Demokrasinin "d" sinin bile olmadığı bu ülkede demokrasi paketi açacaksın ve biz de demokrasi geliyor diye sevineceğiz. Sen bizi salak mı sandın?
Gazetecilerin sadece yazdıkları yazılardan dolayı müebbet hapis cezası aldığı, ülkesinin bayrağını satan bir yurttaşın bile göz altına alınabildiği, polisin orantısız şiddetinden ölen altı genç ortada iken bunları yapanların sistemli olarak bulunmadığı, bu polislerin kahraman diye ödüllendirildiği, şeriat diye komşumuzu kan gölüne döndürenlere her tür desteğin yapılıp, öldürdükleri hamile vatandaşlarımız için bile yetkililerden ses çıkmazken sadece kendi mezheplerinden yönetimlerin uğradığı baskıya sahte gözyaşları ile ağlandığı, size cami-cemevi yapacağım diye alevi vatandaşlara dayak ve şiddet uygulandığı, çocuklarımıza zorla din dersi okutulduğu yetmediği gibi zorunlu seçmeli derslerle de bir mezhep ve ideolojinin kabaca dayatıldığı, spor sahalarına bile politik müdahalelerin yapıldığı, hastanelere bile gaz bombası atılabildiği, insanlara sadece yalan söylemem dedi diye sürgünün layık görüldüğü, teröristlerin gizli sanıklığı ile genel kurmay başkanlarının müebbet hapis cezası alabildiği, bizim paramızla bize bunları cilalayarak gazetelerin, televizyonların kamu reklamları ile doldurulduğu bu yalan,talan ve vicdansızlık dönemine hiç bir paket demokrasi getiremez!
Halkımız paketinizi elinize seçimlerde verecektir!
Ülke ve Dünya Sorunlarına Demokratik, İnsancıl ve Çevreci bir Yaklaşım.
28 Eylül 2013 Cumartesi
8 Eylül 2013 Pazar
İkiyüzlülere Olimpiyat Yok!
Açık konuşayım. Dün yatarken 2020 olimpiyatını almayalım diye dua ederek yattım. Gece sevinç gösterileri olmayınca televizyonu açtım. Naklen yayınlayan kanalda ilgili bir şey göremeyince vermediklerini anlayıp sevindim.
Sabah haberleri, yorumları okudum,dinledim.
Sen ne dersen de eğer samimi değilsen, ikiyüzlü davranıyorsan bu anlaşılıyor ve prim yapmıyor.
Dün ağaçları savunanları gaz bombaları ile öldürürken, mahallelerinin ortasına, kendi elleriyle dikip dünyanın en büyük kent ormanı yaptıkları ODTÜ ormanına ruhsatsız bir otoban inşaat için can hıraş dalarken,İstanbul'da 30 metre otoban için 200 metre eninde alanı ormandan temizlerken, "yeşilin hastasıyım" diyene kimse inanmıyor.
Spora politikayı bulaştırıp, bir kameraya demeci nedeniyle en önemli oyuncuları milli takımdan kesip, basketbolda rezil olurken "spora aşığım" diyenler kimseyi kandıramıyor. Özerk federasyonlara bile bu kadar çok müdahale yaparken sporun zirvesi olimpiyatlara talip olmak inandırıcı değil.
Kent halkının ulaşım sorununu yıllarca çözemezken, İstanbul'u 30 milyon yapacak ihanete imza atılırken, ulaşım sorununu çözeceğiz dersen kimse bunu yutmaz.
Kendi şirketine yapılan haksız vergi incelemesi nedeniyle milyonlarca dolar zarara uğramasına rağmen yalakalık için soru soran muhabirleri tersleyen sermayedarların yalakalıkları da yanına kaldı!
Hele bir gün önce "savaş da savaş", "vurup kaçmak olmaz, yıkmadan gidilen savaşa savaş demem" derken, bir gün sonra "bize olimpiyadı verirseniz, barışa katkıda bulunursunuz" denmesine kim inanır.
Ülkemiz demokratik ve özerk spor yönetimine kavuştuktan sonra olimpiyada tekrar, gururla başvurur.
Sabah haberleri, yorumları okudum,dinledim.
Sen ne dersen de eğer samimi değilsen, ikiyüzlü davranıyorsan bu anlaşılıyor ve prim yapmıyor.
Dün ağaçları savunanları gaz bombaları ile öldürürken, mahallelerinin ortasına, kendi elleriyle dikip dünyanın en büyük kent ormanı yaptıkları ODTÜ ormanına ruhsatsız bir otoban inşaat için can hıraş dalarken,İstanbul'da 30 metre otoban için 200 metre eninde alanı ormandan temizlerken, "yeşilin hastasıyım" diyene kimse inanmıyor.
Spora politikayı bulaştırıp, bir kameraya demeci nedeniyle en önemli oyuncuları milli takımdan kesip, basketbolda rezil olurken "spora aşığım" diyenler kimseyi kandıramıyor. Özerk federasyonlara bile bu kadar çok müdahale yaparken sporun zirvesi olimpiyatlara talip olmak inandırıcı değil.
Kent halkının ulaşım sorununu yıllarca çözemezken, İstanbul'u 30 milyon yapacak ihanete imza atılırken, ulaşım sorununu çözeceğiz dersen kimse bunu yutmaz.
Kendi şirketine yapılan haksız vergi incelemesi nedeniyle milyonlarca dolar zarara uğramasına rağmen yalakalık için soru soran muhabirleri tersleyen sermayedarların yalakalıkları da yanına kaldı!
Hele bir gün önce "savaş da savaş", "vurup kaçmak olmaz, yıkmadan gidilen savaşa savaş demem" derken, bir gün sonra "bize olimpiyadı verirseniz, barışa katkıda bulunursunuz" denmesine kim inanır.
Ülkemiz demokratik ve özerk spor yönetimine kavuştuktan sonra olimpiyada tekrar, gururla başvurur.
28 Ağustos 2013 Çarşamba
Suriye'ye Müdaheleye Hayır!
Biraz hafızanızı yoklasanız Körfez Savaşı sırasında Saddam'ın ne nükleer silahları kalmıştı,ne kitlesel imha silahları. Sonradan bunların hepsinin yalan olduğu hem Amerikalı hem İngiliz yetkililer kabul ettiler. Ölen binlerce Irak'lıya ve askerlere oldu.
Şimdi bir benzeri Suriye için tekrarlanıyor. BM raporunu bile beklemeden müdahele yapılmaya kalkılıyor. Türkiye Dışişleri buna öncülük yapmakla övünüyor. Nedir bu aceleniz?
Her durumda, Esad kimyasal silah kullanmış bile olsa da Türkiye komşusu ile savaşa, müdaheleye katılmamalıdır.
Ölecek her Türk askeri, her vatandaş için yapılacak bu savaşın karar alıcıları hesap verecektir. Suriye'de ölen çocuk resimlerine yeni resimleri Türkiye'den de ilave etmenin kimseye yararı yoktur.
Oluşacak ekonomik çöküntü de cabası olacaktır!
Hepimiz gerçekleri haykıralım!
Şimdi bir benzeri Suriye için tekrarlanıyor. BM raporunu bile beklemeden müdahele yapılmaya kalkılıyor. Türkiye Dışişleri buna öncülük yapmakla övünüyor. Nedir bu aceleniz?
Her durumda, Esad kimyasal silah kullanmış bile olsa da Türkiye komşusu ile savaşa, müdaheleye katılmamalıdır.
Ölecek her Türk askeri, her vatandaş için yapılacak bu savaşın karar alıcıları hesap verecektir. Suriye'de ölen çocuk resimlerine yeni resimleri Türkiye'den de ilave etmenin kimseye yararı yoktur.
Oluşacak ekonomik çöküntü de cabası olacaktır!
Hepimiz gerçekleri haykıralım!
18 Ağustos 2013 Pazar
Korkak Politikacılar ve Cesur Halk
Gezi olayları ve arkasından bitmek bilmeyen protestolar halkın aslında ne kadar cesur olduğunu gösterdi. Ne biber gazı, ne TOMA, ne tazyikli su, ne plastik mermi halkı yıldırmadı. Bundan çok bahsedildiği için daha fazla değinmeyeceğim.
Politikacılarımızın korkaklığı konusunda ise örnekler çok.
Çözüm süreci diye milletin gözünü boyamış iken, PKK gösterilerini bastırtmaktan korkuyor AKP liderleri. Cemaat arkamızdaki desteği çeker diye korkuyorlar. Destekledikleri Suriye muhalefetinin yaptığı katliamları protesto etmekten, sınırlarımızı teröristlere, Kaide'cilere kapatmaktan korkuyorlar. Belediye seçimlerini kaybedersek yaptığımız rant oyunlarının bozulmasından korkuyorlar.
Çözüm sürecinin terörün galibiyetini anons etmek anlamına geldiğini bile, bile; halk bizi barışa karşı sanar diye sürece karşı çıkmaktan korkuyor CHP liderleri. Diktatör dedikleri ile Anayasa yapılmayacağını, ben sizin açtığınız krediyi istemem diyen bir başbakanla Anayasa yapılmayacağını söylemekten korkuyorlar. Üzerinde anlaşılan 60 maddenin yaşalaşmasının hiç bir demokratik ilerleme sağlamayacağını söylemekten korkuyorlar. Tüm üyelerin katılımı ile ön seçim yapmaktan, CHP'ye üye olmakta bile nazlanan Sarıgül'ün aday yapılmasını talep eden sermaye çevrelerine hayır demekten korkuyorlar. Genel başkanı Alevi olduğunun öne çıkmasından korktuğundan Diyanet işlerine ayrılan bütçeye karşı çıkamıyorlar. Alkolikle, içki düşkünü olmakla suçlanırız diye Alkolle ilgili ve özel yaşamı kısıtlayan yasaları Anayasa Mahkemesine götürmekten korkuyorlar.
AKP'nin seçim barajı ile ilgili yasayı gündeme bile almamasına Apo'yu kızdırma korkusuyla bir şey diyemiyor BDP liderleri. Özel yetkili mahkemelerle seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri içeride olduğu halde Ergenekon'cu diye suçlanırız, AKP'yi kızdırırız diye korkuyorlar.
Hem AKP'yi ülkeyi bölünmeye götürmekle suçlayıp hem de ona karşı en yaygın protestolara üyeleri katılır diye korkuyor MHP liderleri. Anayasayı İmralı canisi ile yapıyorsunuz derken yine de Anayasa komisyonundan ayrılmaktan korkuyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de meclise girmemekten korkmuşlardı.
Bu kadar korkak politikacılarla bir sonuç almak gerçekten zor. Düşünün bu kadar korkusu olsa idi Kurtuluş savaşını başlatabilir miydi Atatürk?
Politikacılarımızın korkaklığı konusunda ise örnekler çok.
Çözüm süreci diye milletin gözünü boyamış iken, PKK gösterilerini bastırtmaktan korkuyor AKP liderleri. Cemaat arkamızdaki desteği çeker diye korkuyorlar. Destekledikleri Suriye muhalefetinin yaptığı katliamları protesto etmekten, sınırlarımızı teröristlere, Kaide'cilere kapatmaktan korkuyorlar. Belediye seçimlerini kaybedersek yaptığımız rant oyunlarının bozulmasından korkuyorlar.
Çözüm sürecinin terörün galibiyetini anons etmek anlamına geldiğini bile, bile; halk bizi barışa karşı sanar diye sürece karşı çıkmaktan korkuyor CHP liderleri. Diktatör dedikleri ile Anayasa yapılmayacağını, ben sizin açtığınız krediyi istemem diyen bir başbakanla Anayasa yapılmayacağını söylemekten korkuyorlar. Üzerinde anlaşılan 60 maddenin yaşalaşmasının hiç bir demokratik ilerleme sağlamayacağını söylemekten korkuyorlar. Tüm üyelerin katılımı ile ön seçim yapmaktan, CHP'ye üye olmakta bile nazlanan Sarıgül'ün aday yapılmasını talep eden sermaye çevrelerine hayır demekten korkuyorlar. Genel başkanı Alevi olduğunun öne çıkmasından korktuğundan Diyanet işlerine ayrılan bütçeye karşı çıkamıyorlar. Alkolikle, içki düşkünü olmakla suçlanırız diye Alkolle ilgili ve özel yaşamı kısıtlayan yasaları Anayasa Mahkemesine götürmekten korkuyorlar.
AKP'nin seçim barajı ile ilgili yasayı gündeme bile almamasına Apo'yu kızdırma korkusuyla bir şey diyemiyor BDP liderleri. Özel yetkili mahkemelerle seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri içeride olduğu halde Ergenekon'cu diye suçlanırız, AKP'yi kızdırırız diye korkuyorlar.
Hem AKP'yi ülkeyi bölünmeye götürmekle suçlayıp hem de ona karşı en yaygın protestolara üyeleri katılır diye korkuyor MHP liderleri. Anayasayı İmralı canisi ile yapıyorsunuz derken yine de Anayasa komisyonundan ayrılmaktan korkuyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de meclise girmemekten korkmuşlardı.
Bu kadar korkak politikacılarla bir sonuç almak gerçekten zor. Düşünün bu kadar korkusu olsa idi Kurtuluş savaşını başlatabilir miydi Atatürk?
27 Temmuz 2013 Cumartesi
Okuduğum Son 8 Kitap
Uzun süredir okuduğum kitapları yazamadım. Bu arada sekiz kitap birikmiş. Çok yoğun gündeme karşın öncelikle bu sekiz kitaptan bahsetmek istiyorum.
1) Maya'nın Günlüğü/Isabel Allende/Can
Kitap Şili ve Amerika'da geçiyor. Oldukça sürükleyici. Hem Amerikan mafyasının hareketli, hem Şili köylüsünün sakin yaşamı bu kitabın içinde.
"... buna minga diyorlar, pek çok kişinin, ihtiyaçları olduğunda kendilerinin de yardımsız kalmayacağını bilerek para almadan bir işin ucundan tutmaları anlamına geliyor. Karşılıklı ilişkilerin en kutsal yasası bu : Bugün sana, yarın bana. ..."
"Anevrizma ölüme mahkum olmak gibi bir şeydir, bu da onu kaygısız bir insan haline getirdi, ama kayıtsız değil."
"Bazıları unutulmaz tiplerdi, Afganistan'da bir patlamadan sağ kurtulup sonunda adını bile hatırlayamadan kendini Las Vegas'ta bulan İndiana'lı o genç çocuk gibi. "Bacaklarını kaybediyorsun sana madalya veriyorlar, aklını kaybediyorsun, hiçbir şey vermiyorlar."
"... bu işten çok iyi anlayan Mike O'Kelly'nin sözlerini hatırlıyorum, bağımlılık gebelik gibidir der o, ya vardır ya yoktur, ikisi bir arada olamaz."
2) Kaplıcada Bir Konuk/Herman Hesse/AFA
Bir felsefe yazarının kaplıca gezi anıları.
"İyi ama büyük olan ne, küçük olan nedir? Önemli olan nedir, önemsiz olan ne? Bir psikiyatrist küçük rahatsızlıklara, küçük uyarılara, onurunun küçük çaptaki incinmelerine aşırı duyarlılıkla ve şiddetle tepki gösteren, oysa çoğunluğun pek kötü karşılayacağı acı ve sarsıntıları belki serinkanlılıkla sineye çeken bir kimseyi ruh hastası diye niteler. Beri yandan uzun zaman ayağına basılıp da bunu fark etmeyen, en berbat bir müziğe, en sefil bir mimari yapıya, en pis bir havaya sızlanıp yakınmadan katlanan, ama iskambil oyununda biraz bir şey kaybetmeye görsün masanın üzerine yumruğunu indiren, bağırıp çağıran bir insana ise normal ve sağlıklı bir gözle bakılır. ..."
3) Bora'nın Kitabı/Ayşe Kulin/Everest
Gizli Anların Yolcusu kitabının kahramanının yazdığı kitap anlatılıyor.
"Biz, Amerikalılarla Avrupalılar gibi, bir ruh doktorunun önünde tersyüz olmaya alışkın insanlar değiliz. İçimizi ya bir arkadaşa ya bir akrabaya dökerken rahatlarız ya da benim yaptığım gibi, dosya kağıdına. "
4) Düğümlere Üfleyen Kadınlar/Ece Temelkuran/Everest
Ece Temelkuran Arap Baharının kadınlarına ilişkin çok sürükleyici bir roman yazmış. Bu yolla hem Arap kadınının yaşamı hem de Arap baharına katılanların duygularını anlıyoruz.
"Erkekler sadece kadınların dünyasına hürmet ve hayret etseler yeter. O da işte erkeklerin kadınlara üflediği nefes olur. Kadınlar, sürekli yıkılan dünyalarını o hürmet ve hayreti gördüklerinde yeniden kurmaya kudret bulurlar. Kadınların bu kudreti büyüsü korkutur erkekleri. "Kadınların büyücülüğü" dedikleri bu."
"Çölün ortasında savaşla orantısız bir cıvıltı kullanımı. Bu küçük, kırık dökük okul binası, en temiz hislerle çizilmiş neşeli bir çocuk resmi sanki. Bütün köy çöl ise, bu biçimsiz bina vaha. Kadın ve çocuk sesinden bir serap. ... Çöl yolunu yitirmiş, kuru erkeklerden oluşan bir şey, vaha kadınlardan kurulu sulak bir kalp."
"Kontrolün kimde olduğunu hiç unutmaması lazım. Kontrolün sizde olduğundan bir an şüphelenmeyin. Anlar. Hiç bir şey anlamazlar ama bunu anlarlar; erkekler gibi!"
"Ben kahraman istemiyorum. Kızımı istiyorum!"
"Kızın bu işte! Hoşuna gitmedi mi?!"
"Yeni değil, hep içimizi ezdi bu memleket. Çok alçakca bir haksızlıkla mağlup edilmiş bir yetimi sever gibi seviyoruz biz onu. Memleket de az değil hani, hiç sevilmemiş bir yetim kadar vahşi. Biz başını okşayıp sarılmak isteyince bir daha onu terk edemeyelim diye bizi yiyip bitirmek istiyor. Canımıza kastetmesi bundan. Ne ki ben bu memleketin dişimin kovuğuna bile gitmem. Daha mühimi, hiç bir sıvı kan kadar susatamaz insanı. Beni yese, bu sefer başkalarına ağzı sulanacak."
5) Kaybın Türküsü/Kıran Desai/Can
İlk defa bir Hintli yazarın romanını okudum. Bir ulusu anlamak için o ulusa ait yazarlardan okunan romanların önemli olduğuna inanıyorum.
"Biju onu büyük ihtimalle bir daha görmeyeceğini biliyordu. Bu işlerin böyle olduğunu bugüne kadar öğrenmişti. Birileriyle iç içe yaşıyor, derken bir gecede onları yitiriveriyordunuz; gölge sınıfı böyle bir hareketliliğe mahkumdu. İnsanlar başka işler veya şehirlere gidiyor, sınır dışı ediliyor, eve dönüyor, ad değiştiriyorlardı. Bazen birisi bir köşede veya metrode karşınıza çıkıyor, sonra yine kayboluyorlardı."
"Fakat kazanç, ancak milletler arasındaki uçurumlardan, birbiri aleyhine çalışarak devşirilebiliyordu. Üçüncü Dünya'yı Üçüncü Dünya olmaya mahkum ediyorlardı. Bose ve oğlunu alt mevkilere zorluyorlardı."
6) Kırmızı/Uwe Timm/Can
Almanya'da eski bir komünist olan cenaze hatibinin romanı. Politik mücadeleden ölen bir eski arkadaş, yasak bir ilişki romana tempo sağlıyor.
"...Bir bodrumda oturur ve tartışırdık, ağır basan anım bu: tartışmalar, konuşmalar, konuşmalar ve karşı konuşmalar, insanın niye böyle olduğu, nasıl böyle olduğu, nasıl başka türlü olabileceği, olanın nasıl böyle olduğu, nasıl başka türlü olabileceği,... geçmiş zaman kipiyle çok konuşulurdu, şimdiki zaman kipiyle konuşulurdu, ama özellikle gelecek zaman kipiyle konuşulurdu. Oysa bugün hep andan söz ediliyor. ..."
"... şu anki durumumuzda, nasıl söyleyeyim, ondan bir teşvik gelmiyor, sevgiyi oluşturan şeyleri canlı, yani haz verici tutmak için bir teşvik gelmiyor, sonuçta duygular konserve edilebilir şeyler değil, aksine canlı varlıklar gibi onlar da soluk alıyorlar, osijenlerini bulmak için açığa çıkmaya ihtiyaçları var."
7) Sonsuza Kadar/Susanna Tamaro/Can
İnzivaya çekilmiş bir doktor. Roman kurgusunda hem kır yaşamı ve metropol yaşam ve insan hem de bu inzivaya çekilmenin nedenine iniyoruz romanda.
"Neden yıllarca dondurucu soğukta, yalnızlık içinde, rahat olmayan bir ortamda, birkaç turp ile iki lokma peynir üreteceğim diye, üstüne üstlük yanınızda bir kadın olmadan, seks yapmadan yaşadınız ve nasıl oluyor da hala mutlu olduğunuzu iddia ediyorsunuz? Bu kendi kendinize bir martaval."
"Ben de ona bir soru sordum: "Siz ısıtılan bir evde yaşıyorsunuz, cep telefonunuz, internetiniz, bir yığın arkadaşınız, istediğiniz kadar yiyeceğiniz var; canınız istedikçe seks yapıyorsunuz; peki mutlu musunuz?"
8) Ah Bre Sevda Ah Bre Vatan/Demet Altınyeleklioğlu/Remzi Kitabevi
1. Dünya savaşı sonrası Kurtuluş savaşı öncesi İzmir ve Selanik'de geçen iki sevda öyküsü. İşgal öncesi dönemde bir Rum kızı seven bir Çanakkale şehit kardeşi genç.
688 sayfa olan romanı üç günde okudum bir çırpıda. Yazar sanki Dan Brown romanları gibi her bölümde bir merak içinde bırakıyor okuyucuyu.
"Öfkeyle 'bu son sözümdür' diyenler beni hep şaşırtmıştır. Hayatın, yolun ne bileyim her şeyin bir sonu olabilir. Ama söz bitmez. Sözün sonu olmamalıdır. Söz bitti mi, her şey biter."
"Ethem Bey'in gözlerine baktı. Hiç böyle bir şey görmemişti o güne kadar. Adamın gözlerinde kara ateşler yanıyordu sanki. Bir orman gibi tutuşmuştu Çerkez Ethem'in gözleri. Sanki onu da yakmak, ateşe vermek istercesine bakıyordu Cemil'e."
"Kayınpederi, Yunan derisini yüzse toprağını bırakıp gitmezdi. Nebile'yle ona kalınca Güllü de yanaşmazdı göçmeye. Hoş, Güllü he dese, onun içine sinmezdi iki ihtiyarla, gencecik bir oğlanı düşman eline bırakıp gitmek."
"Sen aptalsın Dimitris. Zamanın geçmiş senin. Iskartaya çıkmışsın sen. Artık insanlar senin gibi düşünmüyor, hayatı romantik bir serüven olarak görmüyor kimse. Gerçeklerin ve çıkarların peşinde insanlar."
1) Maya'nın Günlüğü/Isabel Allende/Can
Kitap Şili ve Amerika'da geçiyor. Oldukça sürükleyici. Hem Amerikan mafyasının hareketli, hem Şili köylüsünün sakin yaşamı bu kitabın içinde.
"... buna minga diyorlar, pek çok kişinin, ihtiyaçları olduğunda kendilerinin de yardımsız kalmayacağını bilerek para almadan bir işin ucundan tutmaları anlamına geliyor. Karşılıklı ilişkilerin en kutsal yasası bu : Bugün sana, yarın bana. ..."
"Anevrizma ölüme mahkum olmak gibi bir şeydir, bu da onu kaygısız bir insan haline getirdi, ama kayıtsız değil."
"Bazıları unutulmaz tiplerdi, Afganistan'da bir patlamadan sağ kurtulup sonunda adını bile hatırlayamadan kendini Las Vegas'ta bulan İndiana'lı o genç çocuk gibi. "Bacaklarını kaybediyorsun sana madalya veriyorlar, aklını kaybediyorsun, hiçbir şey vermiyorlar."
"... bu işten çok iyi anlayan Mike O'Kelly'nin sözlerini hatırlıyorum, bağımlılık gebelik gibidir der o, ya vardır ya yoktur, ikisi bir arada olamaz."
2) Kaplıcada Bir Konuk/Herman Hesse/AFA
Bir felsefe yazarının kaplıca gezi anıları.
"İyi ama büyük olan ne, küçük olan nedir? Önemli olan nedir, önemsiz olan ne? Bir psikiyatrist küçük rahatsızlıklara, küçük uyarılara, onurunun küçük çaptaki incinmelerine aşırı duyarlılıkla ve şiddetle tepki gösteren, oysa çoğunluğun pek kötü karşılayacağı acı ve sarsıntıları belki serinkanlılıkla sineye çeken bir kimseyi ruh hastası diye niteler. Beri yandan uzun zaman ayağına basılıp da bunu fark etmeyen, en berbat bir müziğe, en sefil bir mimari yapıya, en pis bir havaya sızlanıp yakınmadan katlanan, ama iskambil oyununda biraz bir şey kaybetmeye görsün masanın üzerine yumruğunu indiren, bağırıp çağıran bir insana ise normal ve sağlıklı bir gözle bakılır. ..."
3) Bora'nın Kitabı/Ayşe Kulin/Everest
Gizli Anların Yolcusu kitabının kahramanının yazdığı kitap anlatılıyor.
"Biz, Amerikalılarla Avrupalılar gibi, bir ruh doktorunun önünde tersyüz olmaya alışkın insanlar değiliz. İçimizi ya bir arkadaşa ya bir akrabaya dökerken rahatlarız ya da benim yaptığım gibi, dosya kağıdına. "
4) Düğümlere Üfleyen Kadınlar/Ece Temelkuran/Everest
Ece Temelkuran Arap Baharının kadınlarına ilişkin çok sürükleyici bir roman yazmış. Bu yolla hem Arap kadınının yaşamı hem de Arap baharına katılanların duygularını anlıyoruz.
"Erkekler sadece kadınların dünyasına hürmet ve hayret etseler yeter. O da işte erkeklerin kadınlara üflediği nefes olur. Kadınlar, sürekli yıkılan dünyalarını o hürmet ve hayreti gördüklerinde yeniden kurmaya kudret bulurlar. Kadınların bu kudreti büyüsü korkutur erkekleri. "Kadınların büyücülüğü" dedikleri bu."
"Çölün ortasında savaşla orantısız bir cıvıltı kullanımı. Bu küçük, kırık dökük okul binası, en temiz hislerle çizilmiş neşeli bir çocuk resmi sanki. Bütün köy çöl ise, bu biçimsiz bina vaha. Kadın ve çocuk sesinden bir serap. ... Çöl yolunu yitirmiş, kuru erkeklerden oluşan bir şey, vaha kadınlardan kurulu sulak bir kalp."
"Kontrolün kimde olduğunu hiç unutmaması lazım. Kontrolün sizde olduğundan bir an şüphelenmeyin. Anlar. Hiç bir şey anlamazlar ama bunu anlarlar; erkekler gibi!"
"Ben kahraman istemiyorum. Kızımı istiyorum!"
"Kızın bu işte! Hoşuna gitmedi mi?!"
"Yeni değil, hep içimizi ezdi bu memleket. Çok alçakca bir haksızlıkla mağlup edilmiş bir yetimi sever gibi seviyoruz biz onu. Memleket de az değil hani, hiç sevilmemiş bir yetim kadar vahşi. Biz başını okşayıp sarılmak isteyince bir daha onu terk edemeyelim diye bizi yiyip bitirmek istiyor. Canımıza kastetmesi bundan. Ne ki ben bu memleketin dişimin kovuğuna bile gitmem. Daha mühimi, hiç bir sıvı kan kadar susatamaz insanı. Beni yese, bu sefer başkalarına ağzı sulanacak."
5) Kaybın Türküsü/Kıran Desai/Can
İlk defa bir Hintli yazarın romanını okudum. Bir ulusu anlamak için o ulusa ait yazarlardan okunan romanların önemli olduğuna inanıyorum.
"Biju onu büyük ihtimalle bir daha görmeyeceğini biliyordu. Bu işlerin böyle olduğunu bugüne kadar öğrenmişti. Birileriyle iç içe yaşıyor, derken bir gecede onları yitiriveriyordunuz; gölge sınıfı böyle bir hareketliliğe mahkumdu. İnsanlar başka işler veya şehirlere gidiyor, sınır dışı ediliyor, eve dönüyor, ad değiştiriyorlardı. Bazen birisi bir köşede veya metrode karşınıza çıkıyor, sonra yine kayboluyorlardı."
"Fakat kazanç, ancak milletler arasındaki uçurumlardan, birbiri aleyhine çalışarak devşirilebiliyordu. Üçüncü Dünya'yı Üçüncü Dünya olmaya mahkum ediyorlardı. Bose ve oğlunu alt mevkilere zorluyorlardı."
6) Kırmızı/Uwe Timm/Can
Almanya'da eski bir komünist olan cenaze hatibinin romanı. Politik mücadeleden ölen bir eski arkadaş, yasak bir ilişki romana tempo sağlıyor.
"...Bir bodrumda oturur ve tartışırdık, ağır basan anım bu: tartışmalar, konuşmalar, konuşmalar ve karşı konuşmalar, insanın niye böyle olduğu, nasıl böyle olduğu, nasıl başka türlü olabileceği, olanın nasıl böyle olduğu, nasıl başka türlü olabileceği,... geçmiş zaman kipiyle çok konuşulurdu, şimdiki zaman kipiyle konuşulurdu, ama özellikle gelecek zaman kipiyle konuşulurdu. Oysa bugün hep andan söz ediliyor. ..."
"... şu anki durumumuzda, nasıl söyleyeyim, ondan bir teşvik gelmiyor, sevgiyi oluşturan şeyleri canlı, yani haz verici tutmak için bir teşvik gelmiyor, sonuçta duygular konserve edilebilir şeyler değil, aksine canlı varlıklar gibi onlar da soluk alıyorlar, osijenlerini bulmak için açığa çıkmaya ihtiyaçları var."
7) Sonsuza Kadar/Susanna Tamaro/Can
İnzivaya çekilmiş bir doktor. Roman kurgusunda hem kır yaşamı ve metropol yaşam ve insan hem de bu inzivaya çekilmenin nedenine iniyoruz romanda.
"Neden yıllarca dondurucu soğukta, yalnızlık içinde, rahat olmayan bir ortamda, birkaç turp ile iki lokma peynir üreteceğim diye, üstüne üstlük yanınızda bir kadın olmadan, seks yapmadan yaşadınız ve nasıl oluyor da hala mutlu olduğunuzu iddia ediyorsunuz? Bu kendi kendinize bir martaval."
"Ben de ona bir soru sordum: "Siz ısıtılan bir evde yaşıyorsunuz, cep telefonunuz, internetiniz, bir yığın arkadaşınız, istediğiniz kadar yiyeceğiniz var; canınız istedikçe seks yapıyorsunuz; peki mutlu musunuz?"
8) Ah Bre Sevda Ah Bre Vatan/Demet Altınyeleklioğlu/Remzi Kitabevi
1. Dünya savaşı sonrası Kurtuluş savaşı öncesi İzmir ve Selanik'de geçen iki sevda öyküsü. İşgal öncesi dönemde bir Rum kızı seven bir Çanakkale şehit kardeşi genç.
688 sayfa olan romanı üç günde okudum bir çırpıda. Yazar sanki Dan Brown romanları gibi her bölümde bir merak içinde bırakıyor okuyucuyu.
"Öfkeyle 'bu son sözümdür' diyenler beni hep şaşırtmıştır. Hayatın, yolun ne bileyim her şeyin bir sonu olabilir. Ama söz bitmez. Sözün sonu olmamalıdır. Söz bitti mi, her şey biter."
"Ethem Bey'in gözlerine baktı. Hiç böyle bir şey görmemişti o güne kadar. Adamın gözlerinde kara ateşler yanıyordu sanki. Bir orman gibi tutuşmuştu Çerkez Ethem'in gözleri. Sanki onu da yakmak, ateşe vermek istercesine bakıyordu Cemil'e."
"Kayınpederi, Yunan derisini yüzse toprağını bırakıp gitmezdi. Nebile'yle ona kalınca Güllü de yanaşmazdı göçmeye. Hoş, Güllü he dese, onun içine sinmezdi iki ihtiyarla, gencecik bir oğlanı düşman eline bırakıp gitmek."
"Sen aptalsın Dimitris. Zamanın geçmiş senin. Iskartaya çıkmışsın sen. Artık insanlar senin gibi düşünmüyor, hayatı romantik bir serüven olarak görmüyor kimse. Gerçeklerin ve çıkarların peşinde insanlar."
13 Temmuz 2013 Cumartesi
48 Madde
Son zamanlarda CHP'nin en önemli hatası yeni Anayasa konusundaki tavrı oldu. Hem Kılıçdaroğlu Erdoğan'a "Diktatör", "Tiran" diyor hem de onlarla birlikte "demokratik" Anayasa yapmaya çalışıyor. Bunu ne anlamak ne de anlatmak mümkün değildir halka.
En sonunda komple bir Anayasa yapılamayacağı ortaya çıkınca -en başından belli idi bana kalırsa- üzerinde anlaşılan 48 maddeyi gelin çıkaralım dedi gündem değiştirme ustası Erdoğan. Bu vesile ile üzerinde anlaşılan 48 maddeyi okudum.
Kanaatim odur ki bu 48 madde çıksa bile demokrasimiz bir milim bile ilerleme kaydetmez. Neden derseniz öncelikle seçim barajlarının kalkması, lider sultasına son verilmesine destek olacak hiç bir madde yok öncelikle. Sonra 12 Eylül Anayasasında olan her özgürlüğün ardından nasıl kısıtlanacağını anlatan, kısa ve net maddeler yerine uzun ve muğlaklık içeren madde yazım tarzı korunuyor. Bir örnek verirsek toplantı gösteri yürüyüşü hakkı mevcut Anayasada olduğu gibi önceden izin alınmadan denilmekle birlikte ardından yönetimin ne gibi hallerde kısıtlama getireceği belirtiliyor ki; temel haklarda en ufak bir "ama" bu ülkede nasıl kullanılıyor çok açık. Darbeye "ama"sız karşı çıkın diyenler maddeleri yazarken bir çok "ama", "ancak" anlamında ibare eklenip temel hürriyetleri biçmeye kapı açmışlar, muhalefet mensupları ise ağzı açık bakmışlar anlaşılan.
Gelin açık olun, otokratik anlayış ile Anayasa yapılmayacağını açıklayın, seçim barajı, tutukluluk süresinin her durumda 3-4 yılla kısıtlanması gibi maddeler geçmeden bu işe girmeyin. AKP'nin bir oyununa daha gelmeyin!
En sonunda komple bir Anayasa yapılamayacağı ortaya çıkınca -en başından belli idi bana kalırsa- üzerinde anlaşılan 48 maddeyi gelin çıkaralım dedi gündem değiştirme ustası Erdoğan. Bu vesile ile üzerinde anlaşılan 48 maddeyi okudum.
Kanaatim odur ki bu 48 madde çıksa bile demokrasimiz bir milim bile ilerleme kaydetmez. Neden derseniz öncelikle seçim barajlarının kalkması, lider sultasına son verilmesine destek olacak hiç bir madde yok öncelikle. Sonra 12 Eylül Anayasasında olan her özgürlüğün ardından nasıl kısıtlanacağını anlatan, kısa ve net maddeler yerine uzun ve muğlaklık içeren madde yazım tarzı korunuyor. Bir örnek verirsek toplantı gösteri yürüyüşü hakkı mevcut Anayasada olduğu gibi önceden izin alınmadan denilmekle birlikte ardından yönetimin ne gibi hallerde kısıtlama getireceği belirtiliyor ki; temel haklarda en ufak bir "ama" bu ülkede nasıl kullanılıyor çok açık. Darbeye "ama"sız karşı çıkın diyenler maddeleri yazarken bir çok "ama", "ancak" anlamında ibare eklenip temel hürriyetleri biçmeye kapı açmışlar, muhalefet mensupları ise ağzı açık bakmışlar anlaşılan.
Gelin açık olun, otokratik anlayış ile Anayasa yapılmayacağını açıklayın, seçim barajı, tutukluluk süresinin her durumda 3-4 yılla kısıtlanması gibi maddeler geçmeden bu işe girmeyin. AKP'nin bir oyununa daha gelmeyin!
Etiketler:
AKP,
Anayasa Değişikliği,
CHP,
Demokrasi
10 Temmuz 2013 Çarşamba
TORBA
Kanunlar torba,
Adalet çorba,
Başımızda zorba,
Halkımız zorda.
Adalet çorba,
Başımızda zorba,
Halkımız zorda.
29 Haziran 2013 Cumartesi
Eskiye Dönüş Var mı?
Gezi parkı ile başlayan halkın direnişinden geriye dönüp, %50 oy oranlarıyla Türkiye'yi AKP rahat bir şekilde yönetebilir mi? Bu direniş bir saman alevi gibi yanıp sönen, seçimlere hiç yansımayacak olabilir mi?
Kesin ve açıklıkla yanıtlayayım ki HAYIR.
12 Eylül darbesi ile partilerin kapatıldığı, kitapların yakıldığı dönemin etkileri altında doğmuş, bireyselliğin öne çıkarıldığı Özal ve sonrası dönemde yetişmiş kuşaklar ilk defa dayanışmanın, birlikteliğin, direnişin, halkın sorunlarına sahip çıkmanın güzel zehirini tattı. Bu tadı yıllar önce tadan bizler nasıl bu mücadeleden hiç vazgeçmedi isek, vazgeçenler bile yine de o özlemi her zaman andıysa bu gençler de bu tadı asla unutmayacaklar.
Bunun sonucu ne olur. Bir kere artık Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi mümkün değildir. Çünkü birinci turda %50 oy alması imkansız hale geldi kendi yanlış tutumlarıyla.
İkinci turda ise her kim olursa olsun karşısında kim varsa o seçilecektir. Bunu görmesi Erdoğan'ı çileden çıkarmaktadır. 3. dönem kuralını değiştirmek zorunda kalabilir.
Ayrıca sandığa gitmeyen %15 içinde önemli yer tutan gençler ve eğitimli kesim bu kez sandığı pek ihmal etmeyecektir. Bu da dengeleri değiştirecek önemli bir etken olacaktır.
Medya'nın yalancı yüzünün ortaya çıkması da medya da pohpohlanan iyi ekonomi, ileri demokrasi, barış süreci konusunda bir çok kişide tereddütler uyandırmıştır. Şüphecilik her zaman için gericilerin aleyhine çalışacaktır.
Halen AKP birinci partidir, muhalefet yetersizdir ama ortak akıl ile yerel seçimlerde verdirilecek kayıplar genel seçimlerde de AKP'yi tek başına iktidar olamaz hale getirebilecektir.
Dünden çok daha umutla bakıyoruz geleceğe. Siz de umudunuzu taze tutun.
Kesin ve açıklıkla yanıtlayayım ki HAYIR.
12 Eylül darbesi ile partilerin kapatıldığı, kitapların yakıldığı dönemin etkileri altında doğmuş, bireyselliğin öne çıkarıldığı Özal ve sonrası dönemde yetişmiş kuşaklar ilk defa dayanışmanın, birlikteliğin, direnişin, halkın sorunlarına sahip çıkmanın güzel zehirini tattı. Bu tadı yıllar önce tadan bizler nasıl bu mücadeleden hiç vazgeçmedi isek, vazgeçenler bile yine de o özlemi her zaman andıysa bu gençler de bu tadı asla unutmayacaklar.
Bunun sonucu ne olur. Bir kere artık Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi mümkün değildir. Çünkü birinci turda %50 oy alması imkansız hale geldi kendi yanlış tutumlarıyla.
İkinci turda ise her kim olursa olsun karşısında kim varsa o seçilecektir. Bunu görmesi Erdoğan'ı çileden çıkarmaktadır. 3. dönem kuralını değiştirmek zorunda kalabilir.
Ayrıca sandığa gitmeyen %15 içinde önemli yer tutan gençler ve eğitimli kesim bu kez sandığı pek ihmal etmeyecektir. Bu da dengeleri değiştirecek önemli bir etken olacaktır.
Medya'nın yalancı yüzünün ortaya çıkması da medya da pohpohlanan iyi ekonomi, ileri demokrasi, barış süreci konusunda bir çok kişide tereddütler uyandırmıştır. Şüphecilik her zaman için gericilerin aleyhine çalışacaktır.
Halen AKP birinci partidir, muhalefet yetersizdir ama ortak akıl ile yerel seçimlerde verdirilecek kayıplar genel seçimlerde de AKP'yi tek başına iktidar olamaz hale getirebilecektir.
Dünden çok daha umutla bakıyoruz geleceğe. Siz de umudunuzu taze tutun.
Etiketler:
AKP,
Cumhurbaşkanlığı,
Erdoğan,
Gezi Parkı,
Seçimler
14 Haziran 2013 Cuma
Gezi Parkı ve Direnişi ve İşlenen Suçlar
Gerek bir çok medya kuruluşunun yayınlarınan, gerek sosyal medyadan gerekse gözlem ve duyumlarımdan yola çıkarak Gezi Parkı direnişi sırasında halka karşı işlendiğini düşündüğüm aşağıdaki suçları gündeme getirmek istiyorum.
Biber gazlarının 45 derece açı yerine dik açı ile insanlara atılması sonucu doğan yaralanma ve sakatlıklar. Bu kullanım yasaklanmasına karşın uygulayan polisler için ne gibi soruşturma açılmıştır?
Süresi geçmiş biber gazı kullanılmışmıdır? Kullanıldı ise bunları sağlayanlar hakkında ne gibi işlem yapılmıştır?
Portakal gazı gibi yasaklı gazlar kullanılmışmıdır? Kullanılmışsa bunları kim temin etmiştir? Temin eden ve kullananlar hakkında her hangi bir işlem yapılmışmıdır?
Kask numaralarının kapatılması. Kask numaralarını kapatan polislere göz yuman amirler hakkında bir soruşturma açılmışmıdır?
Tabanca ile topluluğa ateş edilmesi. Ateş edenler ve izin verenler hakkında soruşturma açılmışmıdır?
İnternet çıkışlarının durdurulması. Bir çok ilde özellikle genişbant tekeli olan sağlayıcılar tarafından internet çıkışlarının olaylar sırasında durdurulduğu, yavaşlatıldığı, bağlantıların kesildiği ifade edilmektedir. Bu haberleşme özgürlüğünü kısanlar hakkında ne gibi bir işlem yapılmıştır.
Mobil operatörlerde dahi twitter ve facebook çıkışının yavaşlatıldığı, durdurulduğu iddia edilmektedir. Bu bütün twitter ve facebook kullanıcılarını baştan suçlu ilan eden ve anayasaya aykırı emirleri verenler ve uygulayanlar hakkında ne işlem yapılmıştır?
Medya kuruluşlarına direnişi yayınlamaması için baskı yapılmış mıdır? Bunlar hakkında işlem yapılmış mıdır?
Bütün bunlara göz yuman, işlenen suçları soruşturmayan savcılar hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve HSYK ne işlem yapmıştır?
Ancak bütün bunların şeffaf olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilebilinir!
Biber gazlarının 45 derece açı yerine dik açı ile insanlara atılması sonucu doğan yaralanma ve sakatlıklar. Bu kullanım yasaklanmasına karşın uygulayan polisler için ne gibi soruşturma açılmıştır?
Süresi geçmiş biber gazı kullanılmışmıdır? Kullanıldı ise bunları sağlayanlar hakkında ne gibi işlem yapılmıştır?
Portakal gazı gibi yasaklı gazlar kullanılmışmıdır? Kullanılmışsa bunları kim temin etmiştir? Temin eden ve kullananlar hakkında her hangi bir işlem yapılmışmıdır?
Kask numaralarının kapatılması. Kask numaralarını kapatan polislere göz yuman amirler hakkında bir soruşturma açılmışmıdır?
Tabanca ile topluluğa ateş edilmesi. Ateş edenler ve izin verenler hakkında soruşturma açılmışmıdır?
İnternet çıkışlarının durdurulması. Bir çok ilde özellikle genişbant tekeli olan sağlayıcılar tarafından internet çıkışlarının olaylar sırasında durdurulduğu, yavaşlatıldığı, bağlantıların kesildiği ifade edilmektedir. Bu haberleşme özgürlüğünü kısanlar hakkında ne gibi bir işlem yapılmıştır.
Mobil operatörlerde dahi twitter ve facebook çıkışının yavaşlatıldığı, durdurulduğu iddia edilmektedir. Bu bütün twitter ve facebook kullanıcılarını baştan suçlu ilan eden ve anayasaya aykırı emirleri verenler ve uygulayanlar hakkında ne işlem yapılmıştır?
Medya kuruluşlarına direnişi yayınlamaması için baskı yapılmış mıdır? Bunlar hakkında işlem yapılmış mıdır?
Bütün bunlara göz yuman, işlenen suçları soruşturmayan savcılar hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve HSYK ne işlem yapmıştır?
Ancak bütün bunların şeffaf olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilebilinir!
Etiketler:
Biber Gazı,
Direniş,
Gezi Parkı,
İletişim,
İnsanlık Suçu
1 Haziran 2013 Cumartesi
Halk Yeter Dedi
Zindanlara, susturulan medya ve gazetecilere, yıllar süren tutukluluklara, istediğin teröriste illerimizi, ilçelerimizi teslim etmelere, ırmaklarımızı, canım dağlarımızı mahveden çevre katliamlarına, köprü adlarında bile mezhepçiliğe ve ayrımcılığa, halkın yaşam biçimine alenen müdaheleler ve her şeyden ötesi kendi halkına düşman gibi davrandırdığın polisin biber gazı, plastik mermi ve tazyikli sularına YETERRRRRRRRRRRRRRRR dedi HALKIMIZ.
Hayatının en büyük hatasını yaptın! Üstüne fazla gidilen bir kedinin bile ASLAN KESİLECEĞİNİ hesaplayamadın. Biber gazı stokları ve elindeki medya seni kurtaramadı!
Bu iktidardan düşmenin başladığı ilk günüdür. 31 Mayıs 2013 tarihe geçecektir. Uyanan halk gücünün bilincine vardı. Ok yaydan çıktı.
Halkın zaferi kutlu olsun!
Hayatının en büyük hatasını yaptın! Üstüne fazla gidilen bir kedinin bile ASLAN KESİLECEĞİNİ hesaplayamadın. Biber gazı stokları ve elindeki medya seni kurtaramadı!
Bu iktidardan düşmenin başladığı ilk günüdür. 31 Mayıs 2013 tarihe geçecektir. Uyanan halk gücünün bilincine vardı. Ok yaydan çıktı.
Halkın zaferi kutlu olsun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)