1) Adı Aylin/Ayşe Kulin/Everest
Ayşe Kulin gerçek bir yaşam öyküsünü anlatıyor. Aylin Radomisli Cates Türkiye'den çıkan, hayatı deli dolu yaşayan bir kadın. Son derece karizmatik bir kadının bile aşk hayatında ne gibi hatalar yapabileceğini de bir kez daha görüyoruz bu romanda.
"Ben boşuna nefes tüketmişim. Sen bari tüketme. Çünkü kimse karşısındakini dinlemiyor, insanlar doğrularını ve yanlışlarını kendileri bulmak zorundalar."
"Oysa doktorlar hastalarına sevgi vermek zorunda değildiler. Hatta sevgi vermemeliydiler. Hastalar tedavi olmak, yönlendirilmek, doğru yola sevk edilmek için gelirlerdi doktorlarına. Ama Aylin'e bunu anlatmak mümkün olmuyordu."
"Ben senin şamar oğlanın değilim" dedi Mişel, "İplerimi istediğin gibi çekebileceğini zannettin. Sana o kadar zaafım vardı ki, istemediğin zaman gideceğim, çağırdığında geri döneceğim sandın. Karısına ne kadar aşık olursa olsun, şerefli hiçbir erkek bunu yapamaz. Bu iş bitti."
"... Ölüm annemle beni yaklaştırmışmış. Hıh! Bizi hiç bir şey yaklaştırmadı. Ben onun en sönük, en silik kızıydım...."
"Oysa, Aylin hiçbir zaman "oynamamıştı". Ne iyi kadını, ne kötü kadını, prensesi, hippiyi, ne aşık kadını, şımarık kızı, koketi, fındıkçıyı, öğrenciyi, öğretmeni, ne doktoru, ne de anneyi... hiç oynamamıştı. Hep "olmuştu" o."
2) Paulo Colho/Veronika Ölmek İstiyor/CAN
Paulo Coelho normal kim, deli kim onu sorguluyor romanında. Bunu bilmek gerçekten de çok zor.
"İnsan bir kez akıl hastanesine girdi mi, delilik dünyasında var olan özgürlüğe alışıyor, hatta ona bağımlı hale geliyordu. Sorumluluk altına girmek, ekmeğini kazanmak için çalışıp çabalamak, sıkıcı, rutin günlük işler yapmak zorunda değildiniz burada. Sabahtan akşama dek bir tek reme bakmak ya da bir kağıdın üstüne saçma sapan çizgiler çizmekle oyalanabilirdiniz."
"İnsan neden kendi kendinden nefret eder?"
"Korkaklık belki de. Ya da hiç yakanı bırakmayan yanılmak korkusu, başkalarının senden beklediklerini gerçekleştirememek korkusu."
"Dünya çabalarımın değerini bilmeyecektir" dedi kendi kendine. Anlaşılmamaktan gurur duyuyordu, çünkü tüm dahiler bu bedeli ödemişlerdi."
"Nerede benim ruhum?" diye sordu Mari. " Geçmişimde. Sürdürmeyi hayal ettiğim yaşamda. Ruhumu nerede bıraktım, biliyormusunuz? Güzel bir evim, iyi bir kocam ve işim olduğu ve bunlardan kurtulmak istediğim halde buna cesaret edemediğim yerde hapis bıraktım ruhumu."
3) Ayşe Kulin/Sevdalinka/Everest
Bosna katliamı üzerine okuduğum ikinci roman. 20. yüzyılın sonlarında, Avrupa'nın göbeğinde bu katliama göz yuman "medeniyet" ne kadar medeni, Avrupa değerleri nedir bir kez daha sorguluyoruz bu romandan sonra. Roman gerçek olaylar üstüne yapılan bir kurgu.
"Bu evde üç değişik görüş hüküm sürüyor, diye düşündü; çalışan kadınlara saygı duyan ama kendi karısını evde isteyen kocam, çalışan kadın fikrinden nefret eden annem ve ne istediğini bilmeyen ben!"
"Oysa altyapı temelleri, taa 89 Mayısın'daki Kosova olaylarından beri atılmaktaydı savaşın. Sırplar Miloseviç'in yönetimi altında adım adım emellerini uygularken, Boşnaklar uyumuşlardı."
"... Ölüm, Müslüman Boşnaklara kurtuluş gibi geliyordu. Ama ölümü kolaylaştırmıyordu Sırplar. Öldürmeden önce, onlara karılarının, kız kardeşlerinin ve annelerinin nasıl ırzlarına geçtiklerini anlatıyorlar, kadınların nasıl kıvrandığını, yalvardığını tarif ediyorlar, sonra daha da ileri boyutta bir manevi işkence tekniğini uyguluyorlardı...."
"Onu öldürdüler. Ensesinden kurşunlayıp öldürdüler ... bel kemiğini kırdılar... sonra da parampaça ettiler. Doğradılar ... doğradılar Stefan."
"Nimeta, kendini beş-altı yaşlarında olduğu gibi tamamen annesinin ellerine bıraktı bir on gün boyunca. O ne pişirdiyse yedi, ne dediyse yaptı. Ateşi o kadar yüksek ti ki hiçbir şeye itiraz edecek hali yoktu."
Ülke ve Dünya Sorunlarına Demokratik, İnsancıl ve Çevreci bir Yaklaşım.
23 Eylül 2012 Pazar
16 Eylül 2012 Pazar
Şeffaflık ve Demokrasi
Halkın ülkede olan biten her şeyden şeffaf olarak haberdar edilmesi demokrasilerin önemli kriterlerindendir. İleri denilen demokrasimizde ne kadar şeffaf olduğumuzu aşağıdaki başlıkları hatırlatarak sizin takdirinize bırakıyorum.
- Afyon'da olan patlamanın nedeni ve nasıl olduğu,
- Uludere'de kim, neden vur emri verdiği,
- Mavi Marmara'nın yolculuğunun nasıl planlandığı, AKP milletvekillerinin seyahata gitmekten neden vaz geçtiği,
- 3. köprünün güzergahının nasıl seçildiği ve ihalesi,
- Nükleer enerji anlaşmaları ve ülkeye gelen yükümlülükler,
- Doğalgaz anlaşmalarının koşulları ve neden iyileştirmeler yapılamadığı,
- Dolmabahçe'de yapılan mezara gidecek görüşme,
- 4+4+4'de neden bu kadar acele edildiği,
- Açılım sürecinin nasıl ve kimlerce planlandığı,
- İsrail ile olan Heron vb. anlaşmalar,
- Oslo görüşmelerinin sonuçları ve nasıl planlandığı.
Bunlara onlarca örnek verilebilir.
Bunlar hepsi şeffaf, benim kafam net diyorsanız size söyleyecek sözüm yok.
Şeffaflık da neymiş benim oyumla gelen herkes ileri demokrattır diyorsanız size de sözüm yok.
Sözüm bunları göre göre demokrasi var sanısında olanlaradır.
- Afyon'da olan patlamanın nedeni ve nasıl olduğu,
- Uludere'de kim, neden vur emri verdiği,
- Mavi Marmara'nın yolculuğunun nasıl planlandığı, AKP milletvekillerinin seyahata gitmekten neden vaz geçtiği,
- 3. köprünün güzergahının nasıl seçildiği ve ihalesi,
- Nükleer enerji anlaşmaları ve ülkeye gelen yükümlülükler,
- Doğalgaz anlaşmalarının koşulları ve neden iyileştirmeler yapılamadığı,
- Dolmabahçe'de yapılan mezara gidecek görüşme,
- 4+4+4'de neden bu kadar acele edildiği,
- Açılım sürecinin nasıl ve kimlerce planlandığı,
- İsrail ile olan Heron vb. anlaşmalar,
- Oslo görüşmelerinin sonuçları ve nasıl planlandığı.
Bunlara onlarca örnek verilebilir.
Bunlar hepsi şeffaf, benim kafam net diyorsanız size söyleyecek sözüm yok.
Şeffaflık da neymiş benim oyumla gelen herkes ileri demokrattır diyorsanız size de sözüm yok.
Sözüm bunları göre göre demokrasi var sanısında olanlaradır.
Etiketler:
AKP,
Demokrasi,
İleri Demokrasi,
Şeffaflık
25 Ağustos 2012 Cumartesi
Artan Terör ve Sorumluluklar
Çok uzatmayacağım. Artan terör olayları ve Gaziantep saldırısında iki konunun etkisi ne kadar onu soracağım.
Ergenekon diye yarı hayali bir örgüt uydurup bütün emniyet güçlerinin bununla uğraşmasının bir nolu öncelik haline getirilmesi ve bununla yetinilmeyip Balyoz diye orduda bir çok üst düzey subayın tutuklu olarak yıllarını cezaevinde geçirtilmesi.
Suriye'de Esad'ı devireceğiz deyip, ne idüğü belirsiz Suriyeli çapulculara sonsuz destek verilmesi ve sınırlarımızdan içeride El-Kaide teröristlerine göz yumulması.
Eğer benim gibi bu ikisinin artan terörde çok etkili olduğunu düşünüyorsanız sorumluların hesap vermesini de istemelisiniz!
Ergenekon diye yarı hayali bir örgüt uydurup bütün emniyet güçlerinin bununla uğraşmasının bir nolu öncelik haline getirilmesi ve bununla yetinilmeyip Balyoz diye orduda bir çok üst düzey subayın tutuklu olarak yıllarını cezaevinde geçirtilmesi.
Suriye'de Esad'ı devireceğiz deyip, ne idüğü belirsiz Suriyeli çapulculara sonsuz destek verilmesi ve sınırlarımızdan içeride El-Kaide teröristlerine göz yumulması.
Eğer benim gibi bu ikisinin artan terörde çok etkili olduğunu düşünüyorsanız sorumluların hesap vermesini de istemelisiniz!
18 Ağustos 2012 Cumartesi
Hüseyin Aygün ve CHP
Hüseyin Aygün'ün kaçırılması ve ardından yaptığı açıklamalar yine kamuoyunu böldü.
Bir bakışla Aygün bir melek gibi barışcıl, kendini kaçıranlarla bile empati yapıyor ; diğer bakışla kendi kendini kaçırtacak kadar PKK propogandası yapan bir bölücü.
Ben de şaşkınlıkla izledim Aygün'ün açıklamalarını. En başta yapılanın net bir terör eylemi olduğunu, teröre karşı olduğunu söyleyerek başlasa idi açıklamalara belki daha az "yanlış" anlaşılırdı. Belki de bu anlaşılma onu rahatsız etmedi.
Kılıçdaroğlu Aygün'ü uyarmış açıklamlarına dikkat et diye. O da isterseniz istifa ederim demiş. Bence bu uyarı çok önceden Atatürk dönemi ve Dersim açıklamaları sırasında yapılmalıydı. Bu tartışmada açıkca Erdoğan'ın ve AKP'nin değirmenine su taşımış olmuşdu Aygün. İster bilerek isterse yanlışlıkla olsun.
Bu sözler, görüşler va açıklamalara saygı duyuyorum. Ama CHP milletvekili olmamalı ve bağımsız olarak siyaset yapmalıydı Aygün bu görüşlerde ise.
Halen Aygün'ün teröre karşı, PKK'dan bağımsız bir Kürt politikası için bağımsız olması anlamlı bir başlangıç olabilir diye düşünüyorum. Yoksa CHP seçmeni bu kadar kontrolsuz açıklamaları kaldıramaz. CHP hiç bir zaman BDP'nin yerine geçip Güneydoğu'da oy patlaması yapacağı hayallerini görmemeli Aygün ile.
Son olarak barışı ben de çok fazla arzuluyorum ama terörle barış olamayacağını da çok iyi biliyorum.
Bir bakışla Aygün bir melek gibi barışcıl, kendini kaçıranlarla bile empati yapıyor ; diğer bakışla kendi kendini kaçırtacak kadar PKK propogandası yapan bir bölücü.
Ben de şaşkınlıkla izledim Aygün'ün açıklamalarını. En başta yapılanın net bir terör eylemi olduğunu, teröre karşı olduğunu söyleyerek başlasa idi açıklamalara belki daha az "yanlış" anlaşılırdı. Belki de bu anlaşılma onu rahatsız etmedi.
Kılıçdaroğlu Aygün'ü uyarmış açıklamlarına dikkat et diye. O da isterseniz istifa ederim demiş. Bence bu uyarı çok önceden Atatürk dönemi ve Dersim açıklamaları sırasında yapılmalıydı. Bu tartışmada açıkca Erdoğan'ın ve AKP'nin değirmenine su taşımış olmuşdu Aygün. İster bilerek isterse yanlışlıkla olsun.
Bu sözler, görüşler va açıklamalara saygı duyuyorum. Ama CHP milletvekili olmamalı ve bağımsız olarak siyaset yapmalıydı Aygün bu görüşlerde ise.
Halen Aygün'ün teröre karşı, PKK'dan bağımsız bir Kürt politikası için bağımsız olması anlamlı bir başlangıç olabilir diye düşünüyorum. Yoksa CHP seçmeni bu kadar kontrolsuz açıklamaları kaldıramaz. CHP hiç bir zaman BDP'nin yerine geçip Güneydoğu'da oy patlaması yapacağı hayallerini görmemeli Aygün ile.
Son olarak barışı ben de çok fazla arzuluyorum ama terörle barış olamayacağını da çok iyi biliyorum.
12 Ağustos 2012 Pazar
4 Ağustos 2012 Cumartesi
OKUDUĞUM SON 4 KİTAP
1) Hıfzı Topuz/ELbet Sabah Olacaktır/Remzi Kitabevi
Tevfik Fikret'in yaşamını anlatan bu roman bana bir kez daha "tarih tekerrürden ibarettir" sözünü anımsattı. Abdülhamit dönemi, basın üzerinde baskılar. Derken dönem değişir ve İttihatçılar iktidardadır, ama muktedirlerin gazabı bitmemiştir.
"Hırsıma mağlup oldum, kültürü boğanların cellatlığını yaptım. Bir gün sırası düşerse pişman olduğumu yaz. AHrette ceza masasına 'Ben bunu haketmiştim', diye gidiyorum..." (Abdülhamit'in sansürcübaşı Hıfzı bey).
"Her zaman gazetelerde dehşet saçan katil suratlı sansür memurları ağızlarını bile açmadan geldikleri gibi gittiler. ... Eski jurnalciler şimdi de İttihatçılara yaranmak için jurnallerini onlara yollamaya başladılar. Giden ağam,gelen paşam!"
"Hemen yutun, düşünmeyin haramını,helalini...
Yiyin efendiler yiyin bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak.."
"Ey insanları yıllarca kutsal savaş sözleriyle
Alçakca geberten savaşçılar!
Ey uluslara önderlik edenler, hepinize lanet olsun!
Savaş felaketi milyonlarca insanı toprağa seriyor
Hepinizin ecdadına lanet olsun!
Torunlarınız alçaklık içinde boğulsun!"
Onun haksızlığa, yolsuzluğa ve savaşa karşı sonuna kadar direnen anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
2) Ahmet Ümit/ Sultanı Öldürmek/Everest
Sevdiğim yazar Ahmet Ümit'den Fatih dönemini ve İstanbul'Un fethini bir cinayet kurgusu içinde aktaran beşyüz küsur sayfalık romanını severek hızla bitirdim. Lise'de tarih derslerinden ve ezberlemekten nefret eden ben bu kitap ile Fatih ve fethi daha iyi anladım. Keşke ders kitabı yerine bu tarz romanlarla öğretilse tarih.
"Bu ülke hassas insanlardan geçilmiyordu. Bu hassas insanlar, her türlü değerlerimize yönelik saldırı ve hakaretlerden sık sık rahatsız olurlardı. Hepsinin de mutlaka bir kutsalı olurdu. Bu ülkede o kadar çok kutsal vardı ki, insanı insan yapan o sıradan değerlere pek yer kalmıyordu. .."
"Babası Varna'da Haçlıları yenilgiye uğratınca II. Mehmed'in padişahlığı tartışmalı hale gelmişti. Artık genç padişah, babasından çok daha mühim bir zafer kazanmak zorundaydı."
"Evet arkadaşlar, insanların kaderiyle savaşların kaderleri birbirine benzer.. Başınıza gelen berbat bir olay, belki de hayatınızın en büyük fırsatını sunacaktır size..."
3) Sibel Türker/Hayatı Sevme Hastalığı/Can
İlk defa okuduğum yazarın dili ve tarzı hoşuma gitti. Ankara'nın bildiğim yerlerinde geçiyor roman.
"Bu dünya hasta! İyileşmeyecek, sağaltılamaycak derecede hasta hem de. Çünkü büyümüşlerin dünyasında yolunda gitmeyen bir şeyler var. Kaderlerinin izinde yürürken bile bu yolun onları dipsiz bir uçuruma sürükleyeceği tahlikesi var. İnsanlar oturup yazgılarını düşündüklerinde çıldırırlar; iyi değildir bu. Fakat yazgıyı hiç düşünmediklerinde de birer aptal olup çıkarlar. ..."
"Ancak meşguliyetsiz insan bilebilir zamanın korkunçluğunu. İnsanlar zamanın akıp gittiğini ve bu akışın önünde hiçbir şeyin duramayacağını zannederler. Meşguliyetsiz biri içinse zaman donmuş, ağır bir kütledir ve tek eziyeti de budur. Yani taşınamaz ve çözülemez oluşu."
4) Amin Maalouf/Tanios Kayası/YKY
Özlemişim Amin'in romanlarını. Yine Mısır, Lübnan, 100 küsür yıl öncesi Ortadoğu.
"Bilge adamın sözü, aydınlıkta akan su gibidir. Ama insanoğlu her çağda, en karanlık mağaralardan fışkıran suyu içmeyi yeğlemiştir."
"Neredeyse çocuksu denebilecek aşklarının daha fazla gizli kalamayacağı yazılmıştı; katırcının dili bunda bir rol oynayamazdı."
"Eğer bir genelev patronunu görmeye gidiyorsam, bakireliğin meziyetleri üzerine söylev çekmesini dinlemek için değildir!"
Tevfik Fikret'in yaşamını anlatan bu roman bana bir kez daha "tarih tekerrürden ibarettir" sözünü anımsattı. Abdülhamit dönemi, basın üzerinde baskılar. Derken dönem değişir ve İttihatçılar iktidardadır, ama muktedirlerin gazabı bitmemiştir.
"Hırsıma mağlup oldum, kültürü boğanların cellatlığını yaptım. Bir gün sırası düşerse pişman olduğumu yaz. AHrette ceza masasına 'Ben bunu haketmiştim', diye gidiyorum..." (Abdülhamit'in sansürcübaşı Hıfzı bey).
"Her zaman gazetelerde dehşet saçan katil suratlı sansür memurları ağızlarını bile açmadan geldikleri gibi gittiler. ... Eski jurnalciler şimdi de İttihatçılara yaranmak için jurnallerini onlara yollamaya başladılar. Giden ağam,gelen paşam!"
"Hemen yutun, düşünmeyin haramını,helalini...
Yiyin efendiler yiyin bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak.."
"Ey insanları yıllarca kutsal savaş sözleriyle
Alçakca geberten savaşçılar!
Ey uluslara önderlik edenler, hepinize lanet olsun!
Savaş felaketi milyonlarca insanı toprağa seriyor
Hepinizin ecdadına lanet olsun!
Torunlarınız alçaklık içinde boğulsun!"
Onun haksızlığa, yolsuzluğa ve savaşa karşı sonuna kadar direnen anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
2) Ahmet Ümit/ Sultanı Öldürmek/Everest
Sevdiğim yazar Ahmet Ümit'den Fatih dönemini ve İstanbul'Un fethini bir cinayet kurgusu içinde aktaran beşyüz küsur sayfalık romanını severek hızla bitirdim. Lise'de tarih derslerinden ve ezberlemekten nefret eden ben bu kitap ile Fatih ve fethi daha iyi anladım. Keşke ders kitabı yerine bu tarz romanlarla öğretilse tarih.
"Bu ülke hassas insanlardan geçilmiyordu. Bu hassas insanlar, her türlü değerlerimize yönelik saldırı ve hakaretlerden sık sık rahatsız olurlardı. Hepsinin de mutlaka bir kutsalı olurdu. Bu ülkede o kadar çok kutsal vardı ki, insanı insan yapan o sıradan değerlere pek yer kalmıyordu. .."
"Babası Varna'da Haçlıları yenilgiye uğratınca II. Mehmed'in padişahlığı tartışmalı hale gelmişti. Artık genç padişah, babasından çok daha mühim bir zafer kazanmak zorundaydı."
"Evet arkadaşlar, insanların kaderiyle savaşların kaderleri birbirine benzer.. Başınıza gelen berbat bir olay, belki de hayatınızın en büyük fırsatını sunacaktır size..."
3) Sibel Türker/Hayatı Sevme Hastalığı/Can
İlk defa okuduğum yazarın dili ve tarzı hoşuma gitti. Ankara'nın bildiğim yerlerinde geçiyor roman.
"Bu dünya hasta! İyileşmeyecek, sağaltılamaycak derecede hasta hem de. Çünkü büyümüşlerin dünyasında yolunda gitmeyen bir şeyler var. Kaderlerinin izinde yürürken bile bu yolun onları dipsiz bir uçuruma sürükleyeceği tahlikesi var. İnsanlar oturup yazgılarını düşündüklerinde çıldırırlar; iyi değildir bu. Fakat yazgıyı hiç düşünmediklerinde de birer aptal olup çıkarlar. ..."
"Ancak meşguliyetsiz insan bilebilir zamanın korkunçluğunu. İnsanlar zamanın akıp gittiğini ve bu akışın önünde hiçbir şeyin duramayacağını zannederler. Meşguliyetsiz biri içinse zaman donmuş, ağır bir kütledir ve tek eziyeti de budur. Yani taşınamaz ve çözülemez oluşu."
4) Amin Maalouf/Tanios Kayası/YKY
Özlemişim Amin'in romanlarını. Yine Mısır, Lübnan, 100 küsür yıl öncesi Ortadoğu.
"Bilge adamın sözü, aydınlıkta akan su gibidir. Ama insanoğlu her çağda, en karanlık mağaralardan fışkıran suyu içmeyi yeğlemiştir."
"Neredeyse çocuksu denebilecek aşklarının daha fazla gizli kalamayacağı yazılmıştı; katırcının dili bunda bir rol oynayamazdı."
"Eğer bir genelev patronunu görmeye gidiyorsam, bakireliğin meziyetleri üzerine söylev çekmesini dinlemek için değildir!"
Etiketler:
Ahmet Ümit,
Amin Maalouf,
Fatih,
Hıfzı Topuz,
Kitap,
Sibel Türker,
Tevfik Fikret
29 Temmuz 2012 Pazar
Suriye
Suriye'nin karışmasına, gerekirse alevi-sunni ikiye bölünmesine pek aldırmayan dış işlerimiz iş üçe bölünmeye gelince ve Suriye Kürt bölgesinde AKP'nin pek de hakim olmamasına -doğal olarak- gelince kıyameti koparmakta.
Hani halkın ayaklanması idi Suriye'de olanlar. El Kaide iş başına gelirse veya Hamas seçilirse iş demokratik, halkçı başkası hakim olursa sessiz kalmayız, göz yummayız nutukları. Gerçi artık bu nutuklarınıza kimse rağbet etmiyor, içeride kanan son kitleler de uyanıyor ama neydi yapılan yanlışlar.
Dış işlerinin en önemli ilkesi "Ülkelerin iç işlerine karışılmaması.". Bizim dış işleri ne yaptı. İç işlerini buradan yönetmeye kalktı. Sınırdan geçişleri denetlemedi. Güya mülteci kamplarında hiç bir kontrol uygulamadı. Hababam sınıfında bile daha fazla disiplin vardı. Muhalif askerleri silahlandırdığı en ciddi kaynaklarca ifade ediliyor. Zaten muhalif generalleri Dış İşleri konutunda ağırlamak sadece acı kahve için değil di herhalde.
Aslan gibi kükrerken verilen elektriği bile kesemeyip, sınır kapılarını bile ancak Kürtler ele geçirince kapamayı akıl ederek yapılacak her tür hatayı yaptık.
Peki yarın bir komşu ülke Türkiye'deki muhalefeti, isyanı desteklerse ona diyecek ne sözünüz var. Söyledikleriniz kayda geçip suratınıza vurulmaycak mı?
Bu beceriksiz dış politika ve hükümeti ders vermek için önümüzde 3 seçim var. Bunu iyi kullanalım!
Hani halkın ayaklanması idi Suriye'de olanlar. El Kaide iş başına gelirse veya Hamas seçilirse iş demokratik, halkçı başkası hakim olursa sessiz kalmayız, göz yummayız nutukları. Gerçi artık bu nutuklarınıza kimse rağbet etmiyor, içeride kanan son kitleler de uyanıyor ama neydi yapılan yanlışlar.
Dış işlerinin en önemli ilkesi "Ülkelerin iç işlerine karışılmaması.". Bizim dış işleri ne yaptı. İç işlerini buradan yönetmeye kalktı. Sınırdan geçişleri denetlemedi. Güya mülteci kamplarında hiç bir kontrol uygulamadı. Hababam sınıfında bile daha fazla disiplin vardı. Muhalif askerleri silahlandırdığı en ciddi kaynaklarca ifade ediliyor. Zaten muhalif generalleri Dış İşleri konutunda ağırlamak sadece acı kahve için değil di herhalde.
Aslan gibi kükrerken verilen elektriği bile kesemeyip, sınır kapılarını bile ancak Kürtler ele geçirince kapamayı akıl ederek yapılacak her tür hatayı yaptık.
Peki yarın bir komşu ülke Türkiye'deki muhalefeti, isyanı desteklerse ona diyecek ne sözünüz var. Söyledikleriniz kayda geçip suratınıza vurulmaycak mı?
Bu beceriksiz dış politika ve hükümeti ders vermek için önümüzde 3 seçim var. Bunu iyi kullanalım!
8 Temmuz 2012 Pazar
TOKİ'le
Seçim mitingi düzenlemek lazım
TOKİ'le
AKP'ye bayrak lazım
TOKİ'le
Gecekondu yıkılacak
TOKİ'le
Sınır karakolu yapılacak
TOKİ'le
Deprem konutu lazım
TOKİ'le
Orman arazisine el koy
TOKİ'le
Mühendislik de neymiş
TOKİ'le
Mimarlara ne lüzum var
TOKİ'le
Dere yatağına konut yapılacak
TOKİ'le
Sel götürür 12 canı
TOKİ'le
Bakan yaptın başarı saydın bunları
TOKİ'le
Bak git oğlum, senin de sonun göründü
İkile.
TOKİ'le
AKP'ye bayrak lazım
TOKİ'le
Gecekondu yıkılacak
TOKİ'le
Sınır karakolu yapılacak
TOKİ'le
Deprem konutu lazım
TOKİ'le
Orman arazisine el koy
TOKİ'le
Mühendislik de neymiş
TOKİ'le
Mimarlara ne lüzum var
TOKİ'le
Dere yatağına konut yapılacak
TOKİ'le
Sel götürür 12 canı
TOKİ'le
Bakan yaptın başarı saydın bunları
TOKİ'le
Bak git oğlum, senin de sonun göründü
İkile.
23 Haziran 2012 Cumartesi
Kürt Sorunu
CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu sadece yöntem olarak önerdiği Kürt sorunu çözümü çalışmlarını yöntem çalışmıyor diye yarım bırakmamalı. Ok yaydan çıkmıştır artık.
Biraz da somut,ivedi öneriler getirmeli. Bunlar ne olabilir dersek
- Seçim barajı kaldırılmalı veya %3 seviyesine çekilmeli.
- Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılmalı.
- Tutukluluk süresi en fazla 2 yıl ile mutlak sınırlandırılmalı.
- Seçilmiş belediye başkanları ve milletvekilleri tutuksuz yargılanmalı. İçişleri bakanının görevden alma yetkisi kesinleşmiş mahkeme kararına bağlanmalı.
Bu dört öneri hayata geçirilirse sorunun çözümü yönünde önemli katkıda bulunacaktır.
Yönteme gelince MHP olmasa da AKP,CHP, BDP ve Akil adamlar kurulu çalışmaya başlamalı. Akil adamlar kuruluna Türk Milliyetçisi görüşleri temsilen de 3 kişinin katılması MHP'yi de çözüm sürecine çekebilir.
Biraz da somut,ivedi öneriler getirmeli. Bunlar ne olabilir dersek
- Seçim barajı kaldırılmalı veya %3 seviyesine çekilmeli.
- Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılmalı.
- Tutukluluk süresi en fazla 2 yıl ile mutlak sınırlandırılmalı.
- Seçilmiş belediye başkanları ve milletvekilleri tutuksuz yargılanmalı. İçişleri bakanının görevden alma yetkisi kesinleşmiş mahkeme kararına bağlanmalı.
Bu dört öneri hayata geçirilirse sorunun çözümü yönünde önemli katkıda bulunacaktır.
Yönteme gelince MHP olmasa da AKP,CHP, BDP ve Akil adamlar kurulu çalışmaya başlamalı. Akil adamlar kuruluna Türk Milliyetçisi görüşleri temsilen de 3 kişinin katılması MHP'yi de çözüm sürecine çekebilir.
Etiketler:
AKP,
BDP,
CHP,
Kemal Kılıçdaroğlu,
Kürt Sorunu,
MHP
15 Haziran 2012 Cuma
OKUDUĞUM SON 2 KİTAP
1) Soner YALÇIN/Samizdat/Kırmızı Kedi
Silivri Mahkemeleri ve Ergenekon davasını merak ediyorsanız ve bu konuda mutlaka okumanız gereken bir kitap. Halkımızın günümüzdeki adalete güvensizliğine bu kitabı okuyup hak vermemek elde değil.
"Bunun adı düşman ceza hukukuydu. Teorisyeni İngiliz filozof Thomas Hobbes'tur. Bu yeni teoride ceza suçun karşılığı değildir; yani yurttaş ceza hukuku yok, düşman ceza hukuğu vardır. Bu cezanın amacı müstakbel eylemlerin önlenmesidir; yani suç işlemeden! Fill yokken ceza verilebilir... Şüphe, kanıtın yerini almıştır. En temel hukuk kuralı; "kuşkuya dayanılarak insan tutuklamak gayri insanidir." Bu anlayış rafa kaldırıldı artık. Evet, develetin o kutsal otoritesi için kişisel ve toplumsal özgürlükler yok ediliyordu. Amaç belliydi: Halk için yasa yapılmıyor, yasaya uygun halk oluşturuluyordu."
"Toplumu sürüleştrmenin yöntemi bu. Akıl tutulması bu. Ortaçağ bu. Cadı avları nasıl kolay yapıldı sanıyorsunuz? Bilimin toplumsal yaşamdan kovulmasıdır bunun nedeni. Şimdi bu tesbiti yaptım ya, "bakın belgeyi kabul etmemek için neler yazıyor", derler! İşte geldiğimz yer bu sığlıktır..."
"Darbe iddiaları üzerine yeni bir tutuklama dalgası başladı; 30 kişi daha sorgusuz cezaeveine kondu. Milli Kongre'nin başkanı Dr. Esat (Işık) gibi saygın ulusalcılar gece yarıları pijamaları, terlikleriyle evlerinden alındılar.
İttihat ve Terakki'nin tüm mallarına el konuldu.
Sonra sıra subaylara geldi. İngilizler savaş tutsaklarına eziyet ettikleri iddiasıyla 23 subayın hemen tutuklanmasını istedi.
Ordunun önde gelen isimleri tutuklanınca, İngilizler bu kez bazı kurumların da "darbeyi planladıklarını" gündeme getirdi. ..."
"Yani Ergenekon'un, terör örgütü kapsamına alınması için yakalanan kişiler, ele geçirilen silahlar yeterli değildi; şiddet içeren eylem gerekiyordu! Yani... Yanisi şu, Danıştay Suikastı Ergenekon'a bağlanınca, örgüt "terör örgütü" oluverdi!"
"Sorunun olmadığı bir dönemden geçiyoruz.
Soru yoksa hurafe var.
Soru yoksa peşin hüküm var.
Soru yoksa komplo teorisi var."
"İddianameye fazla söz etmeyeyim, kendi mesleğime eleştiri getireyim! Türk medyasında, olayları hep komplo teorileriyle açıklama kolaycılığı gelişti. Nereden çıktı bu komplo teorisi? Komplo teorileri, Amerikan-Farnsız devrimlerinin gücünden korkan gerici sınıfların icadıdır! Bu teoriler akla, dolayısıyla aydınlığa düşmanlığı yaşatmayı amaçladı. Her türlü metafizik saçmalık da bu düzenin ürünüydü. Dünden bugüne ne diyor bu komplo teorileri: Dünyayı/ülkemizi mevcut siyasi iktidara düşman siyasal bir gurup ele geçirecek! Kim bunlar: Devrimciler, jakobenler,solcular,ateistler, masonlar, Yahudiler, Ergenekoncular vs... Tarih boyunca bu komplo teorilerine inananlar hep cadı başlattı. Akla karşı "haçlı seferleri" düzenlendi."
"13 Ocak 1898'de L'Aurore gazetesinde yayımlanan bu mektup bir çığlıktı aslında:
Cumhurbaşkanı Sayın Felix Faure,
Bu iddianame hiçbir hukuksal değer taşımamaktadır. Bir insanın böylesine bir suçlama yazısı üzerine hüküm giymesi adaletsizliğin mucizesidir. Hiçbir namuslu insanın bu suçlamayı yüreği isyan etmeden okuyabileceğine inanmıyorum. ..."
"...Fakat bir süre sonra, hiç bir haber vermeden maaşımı da kesiverdiler. ... Demek 11 yıldır bünyesinde çalıştığım, 3 yıldır da yazarlığını yaptığım yayın gurubu korkuya bu derece boyun eğmişti. ..."
2)Ram Oren/Afrika Prensesi/GOA
Elmas madenleri, iki arkadaş arasında ihanet ve hırs, Afrika, İsrail ve İngiltre arasında geçen sürükleyici bir roman. Plajda okunabilecek cinsten.
"Kayıp madencilerin, felaketin haberini alıp köylerinden gelen eşlerin suratlarında ağır bir kaygı bulutu vardı."
"Ağır nefesiyle Keren'e yaklaştı ve kuvvetli elleriyle boğazını sıkmaya başladı. Keren soluk alamıyorsu ve ve vücudu ürperdi."
"Keren savaşta her bilginin değerli olduğunu biliyordu. Her yeni veri, güçlerin pozisyonunu, saldırı yönünü, tüm çatışmayı değiştirebilirdi. ..."
Silivri Mahkemeleri ve Ergenekon davasını merak ediyorsanız ve bu konuda mutlaka okumanız gereken bir kitap. Halkımızın günümüzdeki adalete güvensizliğine bu kitabı okuyup hak vermemek elde değil.
"Bunun adı düşman ceza hukukuydu. Teorisyeni İngiliz filozof Thomas Hobbes'tur. Bu yeni teoride ceza suçun karşılığı değildir; yani yurttaş ceza hukuku yok, düşman ceza hukuğu vardır. Bu cezanın amacı müstakbel eylemlerin önlenmesidir; yani suç işlemeden! Fill yokken ceza verilebilir... Şüphe, kanıtın yerini almıştır. En temel hukuk kuralı; "kuşkuya dayanılarak insan tutuklamak gayri insanidir." Bu anlayış rafa kaldırıldı artık. Evet, develetin o kutsal otoritesi için kişisel ve toplumsal özgürlükler yok ediliyordu. Amaç belliydi: Halk için yasa yapılmıyor, yasaya uygun halk oluşturuluyordu."
"Toplumu sürüleştrmenin yöntemi bu. Akıl tutulması bu. Ortaçağ bu. Cadı avları nasıl kolay yapıldı sanıyorsunuz? Bilimin toplumsal yaşamdan kovulmasıdır bunun nedeni. Şimdi bu tesbiti yaptım ya, "bakın belgeyi kabul etmemek için neler yazıyor", derler! İşte geldiğimz yer bu sığlıktır..."
"Darbe iddiaları üzerine yeni bir tutuklama dalgası başladı; 30 kişi daha sorgusuz cezaeveine kondu. Milli Kongre'nin başkanı Dr. Esat (Işık) gibi saygın ulusalcılar gece yarıları pijamaları, terlikleriyle evlerinden alındılar.
İttihat ve Terakki'nin tüm mallarına el konuldu.
Sonra sıra subaylara geldi. İngilizler savaş tutsaklarına eziyet ettikleri iddiasıyla 23 subayın hemen tutuklanmasını istedi.
Ordunun önde gelen isimleri tutuklanınca, İngilizler bu kez bazı kurumların da "darbeyi planladıklarını" gündeme getirdi. ..."
"Yani Ergenekon'un, terör örgütü kapsamına alınması için yakalanan kişiler, ele geçirilen silahlar yeterli değildi; şiddet içeren eylem gerekiyordu! Yani... Yanisi şu, Danıştay Suikastı Ergenekon'a bağlanınca, örgüt "terör örgütü" oluverdi!"
"Sorunun olmadığı bir dönemden geçiyoruz.
Soru yoksa hurafe var.
Soru yoksa peşin hüküm var.
Soru yoksa komplo teorisi var."
"İddianameye fazla söz etmeyeyim, kendi mesleğime eleştiri getireyim! Türk medyasında, olayları hep komplo teorileriyle açıklama kolaycılığı gelişti. Nereden çıktı bu komplo teorisi? Komplo teorileri, Amerikan-Farnsız devrimlerinin gücünden korkan gerici sınıfların icadıdır! Bu teoriler akla, dolayısıyla aydınlığa düşmanlığı yaşatmayı amaçladı. Her türlü metafizik saçmalık da bu düzenin ürünüydü. Dünden bugüne ne diyor bu komplo teorileri: Dünyayı/ülkemizi mevcut siyasi iktidara düşman siyasal bir gurup ele geçirecek! Kim bunlar: Devrimciler, jakobenler,solcular,ateistler, masonlar, Yahudiler, Ergenekoncular vs... Tarih boyunca bu komplo teorilerine inananlar hep cadı başlattı. Akla karşı "haçlı seferleri" düzenlendi."
"13 Ocak 1898'de L'Aurore gazetesinde yayımlanan bu mektup bir çığlıktı aslında:
Cumhurbaşkanı Sayın Felix Faure,
Bu iddianame hiçbir hukuksal değer taşımamaktadır. Bir insanın böylesine bir suçlama yazısı üzerine hüküm giymesi adaletsizliğin mucizesidir. Hiçbir namuslu insanın bu suçlamayı yüreği isyan etmeden okuyabileceğine inanmıyorum. ..."
"...Fakat bir süre sonra, hiç bir haber vermeden maaşımı da kesiverdiler. ... Demek 11 yıldır bünyesinde çalıştığım, 3 yıldır da yazarlığını yaptığım yayın gurubu korkuya bu derece boyun eğmişti. ..."
2)Ram Oren/Afrika Prensesi/GOA
Elmas madenleri, iki arkadaş arasında ihanet ve hırs, Afrika, İsrail ve İngiltre arasında geçen sürükleyici bir roman. Plajda okunabilecek cinsten.
"Kayıp madencilerin, felaketin haberini alıp köylerinden gelen eşlerin suratlarında ağır bir kaygı bulutu vardı."
"Ağır nefesiyle Keren'e yaklaştı ve kuvvetli elleriyle boğazını sıkmaya başladı. Keren soluk alamıyorsu ve ve vücudu ürperdi."
"Keren savaşta her bilginin değerli olduğunu biliyordu. Her yeni veri, güçlerin pozisyonunu, saldırı yönünü, tüm çatışmayı değiştirebilirdi. ..."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

