Ülke ve Dünya Sorunlarına Demokratik, İnsancıl ve Çevreci bir Yaklaşım.
10 Mart 2014 Pazartesi
SAĞLIK ALANINDA YALANLAR
Sağlık alanını bir film şeridi ile akıtıyorlar televizyonlardan. Gerçek olmayan bilgileri, halkın rızasını almak için kullanmaya çalışıyorlar. Sağlık alnında temel çıktının halkın sağlığının iyiye gitmediği olduğu gerçeğini örtmek istiyorlar. Sağlıkta kamusal alanın çöktüğüne, özel sermayeye ayrılan payın 21 kat arttığına dair hiç bir bilgi görünmüyor spotlarından.
Sağlık alanında medya aracılığıyla oluşturulmaya çalışılan yalanlara karşı, Türk Tabipleri Birliği gerçekleri halk ile paylaşıyor.
İşte TTB'nin hükümete verdiği 50 yanıttan bazıları:
1. Yalan: İstediğim hastanede tedavi oluyorum.
Gerçek: Sağlık sigortalı hastalar eskiden öncelikle devlet ve üniversite hastanelerinde, sevk almak koşuluyla da sözleşmeli özel hastanelerde tedavi olabiliyorlardı. Evet, şimdilerde hepsinde değil ama Sosyal Güvenlik Kurumu'yla sözleşme imzalayan özel sağlık kurumlarında tedavi olabiliyorlar. Yalnız küçük bir sorun var; taburcu olurken önlerine konulan milyarlarca liralık faturayı ödeyebilmeleri gerekiyor!
2. Yalan: Hastanelerde rehin kalma ayıbına son verdik.
Gerçek: Evet, hastaneler faturayı ödeyemeyen hastaları artık rehin almıyor. Hastaya senet imzalatılıyor, sonra icra memurları geliyor. Ödeyemeyenlere de hapishane yolu görünüyor.
3. Yalan: Genel Sağlık Sigortası Yasası çıkardık. Artık herkesin sağlık sigortası var.
Gerçek: İşsizlik sigortasından yararlanamayan işsizler, kayıtdışı sektörde çalışanlar, primini ödeyemeyen esnaf ve sanatkârlar, primini ödeyemeyen çiftçiler, 18 yaşını dolduran ve çalışmayan kız çocukları genel sağlık sigortasından yararlanamıyor.
4. Yalan: Genel Sağlık Sigortası primini ödeyemeyen vatandaşların primlerini devlet ödeyecek.
Gerçek: Yasaya göre aylık geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olan her vatandaş prim ödemek zorunda. 1 Ocak 2012'den itibaren fakirlik testinden geçemeyen milyonlarca vatandaşın yeşil kartı iptal edildi.
5. Yalan: Genel Sağlık Sigortası kapsamında sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanılacak.
Gerçek: Sağlık hizmeti alabilmek için düzenli olarak genel sağlık sigortası primi ödemek yetmiyor. Ayrıca katılım payları ve ilave ücret ödemek gerekiyor.
6. Yalan: Genel Sağlık Sigortası bütün sağlık harcamalarını karşılayacak.
Gerçek: Sigortalı vatandaşlara verilecek hizmetlerin kapsamı, miktarı ve süresi sosyal güvenlik kurumu tarafından sınırlanabilecek. Temel teminat paketi dışında kalan hizmetler için "tamamlayıcı sigorta" yaptırmak veya cepten ödemek gerekecek.
7. Yalan: Sigortalılar sadece ayaktan muayenelerde katılım payı ödeyecek.
Gerçek: Genel Sağlık Sigortası Yasası'nda 2009 yılında yapılan değişikliğe göre bundan sonra hastaneye yatanlar da, ameliyat olanlar da katılım payı ödemek zorunda kalacak.
8. Yalan: Muayene katılım payı sadece 2 TL olacak.
Gerçek: Genel Sağlık Sigortası'nın yürürlüğe girdiği daha ilk gün muayene ücretlerine zam yapıldı. Uygulama yargıdan döndü ama hükümet yeni bir düzenleme yaparak muayene ücretlerini % 650 arttırdı. (Aile hekimliği muayeneleri için getirilen 2 TL katılım payı yargı tarafından tekrar iptal edildi.) Artık her bir muayene için devlet hastanelerinde 8, özel hastanelerde 15 TL muayene ücreti ödeniyor. Üstelik, bu düzenlemelerle, daha önce muayene ücreti ödemeyen SSK'lı aktif çalışanlar, yeşil kartlılar, kamu çalışanları ve emeklileri ile aile bireyleri de artık ücret ödemek zorundalar.
9. Yalan: Sigortalılar, sözleşme imzalayan sağlık hizmeti sunucularından hiçbir bedel ödemeksizin faydalanabilecekler. İsteyen istediği hastaneye gidebilecek.
Gerçek: Milyarlarca lira ilave ücret ödeyemeyen vatandaşlar genel sağlık sigortalı olsa bile özel hastanelerden yararlanamıyor. Yeşil kartlı hastalar ise üniversite hastanelerine ancak sevk ile gidebiliyor, özel hastanelere ise hiç gidemiyor.
10. Yalan: 18 yaşın altındaki çocuklar koşulsuz olarak genel sağlık sigortası kapsamına alındı.
Gerçek: Annesi, babası sigortalı olmayan ve yeşil kart alamayan ailelerin çocukları Genel Sağlık Sigortası'ndan yararlanamıyor.
11. Yalan: 18 yaşın altındaki çocuklar için bütün sağlık hizmetleri ücretsiz.
Gerçek: 18 yaşın altında da olsa bütün hastalar katılım payı ve ilave ücret ödemek zorunda.
12. Yalan: Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasası'nı sağlıkta ve sosyal güvenlikte norm ve standart birliği sağlamak için çıkarttık.
Gerçek: SSGS Yasası İMF ve Dünya Bankası'nın direktifleriyle çıkarıldı. Norm ve standart birliği sağlanmadı ama emekli maaşı oranları % 23-% 33 düşürüldü, emeklilik yaşı 65'e, prim gün sayısı 7.200'e çıkarıldı. Emeklilik gerçekti, hayal oldu.
13. Yalan: SSK hastanelerini sağlıkta tek çatı oluşturmak için Sağlık Bakanlığı'na devrettik.
Gerçek: SSK hastaneleri "tek çatı altında topluyoruz" bahanesiyle özelleştirilmek için Sağlık Bakanlığı'na devredildi, tasfiye edildi. Şimdi, Meclis'te bekleyen Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı'na göre devredilen SSK hastaneleri de dâhil Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler doksan parçaya bölünecek, doksan çatı oluşacak.
14. Yalan: Aile hekimliği hizmetini başlattık. Aile hekimleri aile fotoğrafında yer alacak, evlere gidecek, yedi gün yirmi dört saat hizmet verecek. Bütün sağlık sorunlarınızı aile hekiminiz takip edecek.
Gerçek: Aile hekimleri sadece mesai saatleri içerisinde hizmet verir. Mesai dışında çalışmaz, eve gelmez. Aile hekimliği başlayalı beş yıldan fazla geçti. Ancak sevk zinciri nedense bir türlü kurulamadı. Aile Hekiminin kendisine bağlı vatandaşların bütün sağlık sorunlarını takip edebilmesi mümkün değil.
15. Yalan: Aile hekiminiz sizi doğumdan ölüme kadar izleyecek.
Gerçek: Aile hekimlerinin iş güvencesi yok. Sözleşmesi her an için feshedilebilir, siz de kendinize yeni bir aile hekimi bulmak zorunda kalabilirsiniz.
16. Yalan: Aile hekimliğine geçilince sağlık ocaklarındaki gibi yığılma olmayacak.
Gerçek: Dünyanın diğer ülkelerinde bir aile hekimine bin beş yüz, iki bin nüfus bağlı iken Türkiye'de üç bin beş yüz, dört bin nüfus bağlı. Aile hekimleri bütün gün yoğun bir şekilde hasta bakıyorlar.
17. Yalan: Vatandaşların sağlık hizmetine ücretsiz ulaşabilmesi için tam gün yasasını çıkardık, kamuda çalışan hekimlerin muayenehanelerini kapattırdık.
Gerçek: Son yedi yılda kamuda çalışan doktorların büyük çoğunluğu muayenehanelerin kapattı. Bugün yüzde doksan ikisi zaten tam gün çalışıyor. Ancak vatandaşların sağlık için ceplerinden yaptıkları harcamalar azalmak bir yana üç kat arttı.
18. Yalan: TTB doktorların tam gün çalışmasına karşı çıkıyor
Gerçek: Tüm sağlık çalışanları olarak tam gün kölelik düzenine karşı çıkıyor; grevli - toplu sözleşmeli sendikal haklar ve emeğimizin karşılığını alacağımız, emekliliğe yansıyacak, güvenceli ücretlerle tam süre çalışmak istiyoruz. Bu konuda hazırladığımız yasa tasarısı önerisini Sağlık Bakanı'na da ilettik.
19. Yalan: Doktorlar on yedi bin lira maaş alıyor.
Gerçek: Kamuda çalışıp o kadar maaş alan tek doktor olsa olsa Sağlık Bakanı'dır.
20. Yalan: Sendikaya üye olmak anayasal bir haktır.
Gerçek: Türkiye'de yaklaşık beş yüz özel hastane var. Sendikanın girebildiği özel hastane sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Sendikaya üye olan işten atılıyor.
21. Yalan: Biz gerekli düzenlemeleri yaptık ama doktorlar hastalara ilgi göstermiyor, yeterli süre ayırmıyor.
Gerçek: Telefonla randevu sisteminde hastaya ayrılan süre on dakikayı bile bulmuyor. Randevusuz hastalar da eklenince hasta başına düşen toplam süre beş dakikaya kadar iniyor.
22. Yalan: İlaca erişim kolaylaştı. İstediğim hastaneden ilacımı alıyorum.
Gerçek: Sosyal Güvenlik Kurumu'nun bilgisayar sistemi doğru düzgün çalışmadığı için ilacını almak isteyen hastalar eczane eczane dolaşmak zorunda kalıyor. Üstelik, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) birçok ilacı ödeme listesinden çıkarttı. Bu ilaçların parasının tamamını vatandaşlar ceplerinden ödüyor. Dahası, SGK hesaplama yaparken benzer, eşdeğer ilaçların en ucuzunu esas alıyor. O ilaç eczanelerde bulunmasa bile reçetede yazılı olanla en ucuz ilaç arasındaki fark da hastaların cebinden çıkıyor.
23. Yalan: Sağlık çalışanları hallerinden memnun. Bu nedenle sağduyulu sağlıkçılar örgütlerinin eylem çağrısına katılmıyor, eylemleri marjinal gruplar yapıyor.
Gerçek: Hekimi, hemşiresi, diş hekimi, laborantı, ebesi, eczacısı, radyoloji teknisyeni, taşeron işçisi, bütün sağlıkçılar hallerinden şikâyetçi. Bu nedenle sağduyulusu, sol duyulusu tekmil sağlıkçı sınıfı eylemlere katılıyor.
28 Şubat 2014 Cuma
Halka Güvenin
Ortaya çıkan ayan,beyan ve çok kirli yolsuzluklara karşın AKP'nin anketlerde çok ciddi kayba uğramaması, çok ciddi tepkiler almıyor gibi görünmesi her sorundan halkı suçlayan aydınlarda yine yılgınlık yarattı. Halka aptal, makarnaya satıldı gibi yakıştırmalar yapılıyor.
Öncelikle halkımız tepkisini her zaman çok açıktan koymaz. Ama sandıkta AKP'yi %40'ların altına çekeceğinden, bir çok ilde AKP'ye seçim kaybettireceğinden eminim.
Diyelim ki bu gerçekleşmedi halkı suçlamadan önce :
- İlimizdeki en kuvvetli muhalif adayda oylarımızı birleştirdik mi?
- Adayları son aya kadar bekleten CHP yönetiminin bu işte payı yok mu?
- Ön seçim ile aday belirlenmemesi ve halktaki direniş ruhuna uygun adaylar gösterilmemesinin etkisi ne oldu?
- Yeterince genç ve kadın aday gösterildi mi?
- Medyada korkak kalemlerin halka gerçekleri yansıtmaktan çekinmesinin bu işte payı yok mu?
- Burjuvazinin liberal demokrasiyi savunmak yerine dağıtılan ihaleler veya tehditlere boyun eğmesinin payı yok mu?
- Halka gerçekleri sabırla ve yalın bir şekilde anlatabildik mi?
- Samimiyetsizliklerini halka anlatmakta çok geç kalmadık mı?
- Cumhurbaşkanlığı oylamasına girmek hem de seçim barajı gibi temel konularda hiç bir taviz almadan hata değil miydi?
- AKP'den demokrasi gelmeyeceğini bile bile vaat edilen özerklik ve diğer sözler nedeniyle AKP'yi savunan BDP/HDP çizgisinin hiç mi payı yok?
sorularını soralım kendimize.
Halktan olumlu bir süpriz bekliyorum. Yeter ki sandıklara sahip çıkalım.
Öncelikle halkımız tepkisini her zaman çok açıktan koymaz. Ama sandıkta AKP'yi %40'ların altına çekeceğinden, bir çok ilde AKP'ye seçim kaybettireceğinden eminim.
Diyelim ki bu gerçekleşmedi halkı suçlamadan önce :
- İlimizdeki en kuvvetli muhalif adayda oylarımızı birleştirdik mi?
- Adayları son aya kadar bekleten CHP yönetiminin bu işte payı yok mu?
- Ön seçim ile aday belirlenmemesi ve halktaki direniş ruhuna uygun adaylar gösterilmemesinin etkisi ne oldu?
- Yeterince genç ve kadın aday gösterildi mi?
- Medyada korkak kalemlerin halka gerçekleri yansıtmaktan çekinmesinin bu işte payı yok mu?
- Burjuvazinin liberal demokrasiyi savunmak yerine dağıtılan ihaleler veya tehditlere boyun eğmesinin payı yok mu?
- Halka gerçekleri sabırla ve yalın bir şekilde anlatabildik mi?
- Samimiyetsizliklerini halka anlatmakta çok geç kalmadık mı?
- Cumhurbaşkanlığı oylamasına girmek hem de seçim barajı gibi temel konularda hiç bir taviz almadan hata değil miydi?
- AKP'den demokrasi gelmeyeceğini bile bile vaat edilen özerklik ve diğer sözler nedeniyle AKP'yi savunan BDP/HDP çizgisinin hiç mi payı yok?
sorularını soralım kendimize.
Halktan olumlu bir süpriz bekliyorum. Yeter ki sandıklara sahip çıkalım.
Etiketler:
AKP,
Belediye Seçimleri,
Muhalefet,
Yolsuzluk
9 Şubat 2014 Pazar
Kamu'nun Ekonomideki Gücü ve Yolsuzluklar
Evet çok büyük yolsuzluklardan söz ediyoruz. Bunlar yozlaşmanın göstergeleri. Ama sadece mevcut hükümet ve iktidarlarla mı sınırlı yolsuzluk? Sadece iktidar değişimi bu sorunu çözer mi?
Kesinlikle çözmez. Bunun nedeni eğer kamu ekonomosinin bu kadar büyük olmasına ve tüm ekonomoyi kontrol etmesine izin verirseniz sorun çözülmeyecek, yeniden başımıza gelecektir.
Düşünün bir medya patronu maden ruhsatı almak açısından kamu yönetimine bağlı olmasaydı "sil o alt yazıyı Fatih" rezaleti olabilir miydi? Kamu bankası sayısı bire inmeli ve tüketici kredisi dışında kredi verememelidir kamu bankaları. Eğer durum bu olsaydı "bana 2 milyon gönder maaş ödeyeceğim" rezaleti olur muydu? "Üzülme havuz için nakit sıkıntın varsa git kamu bankasına al" rezaleti olur muydu?
Bir çevre yolunun nereden geçeceği uzun vadeli planlarda olurdu, başbakanın helikopter gezisi ile saptanmazdı. Bu arsalar için söylenen spekülasyonlar olmazdı.
Kamunun ekonomideki etkisi yıllar içinde, tüm özelleştirmelere karşın giderek daha da artmıştır.
Aslında olumlu görünen her adımın altında da bu yolla çıkar sağlandığını düşünmekteyim. Örneğin sağlık reformu denilen uygulamaların aslında bizlerden kesilen SSK primleri ve vergilerden elde edilen gelirlerin kamu eliyle özel sağlık şirketlerine aktarılması olduğunu görüyoruz. Peki burada ihaleler, ödemeler, sözleşmeler şeffaf mı? Bunlara evet diyemiyorsanız bu sektörün aslında kamu denetiminde olduğunu görürüsünüz.
Yani trilyonlarca lira (yeni lira) ekonomiyi kamu yönetiyorsa, kamuyu tek parti yönetiyorsa, seçim barajı ve siyasi partiler kanunu ile bu partiyi de tek kişi yönetiyorsa ne yolsuzluk biter, ne haksızlık!
Kesinlikle çözmez. Bunun nedeni eğer kamu ekonomosinin bu kadar büyük olmasına ve tüm ekonomoyi kontrol etmesine izin verirseniz sorun çözülmeyecek, yeniden başımıza gelecektir.
Düşünün bir medya patronu maden ruhsatı almak açısından kamu yönetimine bağlı olmasaydı "sil o alt yazıyı Fatih" rezaleti olabilir miydi? Kamu bankası sayısı bire inmeli ve tüketici kredisi dışında kredi verememelidir kamu bankaları. Eğer durum bu olsaydı "bana 2 milyon gönder maaş ödeyeceğim" rezaleti olur muydu? "Üzülme havuz için nakit sıkıntın varsa git kamu bankasına al" rezaleti olur muydu?
Bir çevre yolunun nereden geçeceği uzun vadeli planlarda olurdu, başbakanın helikopter gezisi ile saptanmazdı. Bu arsalar için söylenen spekülasyonlar olmazdı.
Kamunun ekonomideki etkisi yıllar içinde, tüm özelleştirmelere karşın giderek daha da artmıştır.
Aslında olumlu görünen her adımın altında da bu yolla çıkar sağlandığını düşünmekteyim. Örneğin sağlık reformu denilen uygulamaların aslında bizlerden kesilen SSK primleri ve vergilerden elde edilen gelirlerin kamu eliyle özel sağlık şirketlerine aktarılması olduğunu görüyoruz. Peki burada ihaleler, ödemeler, sözleşmeler şeffaf mı? Bunlara evet diyemiyorsanız bu sektörün aslında kamu denetiminde olduğunu görürüsünüz.
Yani trilyonlarca lira (yeni lira) ekonomiyi kamu yönetiyorsa, kamuyu tek parti yönetiyorsa, seçim barajı ve siyasi partiler kanunu ile bu partiyi de tek kişi yönetiyorsa ne yolsuzluk biter, ne haksızlık!
2 Şubat 2014 Pazar
OKUDUĞUM SON 8 KİTAP
1) Rüyalar ve Uyanışlar Defteri/Latife Tekin/DK
Latife Tekin bu denemesinde rüyalar aracılığı ile günceli eleştirmekte ve yorumlamakta.
"Yoksulluk, bir yaşam biçimi olarak seçilebilir, dünyada kendiliğinden var olan şeylere eklenerek sessiz, sade, mutlu bir yaşam sürebilir insan, azla yetinme konforunu isteyebilir... Yaşamak için hiç de gerekli olmayan nesneleri satın almak için, ömrünü satmamayı seçebilirsiniz pekala, mümkün olduğunca kaçınabilirsiniz bundan ve kaçınabildiğiniz ölçüde de özgür olursunuz."
"Kar helvası kanla karılmaz, pekmezle karılır."
""Allah kimseyi Beşiktaş'ta fakir etmesin" derdi annem, buram buram kokardı çarşısı, kangal kangal sucuklar, pastırmalar, adım başı kurabiye fırını, turşucu, kuruyemişçi, şekerci, börekçi, baklavacı ..."
2) Selanik'te Sonbahar/Tuna Kiremitçi/DK
Mustafa Kemal kurtuluş savaşına çıkmadan suikasta uğramış ve Osmanlı'nın kaderi değişmiştir. Bu enteresan romanı okumanızı öneririm.
"Aklımda bir pencere aralandı: Geceleri de gölgeleriyle yaşayan insanlar ancak Fikriye ve ben olabilirdik."
"Hep bir şeylerin kurbanı olduğuma inanmıştım: Terk eden annemin, rakı şişelerine gösterdiği şefkati benden esirgeyen babamın, soğuk evlerde delirmemek için gitar çalarak sabahladığım ergenlik yıllarımın, saçım uzun diye dayak atan Üsküdar kabadayılarının, tezgahtarlık yaptığım plak dükkanının kulampara sahibinin ve beni okuldan atan menopozlu müdirenin kurbanıydım. Kurban olarak yaşamak kolaydı. ..."
3) Ayşe Kulin/Dönüş/Remzi
Gizli Anların Yolcusu ve Bora'nın kitabındaki konu bu romanla devam ediyor. Öncesinde o romanları okumanızda yarar var.
"Mutsuz olmaya alışmışım bir kere! Tıpkı sigara gibi kötü bir alışkanlık mutsuzluk; tuhaf bir keyif veriyordu tiryakisine, hayatını sinsi sinsi yiyerek, damarlarını tıkayarak öldürürken!"
4)Primo Levi/Bunlarda mı İnsan/Can
Nazi toplama kamplarından sağ kurtulmuş ve anılarını roman olarak yazmış bir İtalyan'ın öyküsü. İnsan psikolojisini daha iyi anlamak için mutlaka okunmalı.
"Bizim çektiğimiz açlık bir öğün yemek yememiş birinin açlığına ne kadar benzemiyorsa üşümemiz de öyle, ona yeni bir ad bulmak gerekiyor. Biz "açlık","yorgunluk","korku","sancı","kış" derken başka şeyler söylemek istiyoruz. Çünkü bu sözler, sevinç ve acıyı evlerinde tadan özgür insanlar için bulunmuştur."
"Karnım aç,yarın çorba dağıtılınca çorbayı kaşıksız nasıl içeceğim? Burada kaşık nasıl elde edilir acaba? Beni çalışmaya nereye gönderecekler?"
5) Ötekiler/Tuncay Özkan/KırmızıKedi
Silivri gerek belgesel gerek roman ve diğer sanat eserleriyle bu yılların en üretken yeri olarak anılacak belki de ileride. Ötekileştirilmenin insana neler yaptırabildiğini, bir teröristin samimi anlatımlarıyla okuyoruz. Olaylara her cepheden bakmak isteyenler için okunması gereken bir roman.
"Sonunda gene devlet eliyle terörist yapıldım. Ama bu sefer kağıt üzerindeydi teröristliğim. Yıllarca çatıştığım pek çok generalle, askerle bir olup örgüt kurmaktı suçum. Adalete inancım kalmadı. İçimde nefret ve kin büyütüyorum; gün gün büyütüyorum. Bir devlet, insanına bunları nasıl yapar?"
6) Beyoğlu'nun En Güzel Abisi/Ahmet Ümit/Everest
Ahmet Ümit'den çok yakın geçmişi, Gezi ve ardındaki talanlara da dokundurmalar olan bir polisiye roman. Son derece sürükleyici.
"Gözü nasıl kör oldu Pirana'nın?"
"Sizinkiler yaptı Başkomserim. Polisler..."
...
"Evladım, bunlar için gidilir mi oraya? Cehennem gibiydi park..."
"Sizinkiler gelene kadar öyle değildi."
...
"Belki de bütün o pis işlerin içinde masum bir şeylere ihtiyaç duymuştu Ruhunun derinliklerine itilmiş de olsa içindeki iyilik tümüyle ölmemişti. Azize onun simgesi olmuştu belki. Bataklıkta açan bir çiçek."
7) Devrim Ayetleri/Eren Erdem/KırmızıKedi
Egemenlerin değil ezilenlerin İslam'ını Kuran'dan referanslarla anlatıyor Eren Erdem. Bir çok konu ele alınıyor ve güçlülerin kullandığı dinle ne kadar ilgileri olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.
" Bir koyun sürüsü üzerine salıverilen iki aç kurdun o sürüye zararı, kişinin mal ve makam hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir." (Hz. Muhammed)
"Yani hem Allah'a, hem paraya tapamazsınız! Bir kişinin iki rabbi olmaz! Birini seçeceksiniz ..."
8) Her Melek Korkunçtur/Susanna Tamaro/Can
Hayatını anlattığı bu romanda yine ilgiyle okunuyor.
"Eski kafalı bir adam olan babası, buna izin vermemiş ve o da aşık olduğu adamla nikah masasına oturuvermişti."
"Evine adım attığım an, derin bir sarsıntı duygusu sarardı beni. O zamanlar ne olduğunu tam anlayamıyordum; bana sadece oğullarının uzak bir ülkede kaybolduğu ve kendisinin onları aramayı sürdürdüğü söylenmişti."
"Maddi mirasın azlığına karşın karakter olarak aldığım miras, inanılmaz zengin."
Latife Tekin bu denemesinde rüyalar aracılığı ile günceli eleştirmekte ve yorumlamakta.
"Yoksulluk, bir yaşam biçimi olarak seçilebilir, dünyada kendiliğinden var olan şeylere eklenerek sessiz, sade, mutlu bir yaşam sürebilir insan, azla yetinme konforunu isteyebilir... Yaşamak için hiç de gerekli olmayan nesneleri satın almak için, ömrünü satmamayı seçebilirsiniz pekala, mümkün olduğunca kaçınabilirsiniz bundan ve kaçınabildiğiniz ölçüde de özgür olursunuz."
"Kar helvası kanla karılmaz, pekmezle karılır."
""Allah kimseyi Beşiktaş'ta fakir etmesin" derdi annem, buram buram kokardı çarşısı, kangal kangal sucuklar, pastırmalar, adım başı kurabiye fırını, turşucu, kuruyemişçi, şekerci, börekçi, baklavacı ..."
2) Selanik'te Sonbahar/Tuna Kiremitçi/DK
Mustafa Kemal kurtuluş savaşına çıkmadan suikasta uğramış ve Osmanlı'nın kaderi değişmiştir. Bu enteresan romanı okumanızı öneririm.
"Aklımda bir pencere aralandı: Geceleri de gölgeleriyle yaşayan insanlar ancak Fikriye ve ben olabilirdik."
"Hep bir şeylerin kurbanı olduğuma inanmıştım: Terk eden annemin, rakı şişelerine gösterdiği şefkati benden esirgeyen babamın, soğuk evlerde delirmemek için gitar çalarak sabahladığım ergenlik yıllarımın, saçım uzun diye dayak atan Üsküdar kabadayılarının, tezgahtarlık yaptığım plak dükkanının kulampara sahibinin ve beni okuldan atan menopozlu müdirenin kurbanıydım. Kurban olarak yaşamak kolaydı. ..."
3) Ayşe Kulin/Dönüş/Remzi
Gizli Anların Yolcusu ve Bora'nın kitabındaki konu bu romanla devam ediyor. Öncesinde o romanları okumanızda yarar var.
"Mutsuz olmaya alışmışım bir kere! Tıpkı sigara gibi kötü bir alışkanlık mutsuzluk; tuhaf bir keyif veriyordu tiryakisine, hayatını sinsi sinsi yiyerek, damarlarını tıkayarak öldürürken!"
4)Primo Levi/Bunlarda mı İnsan/Can
Nazi toplama kamplarından sağ kurtulmuş ve anılarını roman olarak yazmış bir İtalyan'ın öyküsü. İnsan psikolojisini daha iyi anlamak için mutlaka okunmalı.
"Bizim çektiğimiz açlık bir öğün yemek yememiş birinin açlığına ne kadar benzemiyorsa üşümemiz de öyle, ona yeni bir ad bulmak gerekiyor. Biz "açlık","yorgunluk","korku","sancı","kış" derken başka şeyler söylemek istiyoruz. Çünkü bu sözler, sevinç ve acıyı evlerinde tadan özgür insanlar için bulunmuştur."
"Karnım aç,yarın çorba dağıtılınca çorbayı kaşıksız nasıl içeceğim? Burada kaşık nasıl elde edilir acaba? Beni çalışmaya nereye gönderecekler?"
5) Ötekiler/Tuncay Özkan/KırmızıKedi
Silivri gerek belgesel gerek roman ve diğer sanat eserleriyle bu yılların en üretken yeri olarak anılacak belki de ileride. Ötekileştirilmenin insana neler yaptırabildiğini, bir teröristin samimi anlatımlarıyla okuyoruz. Olaylara her cepheden bakmak isteyenler için okunması gereken bir roman.
"Sonunda gene devlet eliyle terörist yapıldım. Ama bu sefer kağıt üzerindeydi teröristliğim. Yıllarca çatıştığım pek çok generalle, askerle bir olup örgüt kurmaktı suçum. Adalete inancım kalmadı. İçimde nefret ve kin büyütüyorum; gün gün büyütüyorum. Bir devlet, insanına bunları nasıl yapar?"
6) Beyoğlu'nun En Güzel Abisi/Ahmet Ümit/Everest
Ahmet Ümit'den çok yakın geçmişi, Gezi ve ardındaki talanlara da dokundurmalar olan bir polisiye roman. Son derece sürükleyici.
"Gözü nasıl kör oldu Pirana'nın?"
"Sizinkiler yaptı Başkomserim. Polisler..."
...
"Evladım, bunlar için gidilir mi oraya? Cehennem gibiydi park..."
"Sizinkiler gelene kadar öyle değildi."
...
"Belki de bütün o pis işlerin içinde masum bir şeylere ihtiyaç duymuştu Ruhunun derinliklerine itilmiş de olsa içindeki iyilik tümüyle ölmemişti. Azize onun simgesi olmuştu belki. Bataklıkta açan bir çiçek."
7) Devrim Ayetleri/Eren Erdem/KırmızıKedi
Egemenlerin değil ezilenlerin İslam'ını Kuran'dan referanslarla anlatıyor Eren Erdem. Bir çok konu ele alınıyor ve güçlülerin kullandığı dinle ne kadar ilgileri olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.
" Bir koyun sürüsü üzerine salıverilen iki aç kurdun o sürüye zararı, kişinin mal ve makam hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir." (Hz. Muhammed)
"Yani hem Allah'a, hem paraya tapamazsınız! Bir kişinin iki rabbi olmaz! Birini seçeceksiniz ..."
8) Her Melek Korkunçtur/Susanna Tamaro/Can
Hayatını anlattığı bu romanda yine ilgiyle okunuyor.
"Eski kafalı bir adam olan babası, buna izin vermemiş ve o da aşık olduğu adamla nikah masasına oturuvermişti."
"Evine adım attığım an, derin bir sarsıntı duygusu sarardı beni. O zamanlar ne olduğunu tam anlayamıyordum; bana sadece oğullarının uzak bir ülkede kaybolduğu ve kendisinin onları aramayı sürdürdüğü söylenmişti."
"Maddi mirasın azlığına karşın karakter olarak aldığım miras, inanılmaz zengin."
18 Ocak 2014 Cumartesi
Ne Yapabiliriz?
İçine düştüğümüz hukuksuz, yolsuzluklara batmış, üretmeyen, savaş çığlıklarının atıldığı ortamdan kurtulmak için biz ne yapabiliriz?
Bu soruyu bir çok kişi kendine soruyor eminim.
Yapılan, yapılacak protestoların içinde aktif olarak yer almak elbette çok önemli. Ama bunları bize yaşatan iktidarın son dayanağı sandıkta ona ders vermeden gitmesini beklemek çok gerçekçi değildir.
Bu nedenle önce kendi ve ailenizin sandık seçme listelerinde olup olmadığını kontrol edin. Yoksanız ilgili muhtarlıklara başvurun.
Eğer il dışında okuyan bir seçmen varsa ailenizde ya seçim haftası evine dönüp oy kullanacağından emin olun ya da bulunduğu ilde oy kullanmak için başvurmasını sağlayın.
Seçimlerde sandığa gitmeyecek bir yakınınız varsa onu sandığa gitmeye ikna edin.
İl genel meclisi seçiminde gönlünüzdeki partiye oy verip o partinin gerçek oy oranının ortaya çıkmasını sağlayalım.
İlinizdeki anket ve kamuoyu yoklamalarını yakından takip edin. AKP dışındaki en güçlü başkan adayına (o adayın partisi veya kendisi içinize sinmese bile) oy verin. Bu yolla AKP'nin seçimlerden ciddi bir ders alarak çıkmasını sağlayalım.
Unutmayın bunlara yol açan 12 Eylül 2010 Anayasa referandumunda yetmez ama evet diyenler, boykot ediyorum diye dolaylı destek olanlar, tatilden dönmeyip oy vermeyenler olmasa idi bu düzenleme kesinlikle kabul edilmezdi.
Son pişmanlık fayda etmez!
Bu soruyu bir çok kişi kendine soruyor eminim.
Yapılan, yapılacak protestoların içinde aktif olarak yer almak elbette çok önemli. Ama bunları bize yaşatan iktidarın son dayanağı sandıkta ona ders vermeden gitmesini beklemek çok gerçekçi değildir.
Bu nedenle önce kendi ve ailenizin sandık seçme listelerinde olup olmadığını kontrol edin. Yoksanız ilgili muhtarlıklara başvurun.
Eğer il dışında okuyan bir seçmen varsa ailenizde ya seçim haftası evine dönüp oy kullanacağından emin olun ya da bulunduğu ilde oy kullanmak için başvurmasını sağlayın.
Seçimlerde sandığa gitmeyecek bir yakınınız varsa onu sandığa gitmeye ikna edin.
İl genel meclisi seçiminde gönlünüzdeki partiye oy verip o partinin gerçek oy oranının ortaya çıkmasını sağlayalım.
İlinizdeki anket ve kamuoyu yoklamalarını yakından takip edin. AKP dışındaki en güçlü başkan adayına (o adayın partisi veya kendisi içinize sinmese bile) oy verin. Bu yolla AKP'nin seçimlerden ciddi bir ders alarak çıkmasını sağlayalım.
Unutmayın bunlara yol açan 12 Eylül 2010 Anayasa referandumunda yetmez ama evet diyenler, boykot ediyorum diye dolaylı destek olanlar, tatilden dönmeyip oy vermeyenler olmasa idi bu düzenleme kesinlikle kabul edilmezdi.
Son pişmanlık fayda etmez!
4 Ocak 2014 Cumartesi
Erdoğan'ın Kartları ve Gerçekler
Erdoğan her sıkıştığında beş karttan birini açıp durumdan kurtulmaya çalışmaktadır.
İSLAM kartı :
En yaygın kullanılan bu kart, gerçek islamı bilen insanlarca ne kadar yanlış kullanıldığı bilinmektedir. Mal-Mülk hırsı en başta islam anlayışına aykırıdır. Yolsuzluk paralarını bile "imam hatip yapacaklardı" gibi islami kılıflarla saklanmak istenmektedir.
MİLLİ İRADE kartı :
Milli iradeyi tamamen yanlış yorumlamakta ve kart önüne gelen yerde açılmaktadır. Milli irade diyorsan hadi erken seçime git bu kadar bakanın zan altında iken. Seçim barajları, lider sultası sürdükçe milli irade ile demokrasi aynı anlama gelemez. Seçimle gelen vekilleri yıllarca hapis yatıran, seçilmiş yerel yöneticileri mahkemede aklanmasına karşın göreve döndürmeyenler milli iradeden bahsedemez.
DIŞ GÜÇLER kartı :
Her fırsatta, her sorunu dış güçlere atarak halka "gavurla" mücadele eden bir kahraman olduğuna inandırmak istemektedir. Peki daha önce ABD başkanları ile şöyle görüştüm, şöyle ağırlandım diye övünürken dış güçlerden bahsetmene kim inanacak?
ÇÖZÜM SÜRECİ kartı :
Her fırsatta çözüm sürecine engel olmak için yaptılar, analar ağlasın istiyorlar kartı açılmaktadır bu kirli oyunda. Bir seçimde siz Apo'yu asmadınız deyip, öteki seçimde Kürdistan liderleri ile birlikte miting yaparken, seçim barajını ısrarla korurken bu konuda samimi olduğuna kim inanabilir?
MAĞDURİYET KARTI :
Bu kartı da sıkça açmakta Erdoğan. Cezası kesinleşince 4.5 ay , yağlı, ballı, toplantı odalı hapis yattı diye 45 yıldır söylemekte. Mahkemeye bile çıkmadan 4 yıldan fazla yatan, uzun süre tek kişilik hücrede kalanlar varken kimi kandırabilir bu mağduriyet kartı ile?
Halkımız 2014'te REST demekte ve masadan eli boş kalkacaktır Erdoğan bu kağıt oyunundan.
İSLAM kartı :
En yaygın kullanılan bu kart, gerçek islamı bilen insanlarca ne kadar yanlış kullanıldığı bilinmektedir. Mal-Mülk hırsı en başta islam anlayışına aykırıdır. Yolsuzluk paralarını bile "imam hatip yapacaklardı" gibi islami kılıflarla saklanmak istenmektedir.
MİLLİ İRADE kartı :
Milli iradeyi tamamen yanlış yorumlamakta ve kart önüne gelen yerde açılmaktadır. Milli irade diyorsan hadi erken seçime git bu kadar bakanın zan altında iken. Seçim barajları, lider sultası sürdükçe milli irade ile demokrasi aynı anlama gelemez. Seçimle gelen vekilleri yıllarca hapis yatıran, seçilmiş yerel yöneticileri mahkemede aklanmasına karşın göreve döndürmeyenler milli iradeden bahsedemez.
DIŞ GÜÇLER kartı :
Her fırsatta, her sorunu dış güçlere atarak halka "gavurla" mücadele eden bir kahraman olduğuna inandırmak istemektedir. Peki daha önce ABD başkanları ile şöyle görüştüm, şöyle ağırlandım diye övünürken dış güçlerden bahsetmene kim inanacak?
ÇÖZÜM SÜRECİ kartı :
Her fırsatta çözüm sürecine engel olmak için yaptılar, analar ağlasın istiyorlar kartı açılmaktadır bu kirli oyunda. Bir seçimde siz Apo'yu asmadınız deyip, öteki seçimde Kürdistan liderleri ile birlikte miting yaparken, seçim barajını ısrarla korurken bu konuda samimi olduğuna kim inanabilir?
MAĞDURİYET KARTI :
Bu kartı da sıkça açmakta Erdoğan. Cezası kesinleşince 4.5 ay , yağlı, ballı, toplantı odalı hapis yattı diye 45 yıldır söylemekte. Mahkemeye bile çıkmadan 4 yıldan fazla yatan, uzun süre tek kişilik hücrede kalanlar varken kimi kandırabilir bu mağduriyet kartı ile?
Halkımız 2014'te REST demekte ve masadan eli boş kalkacaktır Erdoğan bu kağıt oyunundan.
Etiketler:
Çözüm Süreci,
Dış Güçler,
Erdoğan,
İslam,
Milli İrade,
Seçimler
21 Aralık 2013 Cumartesi
Rüşvet Tarifesi
Gelen büyük istekler üzerine rüşvetin resmi tarifesi resimli gazetede yayınlandı. Buna göre :
- Koruma Tahsisi : 1.5 Milyon Euro
- Vatandaşlık verilmesi : 20 Milyon TL
- Memur Sürdürme : 500 Bin Dolar
- Memur İşten Attırma : 4 Milyon Dolar
- Arsa emsal artırma : İlave her m2 için 100 Euro
- Yabancı Ülkelere Referans Mektubu : 2 Milyon Dolar
- Gümrükte Eşlik Etme : Her saati 500 bin Dolar
- Vakfa Kamu Malı Bağışı : Bağışlanan bedelin %20'si
- Baş yetkili ile tanıştırma : 10 Milyon Dolar
Vatana,millete ve ümmete hayırlı olsun!
- Koruma Tahsisi : 1.5 Milyon Euro
- Vatandaşlık verilmesi : 20 Milyon TL
- Memur Sürdürme : 500 Bin Dolar
- Memur İşten Attırma : 4 Milyon Dolar
- Arsa emsal artırma : İlave her m2 için 100 Euro
- Yabancı Ülkelere Referans Mektubu : 2 Milyon Dolar
- Gümrükte Eşlik Etme : Her saati 500 bin Dolar
- Vakfa Kamu Malı Bağışı : Bağışlanan bedelin %20'si
- Baş yetkili ile tanıştırma : 10 Milyon Dolar
Vatana,millete ve ümmete hayırlı olsun!
19 Aralık 2013 Perşembe
Bu Daha Başlangıç
Ortalık toz duman. Sözü geçen rüşvet ve kara para miktarını aklınız almamış olabilir. Dün "kahraman" denilen polislerin bugün komplo ile suçlanmasına hayret etmiş olabilirsiniz. Ama rakamlarla bunu buz dağının görünen yüzü olduğunu anlatmaya çalışacağım. Bu operasyonda konuşulan rakamlar toplamda 1 milyar doları buluyor. Eski parayla 2 katrilyon TL.
Türkiye GSMH olarak 2003'de 300 Milyar dolardan 2012'de 790 Milyar dolara varmış. Ortalama 546 Milyar dolar dense 11 yılda 6.000 Milyar dolar bir milli hasıla söz konusu. Dünya Bankası ortalama rüşvet değeri olarak GSMH'nın %0.5 (binde 5) öngörmekte dünya ortalaması olarak. En iyimser veri ile bunun Türkiye için %2 olduğunu varsayalım. Bu da 11 yılda 120 Milyar dolar rüşvet dağıtılmış demektir.
Yani hayret edilen bu rakam gerçeğin sadece %1'i bile değil. Tüm kamu banka kredileri, tüm ihaleler, imar değişikliğinden etkilenen tüm arsa ve inşaatlar, maden arama izinleri, HES ve enerji faaliyetleri, faizsiz finans adı altındaki tüm faaliyetler yakından incelenmelidir. Bunlar bize çok daha büyük yolsuzlukları göstermeye gebedir.
Yolsuzluk ile mücadele deyip buna bulaşanları açıkca koruyan hiç bir iktidar ayakta kalamaz.
Türkiye GSMH olarak 2003'de 300 Milyar dolardan 2012'de 790 Milyar dolara varmış. Ortalama 546 Milyar dolar dense 11 yılda 6.000 Milyar dolar bir milli hasıla söz konusu. Dünya Bankası ortalama rüşvet değeri olarak GSMH'nın %0.5 (binde 5) öngörmekte dünya ortalaması olarak. En iyimser veri ile bunun Türkiye için %2 olduğunu varsayalım. Bu da 11 yılda 120 Milyar dolar rüşvet dağıtılmış demektir.
Yani hayret edilen bu rakam gerçeğin sadece %1'i bile değil. Tüm kamu banka kredileri, tüm ihaleler, imar değişikliğinden etkilenen tüm arsa ve inşaatlar, maden arama izinleri, HES ve enerji faaliyetleri, faizsiz finans adı altındaki tüm faaliyetler yakından incelenmelidir. Bunlar bize çok daha büyük yolsuzlukları göstermeye gebedir.
Yolsuzluk ile mücadele deyip buna bulaşanları açıkca koruyan hiç bir iktidar ayakta kalamaz.
7 Aralık 2013 Cumartesi
Yerel Seçimler
İşte halka zülüm, ayrımcılık, yolsuzluk ve yoksulluktan başka şey vermeyen AKP iktidarından kurtulmak için çok önemli yerel seçimlere 3.5 ay kaldı.
Bu seçimlerde yaşam tarzımıza, komşularımıza, çocuklarımızın geleceğine, çevreye müdahelelerinden şikayetçisi isek iktidarın, ilk iş oy kullanmalıyız ve yakınlarımızın oy kullanmasını sağlamalıyız.
Peki karşımıza çıkan belediye başkanı adaylarından memmun değilsek? AKP adayının karşısındaki en güçlü muhalefet adayına oy verin. CHP'nin sağdan oy almak için sağ adaylar stratejisi bence de çok yanlış. Solun en yüksek oy aldığı (%42) dönemde Ecevit, tarım reformu, çalışan hakları gibi sol söylemleri savunuyordu. Yani bu millet sola oy vermez demek kolaycılıktır hele ki iktidarın içeriden dışarıya her alanda yaptığı onlarca saçmalık ortada iken. Önemli olan bunları halka açık, net ve anlaşılır bir şekilde sürekli olarak anlatmaktır.
Belediye meclisi ve il genel meclisi seçimlerinde ise gönlümüzdeki partiye oy vererek onu destekleyelim. Unutmayalım kazanılan her AKP'li belediye ileri yolsuzluk, yoksulluk ve faşizm değirmenine su taşıyacaktır. Kazanamayacağını bildiğiniz adaya vereceğiniz oylarla AKP'ye seçim kazandıranların sonradan şikayet etmeye hakkı yoktur.
Bu seçimlerde yaşam tarzımıza, komşularımıza, çocuklarımızın geleceğine, çevreye müdahelelerinden şikayetçisi isek iktidarın, ilk iş oy kullanmalıyız ve yakınlarımızın oy kullanmasını sağlamalıyız.
Peki karşımıza çıkan belediye başkanı adaylarından memmun değilsek? AKP adayının karşısındaki en güçlü muhalefet adayına oy verin. CHP'nin sağdan oy almak için sağ adaylar stratejisi bence de çok yanlış. Solun en yüksek oy aldığı (%42) dönemde Ecevit, tarım reformu, çalışan hakları gibi sol söylemleri savunuyordu. Yani bu millet sola oy vermez demek kolaycılıktır hele ki iktidarın içeriden dışarıya her alanda yaptığı onlarca saçmalık ortada iken. Önemli olan bunları halka açık, net ve anlaşılır bir şekilde sürekli olarak anlatmaktır.
Belediye meclisi ve il genel meclisi seçimlerinde ise gönlümüzdeki partiye oy vererek onu destekleyelim. Unutmayalım kazanılan her AKP'li belediye ileri yolsuzluk, yoksulluk ve faşizm değirmenine su taşıyacaktır. Kazanamayacağını bildiğiniz adaya vereceğiniz oylarla AKP'ye seçim kazandıranların sonradan şikayet etmeye hakkı yoktur.
16 Kasım 2013 Cumartesi
KIDEM TAZMİNATI FONUNA NEDEN HAYIR DİYORUM?
Kıdem tazminatı hakkımıza göz dikmiş iktidar ve sermaye çevreleri yok "fon kurup iyi işleteceğiz", yok "kıdem tazminatından yararlanan çok az" gibi yalanlara başvuruyorlar. Peki şu ana kadar fonlar iyi yönetildi mi? Zorunlu tasarruf fonunu unutmadık. Ama daha yakındaki işsizlik sigortası verilerini inceledim.
İş-Kur 2012 verilerini yayınlamış. Ne yazık ki her ay işsizlik maaşı alan sayısı geçmiyor bu verilerde. Ama verilerden yorumla yaklaşık değer hesapladım. 2012 yılında aylara göre işsizlik maaşına başvurup hak eden sayısı 43.491 ile 24.529 arasında değişiyor. Ortalama değer 30.621'i alırsak işsizlik maaşı 6,8 veya 10 ay süre ile veriliyor bunu da 8 ay alırsak 245.000 kişinin belli bir ayda işsizlik maaşı aldığı varsayılabilir.
Bu veriyi 2012 yılında dağıtılan 969 milyon TL.yi kullanarak doğrularsak. En düşük işsizlik maaşı olan 376 TL. (%70'i bu oranda varsayarak) ve en yüksek maaş olan 752 TL. (%30 oranında) alırsak ortalama maaş 489 TL. alınabilinir. Buradan 969.000.000/12/489 alırsak 165.000 sayısına varırız. Ortalama olarak ((165+245)/2) 205.000 sayısını alabiliriz.
Peki dün yayınlanan işsizlik verilerine göre 2.806.000 işsiz varsa 205.000 ne kadarına denk geliyor? %7. Evet sadece işsizlerin (iş aramadan umudunu kesenler hariç işsizlerin) sadece %7'si işsizlik maaşı alıyor. Fonda 2012 sonunda 61 milyar TL. fazlası var. Yani niye bu parayı dağıtmıyorsun? Niye kıdem tazminatındaki az yararlanma sana batıyor da bu durum ırgalamıyor?
Ayrıca en başından beri ödenen 5.5 Milyar TL. tüm fon giderlerinin %26'sı ama GAP'a aktarılan para 11.4 Milyar TL. ki %54'e denk geliyor. Sen işsizlik fonunun dörtte birini işsizlere yarısından fazlasını başka şeylere harca bir de bize güvenin de. Bu halk, işçi sınıfı salak mı?
Eğer kıdem tazminatından daha fazla yararlanılsın istiyorsan çıkanlara tazminatını devlet olarak sen öde, işvereni dava et ve ondan alacağını tahsil et. Bir yıl olan süreyi 6 aya çek.
Samimi olmayanların her yaptığının altında bir hinlik bizi bekliyor. Uyanık olalım. Seçimlerde kanmadığımızı gösterelim.
İş-Kur 2012 verilerini yayınlamış. Ne yazık ki her ay işsizlik maaşı alan sayısı geçmiyor bu verilerde. Ama verilerden yorumla yaklaşık değer hesapladım. 2012 yılında aylara göre işsizlik maaşına başvurup hak eden sayısı 43.491 ile 24.529 arasında değişiyor. Ortalama değer 30.621'i alırsak işsizlik maaşı 6,8 veya 10 ay süre ile veriliyor bunu da 8 ay alırsak 245.000 kişinin belli bir ayda işsizlik maaşı aldığı varsayılabilir.
Bu veriyi 2012 yılında dağıtılan 969 milyon TL.yi kullanarak doğrularsak. En düşük işsizlik maaşı olan 376 TL. (%70'i bu oranda varsayarak) ve en yüksek maaş olan 752 TL. (%30 oranında) alırsak ortalama maaş 489 TL. alınabilinir. Buradan 969.000.000/12/489 alırsak 165.000 sayısına varırız. Ortalama olarak ((165+245)/2) 205.000 sayısını alabiliriz.
Peki dün yayınlanan işsizlik verilerine göre 2.806.000 işsiz varsa 205.000 ne kadarına denk geliyor? %7. Evet sadece işsizlerin (iş aramadan umudunu kesenler hariç işsizlerin) sadece %7'si işsizlik maaşı alıyor. Fonda 2012 sonunda 61 milyar TL. fazlası var. Yani niye bu parayı dağıtmıyorsun? Niye kıdem tazminatındaki az yararlanma sana batıyor da bu durum ırgalamıyor?
Ayrıca en başından beri ödenen 5.5 Milyar TL. tüm fon giderlerinin %26'sı ama GAP'a aktarılan para 11.4 Milyar TL. ki %54'e denk geliyor. Sen işsizlik fonunun dörtte birini işsizlere yarısından fazlasını başka şeylere harca bir de bize güvenin de. Bu halk, işçi sınıfı salak mı?
Eğer kıdem tazminatından daha fazla yararlanılsın istiyorsan çıkanlara tazminatını devlet olarak sen öde, işvereni dava et ve ondan alacağını tahsil et. Bir yıl olan süreyi 6 aya çek.
Samimi olmayanların her yaptığının altında bir hinlik bizi bekliyor. Uyanık olalım. Seçimlerde kanmadığımızı gösterelim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



