Cumhurbaşkanlığı seçimine 2 ay kaldı halen muhalefet aday belirlemek yerine adayın niteliklerini tartışıyor. Seçilecek adayın kendini halka anlatmaya zamanı kalmayacak.
Bir de hiç bir seçimi kazanamamış Baykal'ın adı geçiyor. Bütün bunları en baştan pes etmiş muhalefetin kaybetmeye mazeret hazırlaması olarak algılıyorum.
Savaş önce zihinde kazanılır. En baştan nasılsa seçilemez muhalefetin adayı diyen hatta AKP içinden muhalefet adayı göstermeye kalkan bir muhalefeti hak etmiyor bu halk.
Seçim barajları ve lider sultası ile tıkanan toplumsal direniş elbette bir yolunu bulup bunları da aşacaktır ama bu süreç bir çok badireye açık olacaktır.
Ülke ve Dünya Sorunlarına Demokratik, İnsancıl ve Çevreci bir Yaklaşım.
8 Haziran 2014 Pazar
10 Mayıs 2014 Cumartesi
Çatı Adayı
Öncelikle Kılıçdaroğlu ve Bahçeli Cumhurbaşkanı adayı belirleme yönteminde anlaşmak için bir araya gelmeli.
Bu yöntem için önerim ise 2 partinin kendi içlerinde gizli bir çalışma ile üçer aday belirleyip bunu kapalı bir zarf ile liderler toplantısına sunması. Burada karşılıklı zarfların açılması. Eğer ortak bir aday çıkmışsa o adayın hemen o toplantı çıkışında açıklanması. Eğer ortak 2 aday çıkmışsa liderlerin durumu bir hafta kendi içlerinde değerlendirip ikisinin de birinde devam etme kararı vermesi. Aynı adayda karar vermişlerse sorun yok. Aksi halde önceden belirlenmiş kamuoyu yoklaması şirketine önceden belirlenmiş yöntemle yapılacak anketden çıkan adaya 2 tarafın da baştan razı olması.
Eğer listelerde hiç bir ortak aday yoksa 2 tarafında diğerinin listesinden 1 aday çıkartıp kalan 4 aday için kamuoyu yoklaması yapılması ve en yüksek oy alacağı görülen adayın ortak aday olması.
Son derece adil ve makul olan bu yöntem ile çıkan adayın şansı daha fazla olacaktır.
Bu yöntem için önerim ise 2 partinin kendi içlerinde gizli bir çalışma ile üçer aday belirleyip bunu kapalı bir zarf ile liderler toplantısına sunması. Burada karşılıklı zarfların açılması. Eğer ortak bir aday çıkmışsa o adayın hemen o toplantı çıkışında açıklanması. Eğer ortak 2 aday çıkmışsa liderlerin durumu bir hafta kendi içlerinde değerlendirip ikisinin de birinde devam etme kararı vermesi. Aynı adayda karar vermişlerse sorun yok. Aksi halde önceden belirlenmiş kamuoyu yoklaması şirketine önceden belirlenmiş yöntemle yapılacak anketden çıkan adaya 2 tarafın da baştan razı olması.
Eğer listelerde hiç bir ortak aday yoksa 2 tarafında diğerinin listesinden 1 aday çıkartıp kalan 4 aday için kamuoyu yoklaması yapılması ve en yüksek oy alacağı görülen adayın ortak aday olması.
Son derece adil ve makul olan bu yöntem ile çıkan adayın şansı daha fazla olacaktır.
8 Mayıs 2014 Perşembe
Muhalefetin Cumhurbaşkanlığı Adayı
İnternet erişimi üzerinde ciddi kısıtlamalar olan bir ülkede geçici olarak çalışmaya başladığımdan blog yazılarım aralıklı olarak sürebilecektir.
Yerel seçim sonrasında muhalefetin hatalarından çok ders almadığı anlaşılmakta. Halen muhalefetten hiç bir ciddi aday ismi açıklanmaması bu yarışta da erken teslim bayrağını açacak gözükmekte.
Bu ortamda MHP'nin ortak aday önerisi çok ciddi olarak ele alınmalıdır. Muhalefet halka hitap eden ortak aday çıkarabilirse ikinci turda muhalefet adayının seçilmesi şansı hiç de az değildir.
Tabii gecikilmeden ortak bir aday da anlaşıp, her kafadan bir ses çıkmadan destek görebilirse.
Yerel seçim sonrasında muhalefetin hatalarından çok ders almadığı anlaşılmakta. Halen muhalefetten hiç bir ciddi aday ismi açıklanmaması bu yarışta da erken teslim bayrağını açacak gözükmekte.
Bu ortamda MHP'nin ortak aday önerisi çok ciddi olarak ele alınmalıdır. Muhalefet halka hitap eden ortak aday çıkarabilirse ikinci turda muhalefet adayının seçilmesi şansı hiç de az değildir.
Tabii gecikilmeden ortak bir aday da anlaşıp, her kafadan bir ses çıkmadan destek görebilirse.
4 Nisan 2014 Cuma
Seçim Analizi
Öncelikle halkın %87 gibi bir katılımla yerel seçimlerde oy vermesi çok önemli.
Seçimlerde AKP'nin %45 oy aldığı ise doğru değil. Hile ve diğer konular hariç yine de genel seçimlerle karşılaştırılması gereken 30 ildeki ilçe belediye meclisi ve 51 ildeki il genel meclisi seçimi toplamında AKP %43 oy aldı. Yani bir önceki seçime göre %7 oy kaybetti.
Haritada her yeri AKP'nin turuncu rengi görüp morali bozulanlar için AKP karşısında en güçlü adayda birleşmenin önemini seçim öncesi söylemiştik. Bir çok ilde seçmen bunu yapmaya çalıştı. Ankara seçimlerinin belirsizliği ve sandıktan aslında Mansur Yavaş'ın çıktığına dayanarak AKP 48,CHP 14,BDP 11,MHP 8 ilde seçimi kazandı. Peki CHP,MHP seçmeni en kuvvetli adayda birleşse idi ne olurdu? AKP 36,MHP 16,CHP 14,BDP 11 olurdu. Seçmen bilinçlendikçe AKP'nin işinin daha da zor olacağı anlaşılıyor.
Peki niye AKP seçmeni yolsuzlukları görmedi veya oyunu değiştirmedi? Bu %43'ü şu şekilde analiz edelim. %3 sahte seçmen,seçim hilesi. %5 bu yolsuzluk düzeninden, büyük küçük pay alan ve işin içinde olan seçmenler. Bunları değiştirmek mümkün değil. %5 gazete ve TV'de haberleri seyretmediği için yolsuzlukları duymayanlar. %15 yolsuzlukların bir komplo olduğuna inananlar. Bunlar daha önceki Balyoz, Ergenekon'da ortaya çıkan komplolarla yolsuzlukları birbirine bağladı -Gülen hareketinin işin içinde olması dolayısıyla- ve Erdoğan'ın komplo teorisine inandı. %15 ise muhalefeti bir alternatif görmediğinden, muhafazakarların tekrar 2.ci sınıf vatandaş konumuna geleceği korkusundan, muhalif adayların yetersizliğinden dolayı yolsuzlukları bile bile yine AKP'ye oy verdiler.
Yani muhalefet daha iyi çalışmış, adayları daha iyi belirlemiş, ev ev, kahve kahve her yere sesini ulaştırsa ve sandıklara sahip çıkabilse idi bu %43 %13'lere kadar indirilebilir.
Sandıklara sahip çıkmak üzerinde ayrıca duralım. Seçim öncesi hem CHP,hem MHP sistem kurduk, merak etmeyin, sonuçlara hemen hakim olacağız dediler. YSK'nın sandık sonuçlarını online olarak partilere açmasına karşın Ankara ve İstanbul'da bile (örneğin Üsküdar'da) bizim oyumuz net şu, AKP'nin oyu şu deyip, şu, şu sandıklarda şu kadar hata var diyemediler. Twitter üstünden tutanak arayan bir muhalefet oldukça zavallı bir konuma düştü. Buna karşın "oyveötesi" ve diğer sivil insiyatifler CHP ve MHP'den çok daha organize ve bilinçli olarak çalıştı.
Buradan yola çıkarak Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilir mi? Malesef muhalefet daha organize olmazsa, ortak bir aday üzerinde daha erken anlaşmazsa, adayın tanıtımına yeterli zaman kalmazsa %7 olan BDP+HDP desteği ile yapılacak pazarlığa göre ilk veya 2. turda Erdoğan seçilebilir. Şimdiden 10 ve 24 Ağustos günlerinde sandığa gitmek için hazır olunmalı. Apo'yu gazetecilerin ziyareti BDP'ye verilen tavizlerin bir başlangıcıdır. Cumhurbaşkanının hasta mahkumları af yetkisi ve bunun daha önce Erbakan için nasıl uygulandığı unutulmamalı.
Bütün hatalara karşın çok çalışan Kılıçdaroğlu'nun istifası veya kurultaylara gitmek bu süreçte Erdoğan'ın seçilmesine hizmet eder sadece. Şu an lider değişimi değil hatalardan ders alıp, daha fazla çalışmak zamanıdır. AKP daha da geriye gidebilir bunun için ekonomi dahil her tür olanak muhalefetin lehinedir.
Kullanabilirlerse!
Seçimlerde AKP'nin %45 oy aldığı ise doğru değil. Hile ve diğer konular hariç yine de genel seçimlerle karşılaştırılması gereken 30 ildeki ilçe belediye meclisi ve 51 ildeki il genel meclisi seçimi toplamında AKP %43 oy aldı. Yani bir önceki seçime göre %7 oy kaybetti.
Haritada her yeri AKP'nin turuncu rengi görüp morali bozulanlar için AKP karşısında en güçlü adayda birleşmenin önemini seçim öncesi söylemiştik. Bir çok ilde seçmen bunu yapmaya çalıştı. Ankara seçimlerinin belirsizliği ve sandıktan aslında Mansur Yavaş'ın çıktığına dayanarak AKP 48,CHP 14,BDP 11,MHP 8 ilde seçimi kazandı. Peki CHP,MHP seçmeni en kuvvetli adayda birleşse idi ne olurdu? AKP 36,MHP 16,CHP 14,BDP 11 olurdu. Seçmen bilinçlendikçe AKP'nin işinin daha da zor olacağı anlaşılıyor.
Peki niye AKP seçmeni yolsuzlukları görmedi veya oyunu değiştirmedi? Bu %43'ü şu şekilde analiz edelim. %3 sahte seçmen,seçim hilesi. %5 bu yolsuzluk düzeninden, büyük küçük pay alan ve işin içinde olan seçmenler. Bunları değiştirmek mümkün değil. %5 gazete ve TV'de haberleri seyretmediği için yolsuzlukları duymayanlar. %15 yolsuzlukların bir komplo olduğuna inananlar. Bunlar daha önceki Balyoz, Ergenekon'da ortaya çıkan komplolarla yolsuzlukları birbirine bağladı -Gülen hareketinin işin içinde olması dolayısıyla- ve Erdoğan'ın komplo teorisine inandı. %15 ise muhalefeti bir alternatif görmediğinden, muhafazakarların tekrar 2.ci sınıf vatandaş konumuna geleceği korkusundan, muhalif adayların yetersizliğinden dolayı yolsuzlukları bile bile yine AKP'ye oy verdiler.
Yani muhalefet daha iyi çalışmış, adayları daha iyi belirlemiş, ev ev, kahve kahve her yere sesini ulaştırsa ve sandıklara sahip çıkabilse idi bu %43 %13'lere kadar indirilebilir.
Sandıklara sahip çıkmak üzerinde ayrıca duralım. Seçim öncesi hem CHP,hem MHP sistem kurduk, merak etmeyin, sonuçlara hemen hakim olacağız dediler. YSK'nın sandık sonuçlarını online olarak partilere açmasına karşın Ankara ve İstanbul'da bile (örneğin Üsküdar'da) bizim oyumuz net şu, AKP'nin oyu şu deyip, şu, şu sandıklarda şu kadar hata var diyemediler. Twitter üstünden tutanak arayan bir muhalefet oldukça zavallı bir konuma düştü. Buna karşın "oyveötesi" ve diğer sivil insiyatifler CHP ve MHP'den çok daha organize ve bilinçli olarak çalıştı.
Buradan yola çıkarak Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilir mi? Malesef muhalefet daha organize olmazsa, ortak bir aday üzerinde daha erken anlaşmazsa, adayın tanıtımına yeterli zaman kalmazsa %7 olan BDP+HDP desteği ile yapılacak pazarlığa göre ilk veya 2. turda Erdoğan seçilebilir. Şimdiden 10 ve 24 Ağustos günlerinde sandığa gitmek için hazır olunmalı. Apo'yu gazetecilerin ziyareti BDP'ye verilen tavizlerin bir başlangıcıdır. Cumhurbaşkanının hasta mahkumları af yetkisi ve bunun daha önce Erbakan için nasıl uygulandığı unutulmamalı.
Bütün hatalara karşın çok çalışan Kılıçdaroğlu'nun istifası veya kurultaylara gitmek bu süreçte Erdoğan'ın seçilmesine hizmet eder sadece. Şu an lider değişimi değil hatalardan ders alıp, daha fazla çalışmak zamanıdır. AKP daha da geriye gidebilir bunun için ekonomi dahil her tür olanak muhalefetin lehinedir.
Kullanabilirlerse!
22 Mart 2014 Cumartesi
Zülmün Sonuna Geliyoruz!
Bütün otokratik iktidarlar, diktatörler sonları yaklaşınca zülmü ve baskıyı artırırlar. Buna "çarpışarak çekilme" deniyor siyasette.
Bizim yaşadığımız da bundan farklı değil. Twitter'ın kapatılması bunun son örneği. Google DNS yasağı da bunun üzerine eklendi. Bu engel oldu mu halka? Hayır halk, DNS ve VPN gibi biz profesyonellerin bildiği kavramları kullanarak sorunu el birliği ile aştı.
Artık bu iktidardan mamalanmayan veya kör olmayan kimsenin göremeyeceği kadar ortada olan yalan,dolan,talan saklanamaz.
Belki tüm yurtdışı internet çıkışını kapatmak veya internet erişimini çok kısmak gibi son çareler de denenebilir.
Ama korkunun ecele faydası olmayacaktır!
Yeter ki sandıklara gidelim, ilimizde, ilçemizdeki AKP karşısındaki en güçlü adayda oylarımızı birleştirelim.
30 Mart'a kadar olağanüstü bir şey olmadıkça bu son yazım. Özgür günlerde görüşmek dileğiyle.
Bizim yaşadığımız da bundan farklı değil. Twitter'ın kapatılması bunun son örneği. Google DNS yasağı da bunun üzerine eklendi. Bu engel oldu mu halka? Hayır halk, DNS ve VPN gibi biz profesyonellerin bildiği kavramları kullanarak sorunu el birliği ile aştı.
Artık bu iktidardan mamalanmayan veya kör olmayan kimsenin göremeyeceği kadar ortada olan yalan,dolan,talan saklanamaz.
Belki tüm yurtdışı internet çıkışını kapatmak veya internet erişimini çok kısmak gibi son çareler de denenebilir.
Ama korkunun ecele faydası olmayacaktır!
Yeter ki sandıklara gidelim, ilimizde, ilçemizdeki AKP karşısındaki en güçlü adayda oylarımızı birleştirelim.
30 Mart'a kadar olağanüstü bir şey olmadıkça bu son yazım. Özgür günlerde görüşmek dileğiyle.
Etiketler:
AKP,
Erdoğan,
Twitter,
Yasaklar,
Yerel Seçimler
16 Mart 2014 Pazar
30 Mart Seçimlerinde Ne Yapmalı?
30 Mart'a sadece 2 hafta kaldı. Türkiye'nin içinde bulunduğu durum nedeniyle bu seçimler çok önemli.
En hafifinden otoriter bir yönetim denilen, bir çok gözlemcinin artık bir diktatörlük kabul ettiği bu yönetimden kurtulmak için ciddi bir şans. Erdoğan'ın elindeki "sandık bizimle","milli irade" kozlarını halkın elinden alması için ciddi bir fırsat.
Her durumda sandığa kesinlikle gidip oy vermeliyiz. Büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanlığı seçimlerinde AKP dışındaki en güçlü adayda gücümüzü birleştirmeliyiz. Bunu için anketler, geçen seçim sonuçları ve bunlara güvenemiyorsanız sağduyunuzu kullanın. En güçlü muhalif adayı veya partisini beğenmeseniz de bu çok önemli. İstanbul,Ankara gibi illeri kaybetmiş bir AKP ile oy oranı düşse bile bu şehirleri koruyan bir AKP ve Erdoğan çok farklı olacaktır. Sonradan pişman olacağımız oylar için çözüm yok.
İl genel meclisi, belediye meclisi seçimlerinde ise gönlümüzden geçen partiye meclise aday gönderir mi endişesinde olmadan oy verelim. Bu yolla seçim barajı olmasa idi olacak tabloyu daha iyi ortaya koyalım. Büyük muhalefet partilerinin uygulamalarını beğenmiyorsanız bu onları protesto etmek için bir fırsat yaratacaktır.
Oyların açılmasında oyların doğru sayılıp tutanağa geçtiğinden emin olmak ve mümkünse bu göreve bizzat katılmak da çok önemli. Muhalefet partileri kendi alamadıkları sandık sonuçlarını diğer muhalefet partilerinden alıp doğru birleştirme yapıldığından emin olmalılar.
Bu seçim sonrası halkın büyük özveri ve genç şehitler vererek yaptığı mücadele sandığa yansımazsa o zaman oluşacak umut kırılmasının kaldırılması çok zor olacaktır.
En hafifinden otoriter bir yönetim denilen, bir çok gözlemcinin artık bir diktatörlük kabul ettiği bu yönetimden kurtulmak için ciddi bir şans. Erdoğan'ın elindeki "sandık bizimle","milli irade" kozlarını halkın elinden alması için ciddi bir fırsat.
Her durumda sandığa kesinlikle gidip oy vermeliyiz. Büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanlığı seçimlerinde AKP dışındaki en güçlü adayda gücümüzü birleştirmeliyiz. Bunu için anketler, geçen seçim sonuçları ve bunlara güvenemiyorsanız sağduyunuzu kullanın. En güçlü muhalif adayı veya partisini beğenmeseniz de bu çok önemli. İstanbul,Ankara gibi illeri kaybetmiş bir AKP ile oy oranı düşse bile bu şehirleri koruyan bir AKP ve Erdoğan çok farklı olacaktır. Sonradan pişman olacağımız oylar için çözüm yok.
İl genel meclisi, belediye meclisi seçimlerinde ise gönlümüzden geçen partiye meclise aday gönderir mi endişesinde olmadan oy verelim. Bu yolla seçim barajı olmasa idi olacak tabloyu daha iyi ortaya koyalım. Büyük muhalefet partilerinin uygulamalarını beğenmiyorsanız bu onları protesto etmek için bir fırsat yaratacaktır.
Oyların açılmasında oyların doğru sayılıp tutanağa geçtiğinden emin olmak ve mümkünse bu göreve bizzat katılmak da çok önemli. Muhalefet partileri kendi alamadıkları sandık sonuçlarını diğer muhalefet partilerinden alıp doğru birleştirme yapıldığından emin olmalılar.
Bu seçim sonrası halkın büyük özveri ve genç şehitler vererek yaptığı mücadele sandığa yansımazsa o zaman oluşacak umut kırılmasının kaldırılması çok zor olacaktır.
Etiketler:
30 Mart,
AKP,
Belediye Seçimleri,
Erdoğan,
Muhalefet
10 Mart 2014 Pazartesi
SAĞLIK ALANINDA YALANLAR
Sağlık alanını bir film şeridi ile akıtıyorlar televizyonlardan. Gerçek olmayan bilgileri, halkın rızasını almak için kullanmaya çalışıyorlar. Sağlık alnında temel çıktının halkın sağlığının iyiye gitmediği olduğu gerçeğini örtmek istiyorlar. Sağlıkta kamusal alanın çöktüğüne, özel sermayeye ayrılan payın 21 kat arttığına dair hiç bir bilgi görünmüyor spotlarından.
Sağlık alanında medya aracılığıyla oluşturulmaya çalışılan yalanlara karşı, Türk Tabipleri Birliği gerçekleri halk ile paylaşıyor.
İşte TTB'nin hükümete verdiği 50 yanıttan bazıları:
1. Yalan: İstediğim hastanede tedavi oluyorum.
Gerçek: Sağlık sigortalı hastalar eskiden öncelikle devlet ve üniversite hastanelerinde, sevk almak koşuluyla da sözleşmeli özel hastanelerde tedavi olabiliyorlardı. Evet, şimdilerde hepsinde değil ama Sosyal Güvenlik Kurumu'yla sözleşme imzalayan özel sağlık kurumlarında tedavi olabiliyorlar. Yalnız küçük bir sorun var; taburcu olurken önlerine konulan milyarlarca liralık faturayı ödeyebilmeleri gerekiyor!
2. Yalan: Hastanelerde rehin kalma ayıbına son verdik.
Gerçek: Evet, hastaneler faturayı ödeyemeyen hastaları artık rehin almıyor. Hastaya senet imzalatılıyor, sonra icra memurları geliyor. Ödeyemeyenlere de hapishane yolu görünüyor.
3. Yalan: Genel Sağlık Sigortası Yasası çıkardık. Artık herkesin sağlık sigortası var.
Gerçek: İşsizlik sigortasından yararlanamayan işsizler, kayıtdışı sektörde çalışanlar, primini ödeyemeyen esnaf ve sanatkârlar, primini ödeyemeyen çiftçiler, 18 yaşını dolduran ve çalışmayan kız çocukları genel sağlık sigortasından yararlanamıyor.
4. Yalan: Genel Sağlık Sigortası primini ödeyemeyen vatandaşların primlerini devlet ödeyecek.
Gerçek: Yasaya göre aylık geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olan her vatandaş prim ödemek zorunda. 1 Ocak 2012'den itibaren fakirlik testinden geçemeyen milyonlarca vatandaşın yeşil kartı iptal edildi.
5. Yalan: Genel Sağlık Sigortası kapsamında sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanılacak.
Gerçek: Sağlık hizmeti alabilmek için düzenli olarak genel sağlık sigortası primi ödemek yetmiyor. Ayrıca katılım payları ve ilave ücret ödemek gerekiyor.
6. Yalan: Genel Sağlık Sigortası bütün sağlık harcamalarını karşılayacak.
Gerçek: Sigortalı vatandaşlara verilecek hizmetlerin kapsamı, miktarı ve süresi sosyal güvenlik kurumu tarafından sınırlanabilecek. Temel teminat paketi dışında kalan hizmetler için "tamamlayıcı sigorta" yaptırmak veya cepten ödemek gerekecek.
7. Yalan: Sigortalılar sadece ayaktan muayenelerde katılım payı ödeyecek.
Gerçek: Genel Sağlık Sigortası Yasası'nda 2009 yılında yapılan değişikliğe göre bundan sonra hastaneye yatanlar da, ameliyat olanlar da katılım payı ödemek zorunda kalacak.
8. Yalan: Muayene katılım payı sadece 2 TL olacak.
Gerçek: Genel Sağlık Sigortası'nın yürürlüğe girdiği daha ilk gün muayene ücretlerine zam yapıldı. Uygulama yargıdan döndü ama hükümet yeni bir düzenleme yaparak muayene ücretlerini % 650 arttırdı. (Aile hekimliği muayeneleri için getirilen 2 TL katılım payı yargı tarafından tekrar iptal edildi.) Artık her bir muayene için devlet hastanelerinde 8, özel hastanelerde 15 TL muayene ücreti ödeniyor. Üstelik, bu düzenlemelerle, daha önce muayene ücreti ödemeyen SSK'lı aktif çalışanlar, yeşil kartlılar, kamu çalışanları ve emeklileri ile aile bireyleri de artık ücret ödemek zorundalar.
9. Yalan: Sigortalılar, sözleşme imzalayan sağlık hizmeti sunucularından hiçbir bedel ödemeksizin faydalanabilecekler. İsteyen istediği hastaneye gidebilecek.
Gerçek: Milyarlarca lira ilave ücret ödeyemeyen vatandaşlar genel sağlık sigortalı olsa bile özel hastanelerden yararlanamıyor. Yeşil kartlı hastalar ise üniversite hastanelerine ancak sevk ile gidebiliyor, özel hastanelere ise hiç gidemiyor.
10. Yalan: 18 yaşın altındaki çocuklar koşulsuz olarak genel sağlık sigortası kapsamına alındı.
Gerçek: Annesi, babası sigortalı olmayan ve yeşil kart alamayan ailelerin çocukları Genel Sağlık Sigortası'ndan yararlanamıyor.
11. Yalan: 18 yaşın altındaki çocuklar için bütün sağlık hizmetleri ücretsiz.
Gerçek: 18 yaşın altında da olsa bütün hastalar katılım payı ve ilave ücret ödemek zorunda.
12. Yalan: Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasası'nı sağlıkta ve sosyal güvenlikte norm ve standart birliği sağlamak için çıkarttık.
Gerçek: SSGS Yasası İMF ve Dünya Bankası'nın direktifleriyle çıkarıldı. Norm ve standart birliği sağlanmadı ama emekli maaşı oranları % 23-% 33 düşürüldü, emeklilik yaşı 65'e, prim gün sayısı 7.200'e çıkarıldı. Emeklilik gerçekti, hayal oldu.
13. Yalan: SSK hastanelerini sağlıkta tek çatı oluşturmak için Sağlık Bakanlığı'na devrettik.
Gerçek: SSK hastaneleri "tek çatı altında topluyoruz" bahanesiyle özelleştirilmek için Sağlık Bakanlığı'na devredildi, tasfiye edildi. Şimdi, Meclis'te bekleyen Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı'na göre devredilen SSK hastaneleri de dâhil Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler doksan parçaya bölünecek, doksan çatı oluşacak.
14. Yalan: Aile hekimliği hizmetini başlattık. Aile hekimleri aile fotoğrafında yer alacak, evlere gidecek, yedi gün yirmi dört saat hizmet verecek. Bütün sağlık sorunlarınızı aile hekiminiz takip edecek.
Gerçek: Aile hekimleri sadece mesai saatleri içerisinde hizmet verir. Mesai dışında çalışmaz, eve gelmez. Aile hekimliği başlayalı beş yıldan fazla geçti. Ancak sevk zinciri nedense bir türlü kurulamadı. Aile Hekiminin kendisine bağlı vatandaşların bütün sağlık sorunlarını takip edebilmesi mümkün değil.
15. Yalan: Aile hekiminiz sizi doğumdan ölüme kadar izleyecek.
Gerçek: Aile hekimlerinin iş güvencesi yok. Sözleşmesi her an için feshedilebilir, siz de kendinize yeni bir aile hekimi bulmak zorunda kalabilirsiniz.
16. Yalan: Aile hekimliğine geçilince sağlık ocaklarındaki gibi yığılma olmayacak.
Gerçek: Dünyanın diğer ülkelerinde bir aile hekimine bin beş yüz, iki bin nüfus bağlı iken Türkiye'de üç bin beş yüz, dört bin nüfus bağlı. Aile hekimleri bütün gün yoğun bir şekilde hasta bakıyorlar.
17. Yalan: Vatandaşların sağlık hizmetine ücretsiz ulaşabilmesi için tam gün yasasını çıkardık, kamuda çalışan hekimlerin muayenehanelerini kapattırdık.
Gerçek: Son yedi yılda kamuda çalışan doktorların büyük çoğunluğu muayenehanelerin kapattı. Bugün yüzde doksan ikisi zaten tam gün çalışıyor. Ancak vatandaşların sağlık için ceplerinden yaptıkları harcamalar azalmak bir yana üç kat arttı.
18. Yalan: TTB doktorların tam gün çalışmasına karşı çıkıyor
Gerçek: Tüm sağlık çalışanları olarak tam gün kölelik düzenine karşı çıkıyor; grevli - toplu sözleşmeli sendikal haklar ve emeğimizin karşılığını alacağımız, emekliliğe yansıyacak, güvenceli ücretlerle tam süre çalışmak istiyoruz. Bu konuda hazırladığımız yasa tasarısı önerisini Sağlık Bakanı'na da ilettik.
19. Yalan: Doktorlar on yedi bin lira maaş alıyor.
Gerçek: Kamuda çalışıp o kadar maaş alan tek doktor olsa olsa Sağlık Bakanı'dır.
20. Yalan: Sendikaya üye olmak anayasal bir haktır.
Gerçek: Türkiye'de yaklaşık beş yüz özel hastane var. Sendikanın girebildiği özel hastane sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Sendikaya üye olan işten atılıyor.
21. Yalan: Biz gerekli düzenlemeleri yaptık ama doktorlar hastalara ilgi göstermiyor, yeterli süre ayırmıyor.
Gerçek: Telefonla randevu sisteminde hastaya ayrılan süre on dakikayı bile bulmuyor. Randevusuz hastalar da eklenince hasta başına düşen toplam süre beş dakikaya kadar iniyor.
22. Yalan: İlaca erişim kolaylaştı. İstediğim hastaneden ilacımı alıyorum.
Gerçek: Sosyal Güvenlik Kurumu'nun bilgisayar sistemi doğru düzgün çalışmadığı için ilacını almak isteyen hastalar eczane eczane dolaşmak zorunda kalıyor. Üstelik, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) birçok ilacı ödeme listesinden çıkarttı. Bu ilaçların parasının tamamını vatandaşlar ceplerinden ödüyor. Dahası, SGK hesaplama yaparken benzer, eşdeğer ilaçların en ucuzunu esas alıyor. O ilaç eczanelerde bulunmasa bile reçetede yazılı olanla en ucuz ilaç arasındaki fark da hastaların cebinden çıkıyor.
23. Yalan: Sağlık çalışanları hallerinden memnun. Bu nedenle sağduyulu sağlıkçılar örgütlerinin eylem çağrısına katılmıyor, eylemleri marjinal gruplar yapıyor.
Gerçek: Hekimi, hemşiresi, diş hekimi, laborantı, ebesi, eczacısı, radyoloji teknisyeni, taşeron işçisi, bütün sağlıkçılar hallerinden şikâyetçi. Bu nedenle sağduyulusu, sol duyulusu tekmil sağlıkçı sınıfı eylemlere katılıyor.
28 Şubat 2014 Cuma
Halka Güvenin
Ortaya çıkan ayan,beyan ve çok kirli yolsuzluklara karşın AKP'nin anketlerde çok ciddi kayba uğramaması, çok ciddi tepkiler almıyor gibi görünmesi her sorundan halkı suçlayan aydınlarda yine yılgınlık yarattı. Halka aptal, makarnaya satıldı gibi yakıştırmalar yapılıyor.
Öncelikle halkımız tepkisini her zaman çok açıktan koymaz. Ama sandıkta AKP'yi %40'ların altına çekeceğinden, bir çok ilde AKP'ye seçim kaybettireceğinden eminim.
Diyelim ki bu gerçekleşmedi halkı suçlamadan önce :
- İlimizdeki en kuvvetli muhalif adayda oylarımızı birleştirdik mi?
- Adayları son aya kadar bekleten CHP yönetiminin bu işte payı yok mu?
- Ön seçim ile aday belirlenmemesi ve halktaki direniş ruhuna uygun adaylar gösterilmemesinin etkisi ne oldu?
- Yeterince genç ve kadın aday gösterildi mi?
- Medyada korkak kalemlerin halka gerçekleri yansıtmaktan çekinmesinin bu işte payı yok mu?
- Burjuvazinin liberal demokrasiyi savunmak yerine dağıtılan ihaleler veya tehditlere boyun eğmesinin payı yok mu?
- Halka gerçekleri sabırla ve yalın bir şekilde anlatabildik mi?
- Samimiyetsizliklerini halka anlatmakta çok geç kalmadık mı?
- Cumhurbaşkanlığı oylamasına girmek hem de seçim barajı gibi temel konularda hiç bir taviz almadan hata değil miydi?
- AKP'den demokrasi gelmeyeceğini bile bile vaat edilen özerklik ve diğer sözler nedeniyle AKP'yi savunan BDP/HDP çizgisinin hiç mi payı yok?
sorularını soralım kendimize.
Halktan olumlu bir süpriz bekliyorum. Yeter ki sandıklara sahip çıkalım.
Öncelikle halkımız tepkisini her zaman çok açıktan koymaz. Ama sandıkta AKP'yi %40'ların altına çekeceğinden, bir çok ilde AKP'ye seçim kaybettireceğinden eminim.
Diyelim ki bu gerçekleşmedi halkı suçlamadan önce :
- İlimizdeki en kuvvetli muhalif adayda oylarımızı birleştirdik mi?
- Adayları son aya kadar bekleten CHP yönetiminin bu işte payı yok mu?
- Ön seçim ile aday belirlenmemesi ve halktaki direniş ruhuna uygun adaylar gösterilmemesinin etkisi ne oldu?
- Yeterince genç ve kadın aday gösterildi mi?
- Medyada korkak kalemlerin halka gerçekleri yansıtmaktan çekinmesinin bu işte payı yok mu?
- Burjuvazinin liberal demokrasiyi savunmak yerine dağıtılan ihaleler veya tehditlere boyun eğmesinin payı yok mu?
- Halka gerçekleri sabırla ve yalın bir şekilde anlatabildik mi?
- Samimiyetsizliklerini halka anlatmakta çok geç kalmadık mı?
- Cumhurbaşkanlığı oylamasına girmek hem de seçim barajı gibi temel konularda hiç bir taviz almadan hata değil miydi?
- AKP'den demokrasi gelmeyeceğini bile bile vaat edilen özerklik ve diğer sözler nedeniyle AKP'yi savunan BDP/HDP çizgisinin hiç mi payı yok?
sorularını soralım kendimize.
Halktan olumlu bir süpriz bekliyorum. Yeter ki sandıklara sahip çıkalım.
Etiketler:
AKP,
Belediye Seçimleri,
Muhalefet,
Yolsuzluk
9 Şubat 2014 Pazar
Kamu'nun Ekonomideki Gücü ve Yolsuzluklar
Evet çok büyük yolsuzluklardan söz ediyoruz. Bunlar yozlaşmanın göstergeleri. Ama sadece mevcut hükümet ve iktidarlarla mı sınırlı yolsuzluk? Sadece iktidar değişimi bu sorunu çözer mi?
Kesinlikle çözmez. Bunun nedeni eğer kamu ekonomosinin bu kadar büyük olmasına ve tüm ekonomoyi kontrol etmesine izin verirseniz sorun çözülmeyecek, yeniden başımıza gelecektir.
Düşünün bir medya patronu maden ruhsatı almak açısından kamu yönetimine bağlı olmasaydı "sil o alt yazıyı Fatih" rezaleti olabilir miydi? Kamu bankası sayısı bire inmeli ve tüketici kredisi dışında kredi verememelidir kamu bankaları. Eğer durum bu olsaydı "bana 2 milyon gönder maaş ödeyeceğim" rezaleti olur muydu? "Üzülme havuz için nakit sıkıntın varsa git kamu bankasına al" rezaleti olur muydu?
Bir çevre yolunun nereden geçeceği uzun vadeli planlarda olurdu, başbakanın helikopter gezisi ile saptanmazdı. Bu arsalar için söylenen spekülasyonlar olmazdı.
Kamunun ekonomideki etkisi yıllar içinde, tüm özelleştirmelere karşın giderek daha da artmıştır.
Aslında olumlu görünen her adımın altında da bu yolla çıkar sağlandığını düşünmekteyim. Örneğin sağlık reformu denilen uygulamaların aslında bizlerden kesilen SSK primleri ve vergilerden elde edilen gelirlerin kamu eliyle özel sağlık şirketlerine aktarılması olduğunu görüyoruz. Peki burada ihaleler, ödemeler, sözleşmeler şeffaf mı? Bunlara evet diyemiyorsanız bu sektörün aslında kamu denetiminde olduğunu görürüsünüz.
Yani trilyonlarca lira (yeni lira) ekonomiyi kamu yönetiyorsa, kamuyu tek parti yönetiyorsa, seçim barajı ve siyasi partiler kanunu ile bu partiyi de tek kişi yönetiyorsa ne yolsuzluk biter, ne haksızlık!
Kesinlikle çözmez. Bunun nedeni eğer kamu ekonomosinin bu kadar büyük olmasına ve tüm ekonomoyi kontrol etmesine izin verirseniz sorun çözülmeyecek, yeniden başımıza gelecektir.
Düşünün bir medya patronu maden ruhsatı almak açısından kamu yönetimine bağlı olmasaydı "sil o alt yazıyı Fatih" rezaleti olabilir miydi? Kamu bankası sayısı bire inmeli ve tüketici kredisi dışında kredi verememelidir kamu bankaları. Eğer durum bu olsaydı "bana 2 milyon gönder maaş ödeyeceğim" rezaleti olur muydu? "Üzülme havuz için nakit sıkıntın varsa git kamu bankasına al" rezaleti olur muydu?
Bir çevre yolunun nereden geçeceği uzun vadeli planlarda olurdu, başbakanın helikopter gezisi ile saptanmazdı. Bu arsalar için söylenen spekülasyonlar olmazdı.
Kamunun ekonomideki etkisi yıllar içinde, tüm özelleştirmelere karşın giderek daha da artmıştır.
Aslında olumlu görünen her adımın altında da bu yolla çıkar sağlandığını düşünmekteyim. Örneğin sağlık reformu denilen uygulamaların aslında bizlerden kesilen SSK primleri ve vergilerden elde edilen gelirlerin kamu eliyle özel sağlık şirketlerine aktarılması olduğunu görüyoruz. Peki burada ihaleler, ödemeler, sözleşmeler şeffaf mı? Bunlara evet diyemiyorsanız bu sektörün aslında kamu denetiminde olduğunu görürüsünüz.
Yani trilyonlarca lira (yeni lira) ekonomiyi kamu yönetiyorsa, kamuyu tek parti yönetiyorsa, seçim barajı ve siyasi partiler kanunu ile bu partiyi de tek kişi yönetiyorsa ne yolsuzluk biter, ne haksızlık!
2 Şubat 2014 Pazar
OKUDUĞUM SON 8 KİTAP
1) Rüyalar ve Uyanışlar Defteri/Latife Tekin/DK
Latife Tekin bu denemesinde rüyalar aracılığı ile günceli eleştirmekte ve yorumlamakta.
"Yoksulluk, bir yaşam biçimi olarak seçilebilir, dünyada kendiliğinden var olan şeylere eklenerek sessiz, sade, mutlu bir yaşam sürebilir insan, azla yetinme konforunu isteyebilir... Yaşamak için hiç de gerekli olmayan nesneleri satın almak için, ömrünü satmamayı seçebilirsiniz pekala, mümkün olduğunca kaçınabilirsiniz bundan ve kaçınabildiğiniz ölçüde de özgür olursunuz."
"Kar helvası kanla karılmaz, pekmezle karılır."
""Allah kimseyi Beşiktaş'ta fakir etmesin" derdi annem, buram buram kokardı çarşısı, kangal kangal sucuklar, pastırmalar, adım başı kurabiye fırını, turşucu, kuruyemişçi, şekerci, börekçi, baklavacı ..."
2) Selanik'te Sonbahar/Tuna Kiremitçi/DK
Mustafa Kemal kurtuluş savaşına çıkmadan suikasta uğramış ve Osmanlı'nın kaderi değişmiştir. Bu enteresan romanı okumanızı öneririm.
"Aklımda bir pencere aralandı: Geceleri de gölgeleriyle yaşayan insanlar ancak Fikriye ve ben olabilirdik."
"Hep bir şeylerin kurbanı olduğuma inanmıştım: Terk eden annemin, rakı şişelerine gösterdiği şefkati benden esirgeyen babamın, soğuk evlerde delirmemek için gitar çalarak sabahladığım ergenlik yıllarımın, saçım uzun diye dayak atan Üsküdar kabadayılarının, tezgahtarlık yaptığım plak dükkanının kulampara sahibinin ve beni okuldan atan menopozlu müdirenin kurbanıydım. Kurban olarak yaşamak kolaydı. ..."
3) Ayşe Kulin/Dönüş/Remzi
Gizli Anların Yolcusu ve Bora'nın kitabındaki konu bu romanla devam ediyor. Öncesinde o romanları okumanızda yarar var.
"Mutsuz olmaya alışmışım bir kere! Tıpkı sigara gibi kötü bir alışkanlık mutsuzluk; tuhaf bir keyif veriyordu tiryakisine, hayatını sinsi sinsi yiyerek, damarlarını tıkayarak öldürürken!"
4)Primo Levi/Bunlarda mı İnsan/Can
Nazi toplama kamplarından sağ kurtulmuş ve anılarını roman olarak yazmış bir İtalyan'ın öyküsü. İnsan psikolojisini daha iyi anlamak için mutlaka okunmalı.
"Bizim çektiğimiz açlık bir öğün yemek yememiş birinin açlığına ne kadar benzemiyorsa üşümemiz de öyle, ona yeni bir ad bulmak gerekiyor. Biz "açlık","yorgunluk","korku","sancı","kış" derken başka şeyler söylemek istiyoruz. Çünkü bu sözler, sevinç ve acıyı evlerinde tadan özgür insanlar için bulunmuştur."
"Karnım aç,yarın çorba dağıtılınca çorbayı kaşıksız nasıl içeceğim? Burada kaşık nasıl elde edilir acaba? Beni çalışmaya nereye gönderecekler?"
5) Ötekiler/Tuncay Özkan/KırmızıKedi
Silivri gerek belgesel gerek roman ve diğer sanat eserleriyle bu yılların en üretken yeri olarak anılacak belki de ileride. Ötekileştirilmenin insana neler yaptırabildiğini, bir teröristin samimi anlatımlarıyla okuyoruz. Olaylara her cepheden bakmak isteyenler için okunması gereken bir roman.
"Sonunda gene devlet eliyle terörist yapıldım. Ama bu sefer kağıt üzerindeydi teröristliğim. Yıllarca çatıştığım pek çok generalle, askerle bir olup örgüt kurmaktı suçum. Adalete inancım kalmadı. İçimde nefret ve kin büyütüyorum; gün gün büyütüyorum. Bir devlet, insanına bunları nasıl yapar?"
6) Beyoğlu'nun En Güzel Abisi/Ahmet Ümit/Everest
Ahmet Ümit'den çok yakın geçmişi, Gezi ve ardındaki talanlara da dokundurmalar olan bir polisiye roman. Son derece sürükleyici.
"Gözü nasıl kör oldu Pirana'nın?"
"Sizinkiler yaptı Başkomserim. Polisler..."
...
"Evladım, bunlar için gidilir mi oraya? Cehennem gibiydi park..."
"Sizinkiler gelene kadar öyle değildi."
...
"Belki de bütün o pis işlerin içinde masum bir şeylere ihtiyaç duymuştu Ruhunun derinliklerine itilmiş de olsa içindeki iyilik tümüyle ölmemişti. Azize onun simgesi olmuştu belki. Bataklıkta açan bir çiçek."
7) Devrim Ayetleri/Eren Erdem/KırmızıKedi
Egemenlerin değil ezilenlerin İslam'ını Kuran'dan referanslarla anlatıyor Eren Erdem. Bir çok konu ele alınıyor ve güçlülerin kullandığı dinle ne kadar ilgileri olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.
" Bir koyun sürüsü üzerine salıverilen iki aç kurdun o sürüye zararı, kişinin mal ve makam hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir." (Hz. Muhammed)
"Yani hem Allah'a, hem paraya tapamazsınız! Bir kişinin iki rabbi olmaz! Birini seçeceksiniz ..."
8) Her Melek Korkunçtur/Susanna Tamaro/Can
Hayatını anlattığı bu romanda yine ilgiyle okunuyor.
"Eski kafalı bir adam olan babası, buna izin vermemiş ve o da aşık olduğu adamla nikah masasına oturuvermişti."
"Evine adım attığım an, derin bir sarsıntı duygusu sarardı beni. O zamanlar ne olduğunu tam anlayamıyordum; bana sadece oğullarının uzak bir ülkede kaybolduğu ve kendisinin onları aramayı sürdürdüğü söylenmişti."
"Maddi mirasın azlığına karşın karakter olarak aldığım miras, inanılmaz zengin."
Latife Tekin bu denemesinde rüyalar aracılığı ile günceli eleştirmekte ve yorumlamakta.
"Yoksulluk, bir yaşam biçimi olarak seçilebilir, dünyada kendiliğinden var olan şeylere eklenerek sessiz, sade, mutlu bir yaşam sürebilir insan, azla yetinme konforunu isteyebilir... Yaşamak için hiç de gerekli olmayan nesneleri satın almak için, ömrünü satmamayı seçebilirsiniz pekala, mümkün olduğunca kaçınabilirsiniz bundan ve kaçınabildiğiniz ölçüde de özgür olursunuz."
"Kar helvası kanla karılmaz, pekmezle karılır."
""Allah kimseyi Beşiktaş'ta fakir etmesin" derdi annem, buram buram kokardı çarşısı, kangal kangal sucuklar, pastırmalar, adım başı kurabiye fırını, turşucu, kuruyemişçi, şekerci, börekçi, baklavacı ..."
2) Selanik'te Sonbahar/Tuna Kiremitçi/DK
Mustafa Kemal kurtuluş savaşına çıkmadan suikasta uğramış ve Osmanlı'nın kaderi değişmiştir. Bu enteresan romanı okumanızı öneririm.
"Aklımda bir pencere aralandı: Geceleri de gölgeleriyle yaşayan insanlar ancak Fikriye ve ben olabilirdik."
"Hep bir şeylerin kurbanı olduğuma inanmıştım: Terk eden annemin, rakı şişelerine gösterdiği şefkati benden esirgeyen babamın, soğuk evlerde delirmemek için gitar çalarak sabahladığım ergenlik yıllarımın, saçım uzun diye dayak atan Üsküdar kabadayılarının, tezgahtarlık yaptığım plak dükkanının kulampara sahibinin ve beni okuldan atan menopozlu müdirenin kurbanıydım. Kurban olarak yaşamak kolaydı. ..."
3) Ayşe Kulin/Dönüş/Remzi
Gizli Anların Yolcusu ve Bora'nın kitabındaki konu bu romanla devam ediyor. Öncesinde o romanları okumanızda yarar var.
"Mutsuz olmaya alışmışım bir kere! Tıpkı sigara gibi kötü bir alışkanlık mutsuzluk; tuhaf bir keyif veriyordu tiryakisine, hayatını sinsi sinsi yiyerek, damarlarını tıkayarak öldürürken!"
4)Primo Levi/Bunlarda mı İnsan/Can
Nazi toplama kamplarından sağ kurtulmuş ve anılarını roman olarak yazmış bir İtalyan'ın öyküsü. İnsan psikolojisini daha iyi anlamak için mutlaka okunmalı.
"Bizim çektiğimiz açlık bir öğün yemek yememiş birinin açlığına ne kadar benzemiyorsa üşümemiz de öyle, ona yeni bir ad bulmak gerekiyor. Biz "açlık","yorgunluk","korku","sancı","kış" derken başka şeyler söylemek istiyoruz. Çünkü bu sözler, sevinç ve acıyı evlerinde tadan özgür insanlar için bulunmuştur."
"Karnım aç,yarın çorba dağıtılınca çorbayı kaşıksız nasıl içeceğim? Burada kaşık nasıl elde edilir acaba? Beni çalışmaya nereye gönderecekler?"
5) Ötekiler/Tuncay Özkan/KırmızıKedi
Silivri gerek belgesel gerek roman ve diğer sanat eserleriyle bu yılların en üretken yeri olarak anılacak belki de ileride. Ötekileştirilmenin insana neler yaptırabildiğini, bir teröristin samimi anlatımlarıyla okuyoruz. Olaylara her cepheden bakmak isteyenler için okunması gereken bir roman.
"Sonunda gene devlet eliyle terörist yapıldım. Ama bu sefer kağıt üzerindeydi teröristliğim. Yıllarca çatıştığım pek çok generalle, askerle bir olup örgüt kurmaktı suçum. Adalete inancım kalmadı. İçimde nefret ve kin büyütüyorum; gün gün büyütüyorum. Bir devlet, insanına bunları nasıl yapar?"
6) Beyoğlu'nun En Güzel Abisi/Ahmet Ümit/Everest
Ahmet Ümit'den çok yakın geçmişi, Gezi ve ardındaki talanlara da dokundurmalar olan bir polisiye roman. Son derece sürükleyici.
"Gözü nasıl kör oldu Pirana'nın?"
"Sizinkiler yaptı Başkomserim. Polisler..."
...
"Evladım, bunlar için gidilir mi oraya? Cehennem gibiydi park..."
"Sizinkiler gelene kadar öyle değildi."
...
"Belki de bütün o pis işlerin içinde masum bir şeylere ihtiyaç duymuştu Ruhunun derinliklerine itilmiş de olsa içindeki iyilik tümüyle ölmemişti. Azize onun simgesi olmuştu belki. Bataklıkta açan bir çiçek."
7) Devrim Ayetleri/Eren Erdem/KırmızıKedi
Egemenlerin değil ezilenlerin İslam'ını Kuran'dan referanslarla anlatıyor Eren Erdem. Bir çok konu ele alınıyor ve güçlülerin kullandığı dinle ne kadar ilgileri olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.
" Bir koyun sürüsü üzerine salıverilen iki aç kurdun o sürüye zararı, kişinin mal ve makam hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir." (Hz. Muhammed)
"Yani hem Allah'a, hem paraya tapamazsınız! Bir kişinin iki rabbi olmaz! Birini seçeceksiniz ..."
8) Her Melek Korkunçtur/Susanna Tamaro/Can
Hayatını anlattığı bu romanda yine ilgiyle okunuyor.
"Eski kafalı bir adam olan babası, buna izin vermemiş ve o da aşık olduğu adamla nikah masasına oturuvermişti."
"Evine adım attığım an, derin bir sarsıntı duygusu sarardı beni. O zamanlar ne olduğunu tam anlayamıyordum; bana sadece oğullarının uzak bir ülkede kaybolduğu ve kendisinin onları aramayı sürdürdüğü söylenmişti."
"Maddi mirasın azlığına karşın karakter olarak aldığım miras, inanılmaz zengin."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



