Bir süredir Mısır'dayım. Buradaki çalışma arkadaşları ülkeden "Yeni Mısır" diye söz ediyor. Ben o kadar büyük değişim görememekle birlikte herkesin gelecekten umutlu, heyecanlı olması beni de sevindiriyor. Mısır için Türkiye'yi model alma burada da tartışılıyor. Ben örnek alacaksak Atatürk dönemi ve onun hızlı, devrimci döüşümlerini örnek alın diyorum. Özellikle eğitimde büyük yol almaları gerekiyor. Halkın büyük bölümünün okuma yazması yok.
Ortadoğu'daki değişimler, eğer gelir paylaşımı daha adil hale gelmezse, kendi güzel, kale duvarları arkasındaki sitesindeki villasında kimsenin huzur içinde kalamayacağını bir kez daha gösterdi. Bu ülkeler için tüketici, bireyci çözümler değil ancak üretici, toplumcu çözümler kalıcı gelişme sağlayabilir
Ülke ve Dünya Sorunlarına Demokratik, İnsancıl ve Çevreci bir Yaklaşım.
25 Şubat 2011 Cuma
18 Şubat 2011 Cuma
10 Vahim Hata
İçinde bulunduğumuz kötü günlere bu ülke nasıl geldi ileride tarihçiler araştıracaktır. Buna giden taşları döşeyen 10 vahim hatayı kayda geçmek isterim.
1) Seçim barajlarını indirmeyen Demirel ve İnönü hükümetleri. Ardından seçim barajlarının altında kalan CHP'den bile ders almayan partiler.
2) Okuduğu şiir yüzünden Erdoğan'ı mahküm eden mahkeme kararı ve yıllarca sürecek mağdur edebiyatının zemininin oluşturulması.
3) Üçlü koalisyonu tam bir ekonomik krizde iken saçma bir vehim ile bozan Bahçeli ve alınan erken seçim kararı. Tüm iktidar partileri baraj altında kalmıştı bu seçimde.
4) Erdoğan'ın seçilmesine olanak sağlayan yasa değişikliğine dokunulmazlıkların kaldırılması, seçim barajları vb. hiç bir önemli taviz almadan izin veren Baykal. Ayrıca bu seçimde Siirt'de seçimi almaya uğraşılmamıştı bile.
5) AKP hükümetlerinin AB yanlısı görünen tavırlarına aldanarak ona kredi veren liberaller ve aydınlar.
6) Çeşitli AB paketlerine, temel yasalara temel demokratik tavizler almadan destek olan cılız muhalefet.
7) CHP liderliğinden istifa etmek için kaset krizini bekleyen, iktidara talip olmayan Baykal.
8) Cumhurbaşkanlığı seçiminde Anayasa Mahkemesinin verdiği 367 kararının rejim için önemini anlamayan ve anlatmayan muhalefet. Uzlaşma sağlanmamasına karşın meclise gireceğim diyerek bu yolu açan Bahçeli.
9) Anayasa değişikliğinde yargıyı düzenleyen maddeler dışındaki maddelere olumlu oy vererek hükümeti sıkıştırma şansını kullanmayan CHP ve MHP.
10) Anayasa referandumunda yetmez ama evet ya da boykot diyen, oylamaya tatilden dönmeyerek katılmayan ve referandumdan %58 çıkmasını sağlayan sözde solcu, aydın, liberal ve benzerleri.
1) Seçim barajlarını indirmeyen Demirel ve İnönü hükümetleri. Ardından seçim barajlarının altında kalan CHP'den bile ders almayan partiler.
2) Okuduğu şiir yüzünden Erdoğan'ı mahküm eden mahkeme kararı ve yıllarca sürecek mağdur edebiyatının zemininin oluşturulması.
3) Üçlü koalisyonu tam bir ekonomik krizde iken saçma bir vehim ile bozan Bahçeli ve alınan erken seçim kararı. Tüm iktidar partileri baraj altında kalmıştı bu seçimde.
4) Erdoğan'ın seçilmesine olanak sağlayan yasa değişikliğine dokunulmazlıkların kaldırılması, seçim barajları vb. hiç bir önemli taviz almadan izin veren Baykal. Ayrıca bu seçimde Siirt'de seçimi almaya uğraşılmamıştı bile.
5) AKP hükümetlerinin AB yanlısı görünen tavırlarına aldanarak ona kredi veren liberaller ve aydınlar.
6) Çeşitli AB paketlerine, temel yasalara temel demokratik tavizler almadan destek olan cılız muhalefet.
7) CHP liderliğinden istifa etmek için kaset krizini bekleyen, iktidara talip olmayan Baykal.
8) Cumhurbaşkanlığı seçiminde Anayasa Mahkemesinin verdiği 367 kararının rejim için önemini anlamayan ve anlatmayan muhalefet. Uzlaşma sağlanmamasına karşın meclise gireceğim diyerek bu yolu açan Bahçeli.
9) Anayasa değişikliğinde yargıyı düzenleyen maddeler dışındaki maddelere olumlu oy vererek hükümeti sıkıştırma şansını kullanmayan CHP ve MHP.
10) Anayasa referandumunda yetmez ama evet ya da boykot diyen, oylamaya tatilden dönmeyerek katılmayan ve referandumdan %58 çıkmasını sağlayan sözde solcu, aydın, liberal ve benzerleri.
12 Şubat 2011 Cumartesi
KORKAK
Korkak patron şirket batırır.
Korkak mühendis gemi batırır.
Korkak doktor hastasını batırır.
Korkak politikacı partisini batırır.
Korkak yargıç ülkeyi batırır.
Korkak mühendis gemi batırır.
Korkak doktor hastasını batırır.
Korkak politikacı partisini batırır.
Korkak yargıç ülkeyi batırır.
5 Şubat 2011 Cumartesi
Fonuma Dokunma!
İşssizlik sigortası fonu çalışan ve işsizlerin fonudur. Bu fonda toplanan büyük paraya daha büyük bir iştahla bakanlara izin vermeyelim. Daha önce bu fondan GAP'a para aktarıp sonra bu yatırımların açılışını babasının cebinden yapmış edası ile yapanlara artık yeter diyelim. Geçen yıl milyonlarca işsizden sadece 170 bini bu fondan yararlanabildi. Bu parayı bir yere harcamak istiyorsanız :
- Fondan yararlanma koşulunu yumuşatın,
- Yararlanma süresini uzatın,
- Bağlanan maaş üst limitini artırın.
Başka bir şeye gerek yok. Torba yasası ile vergilerinizi affediyoruz diye ağzınıza çaınan bala kanmayın. Ağzınızdaki tat kalbinizdeki acı ile sonuçlanabilir!
------ DÜZENLEME
Sevgili dostum Hasrestsenfonileri daha açık yazmamı istemiş. Yazayım.
Şimdi işssiz sayısı kaç. Resmen 3 Milyon. Bazı diğer verilere göre 4.8 Milyon. Kaç kişi işsizlik maaşı aldı 2010'da. 170 bin. Yani en iyimser hesapla %6'sı.
Para mı yok fonda? 42 milyardan fazla. Eski parayla 42 Katrilyondan fazla para var fonda.
Ne yapmalı? Yararlanma koşulları kolaylaşmalı. Örneğin son üç yılda en az 600 gün koşulu 360 güne inebilir. İşten atılmadan son 120 gün kesintisiz fona para ödeme koşulu 90 güne inebilir.
Maaş son 3 yılda sigortalı çalıştığınız süreye bağlı olarak 6 ile 10 ay arası ödeniyor. Bu da 10 ile 18 aya çıkarılabilir.
Peki bütün bunlar yapılırsa fon erir ve bütçeye yük olmaya başlar mı? Dikkatli hesaplar yapıldığında fon erimeden, gelir gider dengesi korunarak büyümeye devam edebilir. Ama fona böyle hükümetler el atarsa GAP, BOP, SOP , SAP diye harcarsa fon bir batak haline gelebilir.
Son söz. Bu fonun senin maaşından kesilen para ile kuruldu. Fonuna sahip çık!
- Fondan yararlanma koşulunu yumuşatın,
- Yararlanma süresini uzatın,
- Bağlanan maaş üst limitini artırın.
Başka bir şeye gerek yok. Torba yasası ile vergilerinizi affediyoruz diye ağzınıza çaınan bala kanmayın. Ağzınızdaki tat kalbinizdeki acı ile sonuçlanabilir!
------ DÜZENLEME
Sevgili dostum Hasrestsenfonileri daha açık yazmamı istemiş. Yazayım.
Şimdi işssiz sayısı kaç. Resmen 3 Milyon. Bazı diğer verilere göre 4.8 Milyon. Kaç kişi işsizlik maaşı aldı 2010'da. 170 bin. Yani en iyimser hesapla %6'sı.
Para mı yok fonda? 42 milyardan fazla. Eski parayla 42 Katrilyondan fazla para var fonda.
Ne yapmalı? Yararlanma koşulları kolaylaşmalı. Örneğin son üç yılda en az 600 gün koşulu 360 güne inebilir. İşten atılmadan son 120 gün kesintisiz fona para ödeme koşulu 90 güne inebilir.
Maaş son 3 yılda sigortalı çalıştığınız süreye bağlı olarak 6 ile 10 ay arası ödeniyor. Bu da 10 ile 18 aya çıkarılabilir.
Peki bütün bunlar yapılırsa fon erir ve bütçeye yük olmaya başlar mı? Dikkatli hesaplar yapıldığında fon erimeden, gelir gider dengesi korunarak büyümeye devam edebilir. Ama fona böyle hükümetler el atarsa GAP, BOP, SOP , SAP diye harcarsa fon bir batak haline gelebilir.
Son söz. Bu fonun senin maaşından kesilen para ile kuruldu. Fonuna sahip çık!
29 Ocak 2011 Cumartesi
Bu İleri Demokrasi! Yersen!
Polise askerlik yok, doktora mecburi hizmet var.
Adana yolsuzluğu başkan görevden alınır, Kayseri yolsuzluğu omuzlarda taşınır.
Hizbullah'a kaçış serbest, Balbay'a yatış mecburi.
Benim YÖK'üme her şey serbest, senin YÖK'ün kalkmalı.
Benden AYM tam yetkili, senden AYM kaldırılsın.
Benim HSYK'ya yeni bina, senin HSYK'ya toplantı bile yaptırma.
Benim İHL her yerde baş tacı, senin okullar auta, taca.
Benim sanatçıma 100 milyonluk yapım, senin sanatçına işte arka kapım.
Benim adli tıp'a 9 yıl kısa, senin yargıtay'a 6 ay uzun.
Benim padişahlık ileri demokrasi, senin istediklerin çete, otokrasi.
Adana yolsuzluğu başkan görevden alınır, Kayseri yolsuzluğu omuzlarda taşınır.
Hizbullah'a kaçış serbest, Balbay'a yatış mecburi.
Benim YÖK'üme her şey serbest, senin YÖK'ün kalkmalı.
Benden AYM tam yetkili, senden AYM kaldırılsın.
Benim HSYK'ya yeni bina, senin HSYK'ya toplantı bile yaptırma.
Benim İHL her yerde baş tacı, senin okullar auta, taca.
Benim sanatçıma 100 milyonluk yapım, senin sanatçına işte arka kapım.
Benim adli tıp'a 9 yıl kısa, senin yargıtay'a 6 ay uzun.
Benim padişahlık ileri demokrasi, senin istediklerin çete, otokrasi.
15 Ocak 2011 Cumartesi
UCUBE
Ulemaya mı sordun
Cehenneme döndü memleket,
Ucuz siyaset ile
Başta kaldın yıllardır ama
Elbet devran dönecek.
Cehenneme döndü memleket,
Ucuz siyaset ile
Başta kaldın yıllardır ama
Elbet devran dönecek.
8 Ocak 2011 Cumartesi
Çözüm Ne?
Son günlerde yaşanan tutukluluk süresi ve tahliyeler ülkemizde hukuk sorununu 1 numaralı gündem maddesine yükseltti. Sorunun çözümü için öncelikle kendi hukuğunu oluşturmaya çalışan değil, hukuğa saygılı bir yönetime kavuşmamız gerekir.
Çözümle ilgili bazı önerilerimi sıralamak isterim.
Yargı aşamasının hızlı ve sağlıklı olması için adli kolluk oluşturulmalıdır. Ayrıca deliller tam olarak toplanmadan dava aşamasına geçilmemelidir. Neyle doldurulduğu belirsiz, çuvallarca belge ile dava dosyası açmak modası bitmelidir.
Adli Tıp yerine üniversitelerin ilgili bölümlerini de yargı bilirkişi seçebilmeli ve adli inceleme süreci son derece hızlı ve adil hale getirilmelidir. Burada tam hakim olan iktidar nedense adli tıpdaki gecikmeden bahsetmiyor bile.
Öncelikle yargıtaya gitmek davalı ve davacılar için her seferinde başvurulabilecek kadar kolay olmaktan çıkarılmalıdır. Yüksek yargıya gitmek bir çok ülkede hiç de ucuz bir süreç değildir.
Bölgesel mahkemelerin oluşması elbette yığılmaları azaltacaktır. Ama her durumda yüksek yargı davayı sadece dosya üzerinde inceleyip karar vermelidir.
Mevcut dosyalar ivedlikle elektronik ortama aktarılmalı, kağıt dosya sadece ilgili mahkemede arşivlenmeli, dosyanın elektronik ortma aktarılan hali yargıtay ve bölge idare hakimlerince incelenmelidir. Bu hem süreci hızlandırır hem de bu işlem (binlerce dosyanın elektronik ortma hızla aktarılması) geçici olarak işsiz olan binlerce kişiye iş sahası açabilir.
Hiç bir durumda tutukluluk süresi 2 yılı geçmemeli ve davaların en geç 2 yılda sonlanması amaçlanmalıdır.
Çözümle ilgili bazı önerilerimi sıralamak isterim.
Yargı aşamasının hızlı ve sağlıklı olması için adli kolluk oluşturulmalıdır. Ayrıca deliller tam olarak toplanmadan dava aşamasına geçilmemelidir. Neyle doldurulduğu belirsiz, çuvallarca belge ile dava dosyası açmak modası bitmelidir.
Adli Tıp yerine üniversitelerin ilgili bölümlerini de yargı bilirkişi seçebilmeli ve adli inceleme süreci son derece hızlı ve adil hale getirilmelidir. Burada tam hakim olan iktidar nedense adli tıpdaki gecikmeden bahsetmiyor bile.
Öncelikle yargıtaya gitmek davalı ve davacılar için her seferinde başvurulabilecek kadar kolay olmaktan çıkarılmalıdır. Yüksek yargıya gitmek bir çok ülkede hiç de ucuz bir süreç değildir.
Bölgesel mahkemelerin oluşması elbette yığılmaları azaltacaktır. Ama her durumda yüksek yargı davayı sadece dosya üzerinde inceleyip karar vermelidir.
Mevcut dosyalar ivedlikle elektronik ortama aktarılmalı, kağıt dosya sadece ilgili mahkemede arşivlenmeli, dosyanın elektronik ortma aktarılan hali yargıtay ve bölge idare hakimlerince incelenmelidir. Bu hem süreci hızlandırır hem de bu işlem (binlerce dosyanın elektronik ortma hızla aktarılması) geçici olarak işsiz olan binlerce kişiye iş sahası açabilir.
Hiç bir durumda tutukluluk süresi 2 yılı geçmemeli ve davaların en geç 2 yılda sonlanması amaçlanmalıdır.
4 Ocak 2011 Salı
2 Yıldan Uzun Tutukluluk Olmamalı!
İşte sözde demokratlar sapır sapır dökülmeye başladı. 10 yıldır cezası kesinleşmeden tutuklu yatanların salıverilmesine karşı çıkan "demokratlar" ortaya çıktı. 10 yıllık tutukluluk 16 yıl civarı cezaya denk gelmektedir. Ya sanık beraat ederse, ya sadece 5 yıl ceza yerse fazladan yattığı 8-10 yılı kim karşılayacak. Sanığın kim olmasına göre yasa yapılamaz!
Bu nasıl yorumlanacağı belli olmayan toplamalı, çarpmalı hesaplamalar saçmadır. Devletin bir davayı 2 yıldan uzun sürede çözemezse kimseyi içeride tutuklu tutmaya hakkı olamaz.
Saçma sapan, ilgisiz her konuyu torbaya koyup yapılan kanunlardan anlamlı sonuçlar çıkamaz. Bunlara tam direnç göstermeyen muhalefet iktidarı hakketmektedir.
Bu nasıl yorumlanacağı belli olmayan toplamalı, çarpmalı hesaplamalar saçmadır. Devletin bir davayı 2 yıldan uzun sürede çözemezse kimseyi içeride tutuklu tutmaya hakkı olamaz.
Saçma sapan, ilgisiz her konuyu torbaya koyup yapılan kanunlardan anlamlı sonuçlar çıkamaz. Bunlara tam direnç göstermeyen muhalefet iktidarı hakketmektedir.
19 Aralık 2010 Pazar
OKUDUĞUM SON 4 KİTAP
1) Mara Meimaridi/İzmir Büyücüleri/Literatür
Yüz küsur yıl önce İzmir'de geçen roman büyücülük, fal, ticaret, aşk ve Rumların Türkler ve Ermenilerle olan insani ilişkilerini konu ediniyor. Türklere ön yargılı bir bakışı olmasına karşın o günlerdeki İzmir'i anlamak için okumaya değer.
"Dünyadaki en kötü şey sevmediğin bir işte çalışmaktır. O zaman işin de seni sevmez."
"... Erkekleri idare etmek kolaydı ama, kadınları idare etmek zordu. Kadınlarla sert bir savaşa girmen gerekirdi. Kadınlar, erkek gibi savaşırlar. ... Onlar senin ne giyindiğine bakar, konuşmanı eleştirir, hareketlerini izler ve yemek yiyişine kadar her şeyini inceden inceye didiklerler. ..."
" ... Sonuçta da fakirler için paraların toplandığı bir tepsi, mumlar için kuruşler ya da azizlerin yortusunda düzenlenen panayırlarda satılan incik boncukla bir ticaret olmuştu Hristiyanlık."
" ... Bütün annelerin çocuklarından bir tanesine zaafı olur. Ona zaafım olduğu için, o istemeden, canının çektiği ne varsa hepsini verdim. Ama o bunları kaldıramayıp delirdi. ..."
2) Ahmet Ümit/İstanbul Hatırası/Everest
İstanbul'un binlerce yıllık tarihini zevkli bir şekilde bir cinayet romanı örgüsü içinde okumak istermisiniz? Bu romanı mutlaka okuyun. Mahvedilen uygarlık ve tarihi dokumuzu anlamak için de iyi bir fırsat bu roman.
"Hem de nasıl... Tek kuruş beklemeden, kızgın güneşin altında, yüzü gözü toz içinde, geçmişin izini bulmaya çalışan o arkeolog gitti, yerine, düşündüğü, dokunduğu, ilgilendiği her şeyi paraya çevirmeye çalışan bir işadamı geldi."
" ... Onun tutucu görüşlerinin zamanı geçti. O işler bitti. Dünya bu tür aptallıklara prim vermiyor artık. Önce kendini düşüneceksin, önce kendin olacaksın. Bu ülkenin ihtiyacını söyleyim sana. Birey, kendinden emin, kendine güvenen, ideolojiyle, dinle, ahlakla, hukukla kendini sınırlamayan birey. ..."
"İnsanlar ve iyilik... Birbirine ne kadar uzak iki kelime."
3) Hande Altaylı/aşka şeytan karışır/Remzi
Çok bir kaçırmazsınız bu romanı okumayarak. Günümüzdeki sığ ve anlamsız kadın, erkek ilişkilerinden bir demet.
"Unutma, başkası yapabiliyorsa bir gün sen de yapabilirsin."
"Mutluluktan delirmekle delirmemek arasında sıkışıp kalmıştı. Hayatın bir kaç saniye içinde koca bir yükten bir sevinç çığlığına dönüşmesi olacak şey değildi. ..."
4) İskender Pala/Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk/Kapı
Bir kitabın dilinden Leyla ile Mecnun'un yazıldığı çağdan başlayarak yüz yıllar süren bir serüven. Anlatım ve konu oldukça etkileyici. Divan şiirini sevmeyen benim gibi biri için dahi fikrini değiştirme fırsatı sunuyor kitap.
"Olursa bir kişinin bahtı açık talihi yar
Kehlesi dahi mahallinde onun işine yarar." "Kişini bahtı açıksa biti bile yeri gelince işe yarar."
"Her devlette bu aileden üst düzey bir yetkili bulunuyor, her kral yahut hükümdar bu aileden birisini tanıyor ve kendi çıkarları için diğer devletler hakkında bilgi toplaması karşılığında ona sandık sandık paralar ödüyordu."
""İlimsiz şiir, temeli olmayan duvar gibidir" der o, "Ve temelsiz duvar asla sağlam sayılmaz, erken yıkılır.""
"Burada düşünmek ve yazmak, dini tam bilmeyen halka bırakılmayacak kadar yüksek bir ayrıcalık sayılıyordu."
"Askeri kışlada tutmak yerine karargahta bekletmeyi politika edinmiş, ona, elindeki kılıcı kınına sokacağı zaman vermemişti."
"...Dünyaya aldanma, süsüne kapılma. Dünya insanın gölgesi gibidir, ona sırtını dönersen peşinden gelir de, peşine düşersen hep önünden kaçar."
Yüz küsur yıl önce İzmir'de geçen roman büyücülük, fal, ticaret, aşk ve Rumların Türkler ve Ermenilerle olan insani ilişkilerini konu ediniyor. Türklere ön yargılı bir bakışı olmasına karşın o günlerdeki İzmir'i anlamak için okumaya değer.
"Dünyadaki en kötü şey sevmediğin bir işte çalışmaktır. O zaman işin de seni sevmez."
"... Erkekleri idare etmek kolaydı ama, kadınları idare etmek zordu. Kadınlarla sert bir savaşa girmen gerekirdi. Kadınlar, erkek gibi savaşırlar. ... Onlar senin ne giyindiğine bakar, konuşmanı eleştirir, hareketlerini izler ve yemek yiyişine kadar her şeyini inceden inceye didiklerler. ..."
" ... Sonuçta da fakirler için paraların toplandığı bir tepsi, mumlar için kuruşler ya da azizlerin yortusunda düzenlenen panayırlarda satılan incik boncukla bir ticaret olmuştu Hristiyanlık."
" ... Bütün annelerin çocuklarından bir tanesine zaafı olur. Ona zaafım olduğu için, o istemeden, canının çektiği ne varsa hepsini verdim. Ama o bunları kaldıramayıp delirdi. ..."
2) Ahmet Ümit/İstanbul Hatırası/Everest
İstanbul'un binlerce yıllık tarihini zevkli bir şekilde bir cinayet romanı örgüsü içinde okumak istermisiniz? Bu romanı mutlaka okuyun. Mahvedilen uygarlık ve tarihi dokumuzu anlamak için de iyi bir fırsat bu roman.
"Hem de nasıl... Tek kuruş beklemeden, kızgın güneşin altında, yüzü gözü toz içinde, geçmişin izini bulmaya çalışan o arkeolog gitti, yerine, düşündüğü, dokunduğu, ilgilendiği her şeyi paraya çevirmeye çalışan bir işadamı geldi."
" ... Onun tutucu görüşlerinin zamanı geçti. O işler bitti. Dünya bu tür aptallıklara prim vermiyor artık. Önce kendini düşüneceksin, önce kendin olacaksın. Bu ülkenin ihtiyacını söyleyim sana. Birey, kendinden emin, kendine güvenen, ideolojiyle, dinle, ahlakla, hukukla kendini sınırlamayan birey. ..."
"İnsanlar ve iyilik... Birbirine ne kadar uzak iki kelime."
3) Hande Altaylı/aşka şeytan karışır/Remzi
Çok bir kaçırmazsınız bu romanı okumayarak. Günümüzdeki sığ ve anlamsız kadın, erkek ilişkilerinden bir demet.
"Unutma, başkası yapabiliyorsa bir gün sen de yapabilirsin."
"Mutluluktan delirmekle delirmemek arasında sıkışıp kalmıştı. Hayatın bir kaç saniye içinde koca bir yükten bir sevinç çığlığına dönüşmesi olacak şey değildi. ..."
4) İskender Pala/Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk/Kapı
Bir kitabın dilinden Leyla ile Mecnun'un yazıldığı çağdan başlayarak yüz yıllar süren bir serüven. Anlatım ve konu oldukça etkileyici. Divan şiirini sevmeyen benim gibi biri için dahi fikrini değiştirme fırsatı sunuyor kitap.
"Olursa bir kişinin bahtı açık talihi yar
Kehlesi dahi mahallinde onun işine yarar." "Kişini bahtı açıksa biti bile yeri gelince işe yarar."
"Her devlette bu aileden üst düzey bir yetkili bulunuyor, her kral yahut hükümdar bu aileden birisini tanıyor ve kendi çıkarları için diğer devletler hakkında bilgi toplaması karşılığında ona sandık sandık paralar ödüyordu."
""İlimsiz şiir, temeli olmayan duvar gibidir" der o, "Ve temelsiz duvar asla sağlam sayılmaz, erken yıkılır.""
"Burada düşünmek ve yazmak, dini tam bilmeyen halka bırakılmayacak kadar yüksek bir ayrıcalık sayılıyordu."
"Askeri kışlada tutmak yerine karargahta bekletmeyi politika edinmiş, ona, elindeki kılıcı kınına sokacağı zaman vermemişti."
"...Dünyaya aldanma, süsüne kapılma. Dünya insanın gölgesi gibidir, ona sırtını dönersen peşinden gelir de, peşine düşersen hep önünden kaçar."
5 Aralık 2010 Pazar
Kısa Kısa
İş için geçen hafta Mısır'da idim. Pazar günü seçimler vardı. Pazar orada bir çalışma günü. Ofisdeki arkadaşlarla konuştuğumda yönetimin çalışan ve bilinçli oy kullanabileceklerin oyuna ihtiyaç duymadığı kanısına vardım. İşte böyle demokrasiler de var.
Kemal Türkler'in katillerinden birinin hapisahanede yattığı halde 26 yıl duruşmaya getirilmemesini ve zaman aşımından kurtulmalarını izledim. İşte "ileri hukuk" devleti dedim.
Bir "ileri demokrasi" örneği de protestocu öğrencilerin seyahat haklarının polis dayağı ile sonuçlanıp kısıtlaması oldu. Başbakan yumurta atmayıp yesinler, paraları bol galiba demiş!
Dün haksız yere tutuklananlar sorulunca adaletin işine kimse karışmasın diyenler hakimlerin rütbelerine, rütbelerinin kararları etkileyeceğine karışabiliyorlar utanmadan. Bir de karar istediğimiz gibi çıkmazsa kanun çıkarır yine istediğimizi elde ederiz diyebiliyorlar.
İşte kısaca, demokrasimizin sadece "d"si kaldı arkasına eklenecek "ikta" kısa sürede pişmiş olacak.
Afiyet Olsun!
Kemal Türkler'in katillerinden birinin hapisahanede yattığı halde 26 yıl duruşmaya getirilmemesini ve zaman aşımından kurtulmalarını izledim. İşte "ileri hukuk" devleti dedim.
Bir "ileri demokrasi" örneği de protestocu öğrencilerin seyahat haklarının polis dayağı ile sonuçlanıp kısıtlaması oldu. Başbakan yumurta atmayıp yesinler, paraları bol galiba demiş!
Dün haksız yere tutuklananlar sorulunca adaletin işine kimse karışmasın diyenler hakimlerin rütbelerine, rütbelerinin kararları etkileyeceğine karışabiliyorlar utanmadan. Bir de karar istediğimiz gibi çıkmazsa kanun çıkarır yine istediğimizi elde ederiz diyebiliyorlar.
İşte kısaca, demokrasimizin sadece "d"si kaldı arkasına eklenecek "ikta" kısa sürede pişmiş olacak.
Afiyet Olsun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)