu kokyu koklayabilirler dememişmiydin?"

"Melek Hatun bizim düşündüklerimizin hepsini düşünmüştür. Bizim düşündüklerimizin kim bilir kaç mislini düşünmüştür. Biz onun yanında ne kadar okumuşsak okumuş olalım, biz babamızı bilirsek bilelim onun kadar babamıza ulaşamayız."

3) Narziss ve Goldmund/Herman Hesse/YKY

Bu klasik felsefi romanda mantık ile duygunun, ilim ile sanatın çelişkisini, sevgileri, göçebeliği, vebayı, ölümü ve anne olgusu ve sevgisini buluyoruz. Okumayan kalmamalı.

"Goldmund:"Her akıllı çocuğun da yaptığı şeydir bu. Kralı bakışından tanır hemen ya da duruşundan. Sözün kısası, siz bilginler burnu havada kimselersiniz, bilimle uğraşmayan bizlere aptal gözüyle bakarsınız hep. Oysa bilimsiz de çok akıllı, çok zeki olabilir insan.""

"Doğru, Goldmund'cuğum, sende şaşılacak şey değil bu, çünkü henüz pek gençsin, sevimlisin ve yüzünde öyle masum bir ifade var ki, her kapıyı açar sana. Kadınların hoşuna gidecek bir tipsin, seni gören erkeklerse şöyle düşünür yalnız: Aman canım, zararsız biri, kimseye kötülüğü dokunacak gibi değil! Ama sana şunu söyleyeyim ki dostum, insan yaşlanıyor zamanla, çocuksu yüzde bir sakal beliriyor, kırışıklıklar ortaya çıkıyor, ayağındaki pantalonda delikler açılıyor, bir de bakıyorsun kapıların yüzüne kapatıldığı muşmula suratlı biri olmuş çıkmışsın, yüzündeki gençlik ve masumluk gitmiş, gözlerini bir açlık ifadesi bürümüş, bu vakte kadar da insanın biraz kaşarlanıp dünyanın kaç bucak olduğunu öğrendi mi ne ala, yoksa çok geçmeden çöplükte bulur kendini, köpekler gelir işer üzerine. ..."

"Belki, diye geçirdi içinden, tüm sanatın, tüm us'un kökeni ölümden duyulan korkudur. Bizler ölümden korkarız, gelip geçiciliğimiz tüylerimizi diken diken eder, boyuna çiçeklerin sararıp solduğunu, yaprakların döküldüğünü görüp hüzünlenir, bizim de ölümlü olduğumuz ve çok geçmeden sararıp solacağımız bilincini yüreğimizde taşırız. ..."

"Ya Goldmud'un kendisi, kendisi de ne kadar nazlı ve şımarık biri olup çıkmış, yozlaşıp bozulmuş, kentin bu semiz insanlarına ne kadar iğrenç derece de benzemişti!"

"Yersiz yurtsuz bir göçebe nazik ya da kaba, hünerli ya da beceriksiz, cesur ya da korkak olabilir, ama yüreğinin derinliklerinde bir çocuktur, ilk günde yaşar hep, dünya tarihinin başlamasından önceki ilk günde; yaşamını pek az sayıda yalın içgüdü ve gereksinim yönetir."

"Ne bileyim, belki aptalca bir şey. Ama gerçekten merak ediyorum. Öbür dünyayı değil, Narziss, bunu pek düşündüğüm yok, açıkça söylememe izin verirsen, böyle bir şeye inanmıyorum artık. Öbür dünya diye bir şey yok. Kurumuş bir ağaç dirilmez hiç, soğuktan donmuş bir kuş bir daha hayata dönemez, ölmüş bir insan da tıpkı bunun gibi. Aramızdan ayrılıp gitti mi, belki bir zaman düşünür, anımsarız kendisini, ama bu da uzun sürmez. Hayır, ölümü merak etmemin tek nedeni, anneme götüren yolun üzerinde bulunduğuma hala inanışım ya da bunu bir düş olarak içimde yaşatmam. Öyle umuyorum ki ölüm büyük bir mutluluk olacak benim için, ilk sevisel hazzın mutluluğu kadar büyük bir mutluluk. Azrailin değil, annemin beni hiçliğin ve masumiyetin içerisine götürüp bırakacağı düşüncesinden bir türlü kendimi kurtaramıyorum."

6 Ocak 2013 Pazar

Erdoğan'ın Samimiyetine Güvenmek

Dün Kılıçdaroğlu Erdoğan ve AKP'ye samimi olmaları şartıyla bir kredi daha verdi.

AKP zihniyeti ve Erdoğan samimi olmadığını defalarca kanıtladı halbuki. Önce AB yolunda güya büyük adımlar, sonra AB raporlarını çöpe atma. Önce Alevi açılımı sonra Cemevi'ne yasak, Sivas katliamının zaman aşımı. Önce siz idam etmediniz, biz olsaydık idam ederdik, sonra heyetleri Ada'ya gönderme. Önce görüşmedik, görüşen şerefsizdir, sonra ben görüşmedim, temsilcim görüştü. Önce koster aylarca bozuktur sonra neredeyse yatla ağırlanır misafirler. 4+4+4'de vekillerinizi çiğnedi, Anayasa görüşmeleri başkanlık dayatması ile tıkandı.

Daha ne samimiyeti bekliyorsun. Bu CHP'yi bitiren adım oldu bence.

Muhalefet önce AKP ve Erdoğan'ın samimi olmadığını bıkmadan, usanmadan halka anlatmakla başlar. Halkın zaten çeşitli kuşkuları oluştu. Bunun üstüne gitmek yerine verdiğiniz kredi sizi batıracak Kılıçdaroğlu haberiniz ola.

Bunu barışa şans vermek gerek diye izah edecekler olacaktır. Barışa samimi olarak inananlar barışı getirir, ABD'nin Ortadoğu planları ve kendi oy hesaplarından barışa bakanlar barışı değil batışı getirirler.

22 Aralık 2012 Cumartesi

AKP'nin Belediye Zihniyeti Sınıfta Kaldı

Perşembe günü İstanbul'da yaşanan rezaleti biraz anlatayım. Sabah altı gibi yola çıktığımda Sarıyer'de müthiş bir rüzgar ve hafif bir tipi vardı. Yollarda hiç bir tuzlama, kazıma aracı veya belediye faaliyeti yoktu. Kar bütün gün yağdı. Akşam beşte yola çıktığımda genelde daha yumuşak olan sahil yoluna yöneldim. Ne İstinye bayırında, ne de sahil yolunda, hiç bir yerde, hiç bir çalışma görmedim. 12 saat geçmiş ama milyarlarca dolar değerinde ekipman ve kamera yatırımı yapmış , AKOM kurmuş AKP'li belediye, Karayolları, kameralarda kaza yapan araçları, yolda kalan insanları seyredip sıcak koltuklarında kıllarını kıpırdatma gereği duymadan oturuyorlardı. O gün çok zorlukla ve gerçekten ciddi risklerle 4.5 saatte evime geldim.

Haberlerde Topbaş'ı dinleyince pes artık dedim. Yok kar yağışını Cuma günü bekliyorlarmış da, yok hava aniden soğumuş da. Bunları saat altıda yolda çalışma olmamasını açıklasa bile, bu araçlar eğer tuz almak için Tuz gölüne, Mazot almak için Arabistan'a gitmiyorsa her kar yağışında en geç saat sekizde ortalık harıl harıl çalışmalara sahne olmalıydı.

Bir araştırın İstanbul belediyesinin karla ilgili mücadele olanakları bir çok küçük ülkeden fazladır. Ama önemli olan halkın paralarını harman savurup araç almak değil halka hizmeti gerçekten hedefleyen, samimi ve insani bir anlayışa sahip olmaktır. Organizasyon yeteneğidir.

Bir kez daha sınıfta kalan AKP'li belediyelere verilecek ders yakındır.

9 Aralık 2012 Pazar

Yitik Etik

Etik anlayıştan en uzak olduğumuz bu günlerde etik siyaset yasası çıkarılıyormuş. Neymiş bir seferinde 12.000 TL hediye almak etik sayılacakmış parlamenterler için. Yılda toplam 12.000 TL. bile çok fazla ama belki anlaşılabilir. Ama her seferinde bu rakam bu yasa ile etik değil rüşvete kılıf getirilmeye çalışıldığını gösteriyor. Nasıl adaletin ayaklar altına alındığı bu dönem en çok yargı paketi çıktıysa etik yasa da aynı hesap!

1 Aralık 2012 Cumartesi

BM Güvenlik Konseyi

Blog yazılarıma BM hakkında bir yazı ile başlamıştım. Pek yetkisi olmasa da BM Genel Kurulu Filistin'i gözlemci üye statüsüne aldı. Tayyip Erdoğan tarafından da sıklıkla eleştirilen Güvenlik Konseyi 2. dünya savaşı gerçeklerini yansıtmaktadır.

BM Güvenlik konseyi yeniden düzenlenmelidir. Bu konuda somut önerim var. Konsey hiç birinin veto yetkisi olmayan 21 üyeden oluşmalı ve üyeler her 2 yılda bir aşağıda belirteceğim kurala göre belirlenmelidir.

En yüksek milli gelire sahip 8 üye olmalıdır. 2011 verileri ile bunlar ABD,Çin,Japonya,Almanya,Fransa,İngiltere,Brezilya ve Rusya.

Bunlar dışında kalan en yüksek nüfuslu 8 ülke konseyin üyesi olmalıdır. Bunlar Hindistan, Endonezya, Pakistan, Bengaldeş, Nijerya, Meksika,Filipinler ve Vietnam.

Son olarak bunların dışında kalan insani gelişmişlik endeksi en yüksek 5 ülke üye olmalıdır. Bunlar Norveç, Avustralya, Hollanda, Yeni Zelanda ve Kanada.

Bu 21 üye kararları en az 11 üyenin oyu, 21 üyenin toplam nüfusunun yarısını aşkın üyenin oyu ve yine 21 ülkenin toplam milli gelirinin yarısından fazlası oyu ile alabilirler.

Bu durumda örneğin Filistin'in tam üyeliği kararı rahatlıkla alınabilirdi. Böyle bir konsey gelişmiş ve diğer ülkeler arasında daha adil ve dengeli bir karar mekanizması oluşturacaktır.

Eğer gerçekten yeni güvenlik konseyi isteniyorsa bu öneri çerçevesinde örneğin Hindistan, Çin, Endonezya, Pakistan ve Meksika ile birlikte harekete geçip bu yönde düzenlemeler yapılmazsa BM'den ayrılarak ayrı bir organizasyona gidileceği net bir ültimatoma bağlanabilir.

6 Kasım 2012 Salı

3. Havaalanı

Terkos gölü civarına İstanbul'un 3. hava alanı yapılması AKP anlayışının ne kadar çarpık olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Dün Kadir Topbaş Atatürk Hava limanının kapatılabileceği ihtimali üzerinde de durdu. Alışveriş merkezi yapılabilirmiş örneğin. Çöllerden çok bahsedildiği bugünlerde bu eğriliğin neresini düzelteyim.

Öncelikle İstanbul'un son nefes alma noktaları olan Kuzey ormanlarını yok edecek 3. köprü ve ona bağlanacak son temiz su havzasını da mahvedecek 3. Hava Alanı. Bu İstanbul'a tam bir ihanettir. Daha köprü yapılmadan Zekeriyaköy ve civarlarının betonlaşma hızı çok çok arttı. Bu İstanbul'da hiç boşluk kalmasın ve yaşanamaz bir yer haline gelsin anlayışıdır.

Peki TAV'a 2021'e kadar taahhütle verilen Atatürk Hava Limanı 1. alan olmaktan çıkarsa bu firma oluşan zararı tazmin istemeyecek mi devletten? Ayrıca 2021 yılında da çok iyi fiyatla işletme hakkı ihale edilebilirdi. Bu AKP'nin büyük sermayeye bile verdiği sözleri tutmayan bir parti olduğunu göstermez mi?

Peki şu anda Atatürk Hava Limanına metro gidiyor. Bu metro Taksim ile de bağlanacak ve entegre hale gelecek. Hatta Haliç üzerinde çok tartışılan köprü bile bu amaçla yapılıyor. Yeni alana bu bağlantıları yapmak ne kadar zaman sürecek? Ya da bu bağlantılar planlanırken Atatürk Hava Limanının AVM olacağı mı hesabıyla yapılmıştı?

3. alana karşı değilim yerine ve plansızlığa, savrulan vergilerimize karşıyım.

Önerim Taksim trafiğini yer altına alacaklarına E5 trafiğini Hava Alanı bölgesinde yer altına alıp Sefaköy'de ciddi kamulaştırmalar yaparak alanın kapasitesini artırmak. Radisson Sas Hotel'de hava alanı içinde kalan otel haline dönebilir. 3. alanı ise mevcut alana metro ile bağlı bir bölgede yapılmasıdır.

4 Kasım 2012 Pazar

Açlık Grevleri

F tipi cezaevlerini engellemeye dönük ölüm oruçları ile bugün yapılan açlık grevleri arasında ciddi farklar var. O gün mahküm ve tutuklular kendilerine dayatılan insanlık dışı koşulları protesto ediyorlardı. Bugünkü grevde ise cezaevleri ile ilgili bir istek yok. Bu durumda açlık grevini destekleyen BDP'nin dışarıdaki üyelerinin yapması gerekli bu orucu. BDP bu oruçların durdurulması için çaba göstermelidir; eğer gerçekten o insanları düşünüyorlarsa.

Öcalan ile kesinleşen cezası sonrası yıllarca avukatları görüştü ve PKK bu görüşmelerle yönetildi. Buna yıllarca göz yumup şimdi avukatlarla görüştürmem, zaten halkımız idam geri gelsin diyenlerin olaya insani ve vicdani olarak bakmadıkları ortada. Önemli olan Öcalan'ı avukatları ile görüştürmemek değil, görüşmenin terör örgütü yönetimi haline gelmesini engellemektir. Devlet'in gücü burada gösterilmelidir.

Bir de halen Kürt sorunu diye sorun yoktur diyenler, BDP'lilerin dokunulmazlıklarını kaldırmaktan söz edenler var. Onlar da yangına benzinle gitmektedir.

Herkesi sağ duyuya çağırıyorum.