20 Nisan 2013 Cumartesi

OKUDUĞUM SON 6 KİTAP

1)Colombre/Dino Buzzati/CAN

Çok güzel bir öykü kitabı. Sisteme güzel eleştiriler var bu öykülerde.

"Azizin Çöküşü" öyküsünden.

Ermogene gene evet işareti yaptı.
"İyi, ama onların yazgılarına ilişkin ne biliyorsun ki? Şöhret hayali kuruyorlar, ama belki de başarısız olacaklar; zenginlik istiyorlar,ama açlık çekecekler, aşka hayali kuruyorlar ve ihanete uğrayacaklar, uzun bir ömürleri olacak sanıyorlar, ama yarın ölecekler."

"İki Sürücü" öyküsünden.

"İşte benden istediği bu kadar azdı. Ama ben o iğrenç bencilliğim yüzünden bunu bile esirgiyordum. Çünkü ben evlattım ve evlat bencilliğim içinde onu ne kadar çok sevdiğimi anlamayı reddediyordum. Şimdi şu dünyanın son dilimi olarak iki yabancı sürücünün anlattığı fıkraları, konuşmaları dinlemek zorundaydı. İşte hayatın ona son armağanı buydu."

"Direksiyondaki Canavar" öyküsünden.

"Duyduğuma göre burada, Cehennem'de otomobillerin direksiyonuna özel bir cila sürüyorlarmış ve bu doktor Jeykıll'ın karanlık içgüdülerini azdıranı andıran bir tür uyuşturucuymuş. Belki de bu nedenle aslında uysal ve sakin olanlar bir otomobilin sürücü koltuğuna oturur oturmaz kaba küfürbazlara dönüşüyorlardır. ..."

2) O Muhteşem Hayatınız/Oya Baydar/CAN

Bu romanında Oya Baydar 1938 Tunceli olaylarını geri plana alıyor. Bu romanı okuyup bu konuyu merak etmeyip, deşmeye çalışmayacak pek olmayacaktır sanırım. Bir çok konuda kuşkular düşüyor içinize.

"Turandot'un doğru cevaplarını Calaf'tan başka kimsenin veremediği üç sorusunu bunca yıl sonra İtalyanca,Almanca,Türkçe tekrarlayabiliyorum hala:
"Geceyle gelen, güneş doğunca kaybolan kanatlı hayalet nedir?" Doğru cevap : Umut..."Ölüm yaklaşınca akan,zafer tutkusunu kabartan, gün batımı renginde, aleve benzeyen şey nedir?" Cevap : Kan... "Hem buz, hem ateş olan, özgür kişiyi köle yapan, esirden kral yapan kimdir?" Cevap : Turandot..."

"Ah, fotoğraflar!" dedi Arya derinden gelen bir sesle, "Fotoğraflarda hep gülümsenir, içiniz ağlarken bile 'çizzz' derler, 'hadi gülümse'. Fotoğraflar yanıltıcıdır,çoğu zaman kandırır, gerçeği saklar. Fotoğraflara güvenemezsiniz."

"Gerçekten habersiz misiniz, yoksa habersizi mi oynuyorsunuz? diye sordu öfkeliden çok düşünceli bir sesle."

"Tövbe. Tövbe, Düzgın Baba şahittir. Bu topraklarda, sabi sübyan dışında günahkara ilk taşı atacak kimse yoktur. Dün yoktu, bugün de yok. Burası kanla yuğulmuş topraktır. Bir toprak kanla yuğulmuşsa mazlumlara bile kan bulaşır...."

3) Arafat'ta Bir Çocuk/Zülfü Livaneli/DK

Zülfü'nün ilk edebi eseri olan öyküler.

"Mehmet Özver'in hiç bir firma temsilcisi ile dostluğu yoktu.Yollarda zorunlu olarak karşılaşıyorlar, aynı lokantayı, aynı oteli paylaşıyorlardı. Aralarındaki o yapmacık neşeye, yapmacık içtenliğe katlanamıyordu. Bir de fazla ilgisini çekmiyordu işi. Yaşamını çevreleyen her şeyden olduğu gibi işinden de nefret ediyordu. ..."

4) Demian/Herman Hesse/AFA

Hesse'den okuduğum bu ikinci kitap yazara daha da ısındırdı beni.

"Bizler, kişiliğimizin sınırlarını her zaman gereğinden çok dar çizeriz. Yalnızca bireysel bakımdan değişik gördüğümüz şeyi, kendi kişiliğimizi kapsamı içine alırız. Oysa dünyadaki her şey bizde, bizim her birimizde vardır; nasıl ki bedenimiz başlangıcı balığa ve hatta ondan da gerilere uzanan bir gelişim sürecinin izlerini kendisinde taşıyorsa, ruhumuz da şimdiye kadar insan ruhlarında yaşamış her şeyi kendisinde saklı tutar. Yunanlılarda olsun, Çinlilerde olsun ya da Zulu'larda, şimdiye kadar gelip geçmiş bütün Tanrı ve şeytanlar tümüyle bizim içimizde yaşar, imkan, istek ve çıkış yolu olarak içimizde hazır beklerler."

5)Bir Ses Böler Geceyi/Ahmet Ümit/Everest

Ahmet Ümit bir Alevi köyündeki Cem törenini esrara büründürüp romanlaştırmış.

"Bak İsmayil, diyorum, şu mor koyunlara bak, ot buldular mı yiyorlar, su buldular mı içiyorlar, serin bir köşe buldular mı kıvrılıp yatıyorlar; ne dertleri var, ne düşünceleri, sana mı kaldı Hakk'ın sırrına ermek?"

"İstanbul'da insanlar itişerek yaşar. Zengini de, fakiri de para peşindedir. Bu şehrin insanlarının gözü hiç doymaz. Bektaşi'nin bir lokma bir hırka sözü burada geçersiz kalır. Paran varsa herkes sana saygı gösterir, yoksa kıymeti kadir bilinmez. ..... Orada kimse dedeyi, piri takmaz. Kendilerine örnek seçtikleri kişi ya inşaat sahibidir ya da müteahhit."

"Onları ilk tanıdığında hepsi gençti. Yalnızca fiziksel görünümleri, biyolojik yaşlarıyla değil, duygularıyla da hepsi gençti. Yıllar önce dernekte seminer dinlerken ya da bir forum sırasında, yahut bir cenaze töreninde arkadaşlarının gözlerinden yansıyan o parıltıyı anımsadı. Belki de bütün giz o parıltıdaydı."

6) Ölü Canlar/Gogol/Akvaryum

Gogol'un en önemli eserini yeni okuyabildim. Feodal Rus köy düzeni, serfler, memurlar arasındaki ilişkileri anlatıyor. Buradaki iki yüz yıl önceki Rus memurun davranışı ile bugünkü bizdeki memurlar ne kadar da benziyor.

"Bir insan böyle alçalabilir mi? Bu kadar cimriliğe, bu kadar bayağılığa, bu kadar miskinliğe düşebilir mi? Gerçeğe yakışır mı bu? Bütün bunlar, gerçek. İnsan yaradılışı, her şeyi yapabilir. Bugün kanı kaynayan delikanlı, günün birinde başına gelecek olan yaşlılığın resmini görcek olsa, korkudan sıçrar."

"... Ne var ki, kadın kalbini deşmek demek, çok tehlikeli bir oyun demektir. Biz de pek ileri gitmeyelim ve konumuza dönelim."







14 Nisan 2013 Pazar

CHP neden yalpalıyor?

Halen sürece "barış" süreci diyebilen CHP'liler var. İzmir belediye başkanı Aziz Kocaoğlu Diyarbakır'a gidip barış sürecine katkıda bulunacakmış.

Kimi CHP'liler bu sürecin çözülme ve terör örgütü ile birlikte anayasa yapma süreci olduğunu doğru bir şekilde tespit ederken kimilerinden neredeyse sürece destek veren tavırlar görülünce halkın tepkisi bastırılıyor.

CHP bu süreçte bile, bu kadar net bir tablo karşısında bile muhalefet niye yapamıyor? Niye MHP'nin yaptığı açıkça karşı koymayı yapacak cesareti yok?

Çünkü kendisinin "barış istemeyen", "anaları ağlatmak isteyen", "kafatasçı milliyetçi" olarak suçlanacağını düşünüyor.

Peki suçu ne olduğu belirsiz Haberal ve Balbay'ı 4 yıldan fazla hapiste tutmaya devam ederek nasıl barış sağlanacak? YÖK'e hayır diyen genç yıllardır tutuklu olarak içeride yatarken teröristlere elini kolunu sallayarak, silahlarla yüz binlere hitap etme şansı tanıyarak nasıl barış sağlanacak?

İrlanda'da barış gelirken İngiliz adı yasaklandı mı? BASK ile barış sağlamak adına İspanya'ya İspanya dememeye mi karar verildi? Güney Afrika'da Mandela öncülüğünde siyahlar iktidara gelip beyazları içeri atarak mı barış sağlandı?

CHP barışın böyle olmayacağını, AKP ile Anayasa dahil hiç bir konuda işbirliği yapmayacağını, sürece tüm yurt çapında kitlesel olarak karşı çıkacağını ve buna tüm yöneticileri ile sahip çıkacağını göstermedikçe sadece AKP'nin değirmenine su taşıyor olacaktır.

Bu CHP için son şanstır!

31 Mart 2013 Pazar

Sınır Dışına Çıkma

Başbakan katıldığı TV programında silahları bırakır sınır dışına giderler diyor. Eğer bırakmadan gitmelerine dair kanun çıkarılırsa Anayasa'ya aykırı olurmuş bu yasa.

Ben de diyorum ki silahsız da olsalar elini, kolunu sallayarak sınır dışına çıkmaları da hukuksuzdur. Eğer bu PKK üyeleri için serbestse o zaman bizim sınırlarımızın açık sınır olduğunu, giriş, çıkışların serbest olduğunu ilan edelim. İsteyen istediği yerden yurt dışına çıksın. Bakalım AB,BM ne diyecek buna!

O zaman niye Sarai Sierra'nın katilini Suriye'den getirdiniz. Her katile silahı bırakırsa sınırı geçme izni tanınmalı ve bu iş burada biterek bazı aymazların istediği "barış" sağlanmalıdır.

Barış ancak vicdanların rahat ettiği, cezaların çekildiği, haksız yere içeride yatılmadığına, adalet olduğuna inanıldığı , bir tarafın bayram diğer tarafın kan ağlamadığı bir denge ile gelir.

Diktatörlerin barış getirdiği tarihde görülmemiştir.


17 Mart 2013 Pazar

Korkak CHP'den fayda yok

Dün toplanan ve çözüm diye adlandırılan çözülme sürecini görüşen CHP parti meclisi halkı hayal kırıklığına uğrattı.

Erdoğan'a yaptıkları çağrıya bakarsak:

- Samimiyet bekliyorlar. Bunun beklenemeyeceğine dair binlerce olay oldu. Ancak salaklar binlerce olaydan sonra ders almaz.

- T.C. hukuk kuralları dışına çıkmamalı imiş. Hapisteki terör örgütü lideri ile terör örgütü yönetimi arasında ismi bile hükümetçe belirlenen milletvekilleri ile yazılı mesajlar alıp, vermek, bunlara aracılık etmek hangi hukuka uygun. Bunun hangi maddelerin ihlali olduğuna bakmak için hiç mi hukukçu yok CHP'de?

- Gizli ajandası olmayacakmış. Gizli ajandası olmayan dün terör örgütünün erlerine sarılanların dokunulmazlıklarını kaldırmaktan söz ederken bugün terör örgütünün generalleri ile resim çektirmeye ses çıkarmayanın nasıl gizli ajandası olmayacakmış!

- Açık ve şeffaflık talebi. Siz CHP'nin bu konudaki tavrı için bile açık ve şeffaf olamazken hiç bir şeffaf olmamış Erdoğan'dan bunu beklemek ne kadar samimi!

İsmet İnönü olsa idi bu korkak tavrın vatana ihanet olduğunu net bir şekilde söylerdi. Terör örgütü ile görüşmeye karşı çıkmayan bir CHP benim gözümde bitmiş ve halkı kazanma için son fırsat da geçmiştir.

2 Mart 2013 Cumartesi

Öcalan Anayasasına Hayır

Gerek açıklamaların, gerek basına sızan tutanakların artık netleştirdiği gibi yeni Anayasa pazarlıkları, tasarıları Öcalan ile yapılmakta.

Dün "Bebek Katili", "Terörist başı" dediği kişi ile Anayasa maddeleri tartışmak ne kadar samimiyet sayılır halkımız takdir edecektir. Başkanlık sistemi getirip, başkan seçilebilmek için bu pazarlıklara girenleri, Türk olmayı utanılacak bir şey yapmaya çalışanları ben de tarih de affetmeyecek.

Apo bölünmeden vazgeçip demokrasi ile yetinelim diyormuş. Demokrasiyi neredeyse 12 Eylül döneminden daha geriye getiren bu iktidar ile mi demokrasi ilerleyecek.

Barış getiriyoruz, Analar ağlamasın klişelerinin arkasına sığınarak hem Türk hem de Kürt halkına atılacak yeni bir kazık olacak bu Anayasa'ya şimdiden, tereddütsüz, binlerce kez HAYIRRRRRRRRRR!

16 Şubat 2013 Cumartesi

E-REÇETE

Gündeme gelip pek üzerinde durulmayan kağıt reçetenin kalkması konusuna değineceğim. Artık kağıt israf olmayacak diye sevinebiliriz belki ama biraz daha derine bakalım.

Elektronik reçete sistemi yeterince güvenli mi? Acil bir ilaç almaya gittiğinizde sistem çalışmıyor, sistem yavaş durumu ile ne kadar karşılaşılıyor. Görünen o ki yeterli bilişim altyapısı sağlanmadan sisteme geçilmiştir.

Daha önemli bir konu ise bu sistem ile her doktor, eczacı hepimizin sağlık durumu ve geçmişi bilgisine erişecek. Halbuki bana o an bakmakta olan doktor, ilaç almaya gittiğim eczane, yattığım hastane dışında kimse medikal kayıtlarıma ulaşamamalı. Parmak izi, damar veya yeni kimlik kartları ile güvenlik sağlanmadan bu uygulama çok suistimale açıktır.

Örneğin hasta veya yakını hiç doktora gitmeden telefonla e-reçete yazdırıp bulunduğu yerden alabilir.

Bu yolla devletin elinde sadece yaptığımız her görüşme, attığımız her emailin kaydı, gönderdiğimiz her havale, yaptığımız her seyahatin bilgisi olmakla kalmayacak sağlık durumumuzu da yakından bilecek.

Nitekim bunun sakıncalı olacağı anlaşılmış ki uygulamanın ertesi günü tüm doktorlara milletvekili ve ailelerine kağıt reçete yazılabileceğine dair genelge gönderilmiş. Ne diyelim vatandaşın her şeyi meydanda , vekillerin ki kapalı.

13 Ocak 2013 Pazar

OKUDUĞUM SON 3 KİTAP

1) Tehlikeli İlişkiler/Choderlod de Laclos/Bordro&Siyah

Tek bir kitapla klasiklerin arasında yer alan bu kitap ahlak ve insan ilişkileri üzerine mektuplardan oluşan bir roman. İnsanın yıllar içinde pek de değişmediğini bu romandan da anlıyoruz.

"Bizim çekingen sofu dilber cesaret edip gözlerini kaldıramıyor, bir sözcük söyleyemiyordu; telaşını gizlemek için mektuba göz gezdirir gibi gözüküyordu, ama okuyacak halde değildi."

"Dediğine göre odası, kocasınınkiyle aşığınınkinin arasında olduğu için Vressac'ı çağırmaktansa kendisi ona gitmeyi daha uygun bulmuş; ben de odasının karşısında yattığım için kendisinin benim odama girmesi daha bir ihtiyatlılık olur diyordu : "Hizmetçi yanımdan çıkar çıkmaz kalkar gelirim; siz kapınızı aralık bırakıp bekleyin." dedi.

"Öğütleriniz için de böyle diyeceğim; değerlerini anlıyorum, ama tutmak elimden gelmiyor."

2) Çıplak Deniz Çıplak Ada/Yaşar Kemal/YKY

Uzun zamandır beklediğim "Bir Ada Hikayesi" serisinin dördüncü kitabı çıktı. Her ne kadar haddim olmadığı değerlendirilecekse de ; çok iyi bir okur ve edebiyat aşıkı olarak bu eleştiriyi yapmalıyım.

267 sayfa olan kitap gerek eski bölümlerden gerekse kendinden o kadar çok tekrar, yineleme içeriyor ki 67 sayfada aynı metin hiç bir tadından eksilme olmadan yazılabilirdi. Zaten uzun betimlemeler Yaşar Kemal okurları için alışıldık bir durum ama bu kadarı da okura haksızlık dedirtti bu roman.

"Gidin efendim, Kazdağını görmeyen cenneti görmemiş demektir. Kazdağı bin pınarlı olduğu gibi, binbir çiçeğin de dağıdır. Dağ ağzına kadar binbir kokuyla doludur. Dağın dibinden geçenin bile kokulardan başları döner. Biz çok eskilerden bu yana Kazdağını görmeyen, orda az da olsa yaşamayan, bu dünyaya geldim demesin deriz."

"Sen eskiden, yalnız iyi olanlar, zulüm etmeyenler, tüyü bitmemiş çocukların,yetimlerin hakkını yemeyenler, insan öldürmeyenler, insan öldürenleri, insan öldürtenleri insan saymayanlar, öteki insanları küçümsemeyenler, insanın insanı sömürenlerini insanlık dışına atanlar, doğduğundan ölümüne kadar savaşlara karşı olanlar bu kokyu koklayabilirler dememişmiydin?"

"Melek Hatun bizim düşündüklerimizin hepsini düşünmüştür. Bizim düşündüklerimizin kim bilir kaç mislini düşünmüştür. Biz onun yanında ne kadar okumuşsak okumuş olalım, biz babamızı bilirsek bilelim onun kadar babamıza ulaşamayız."

3) Narziss ve Goldmund/Herman Hesse/YKY

Bu klasik felsefi romanda mantık ile duygunun, ilim ile sanatın çelişkisini, sevgileri, göçebeliği, vebayı, ölümü ve anne olgusu ve sevgisini buluyoruz. Okumayan kalmamalı.

"Goldmund:"Her akıllı çocuğun da yaptığı şeydir bu. Kralı bakışından tanır hemen ya da duruşundan. Sözün kısası, siz bilginler burnu havada kimselersiniz, bilimle uğraşmayan bizlere aptal gözüyle bakarsınız hep. Oysa bilimsiz de çok akıllı, çok zeki olabilir insan.""

"Doğru, Goldmund'cuğum, sende şaşılacak şey değil bu, çünkü henüz pek gençsin, sevimlisin ve yüzünde öyle masum bir ifade var ki, her kapıyı açar sana. Kadınların hoşuna gidecek bir tipsin, seni gören erkeklerse şöyle düşünür yalnız: Aman canım, zararsız biri, kimseye kötülüğü dokunacak gibi değil! Ama sana şunu söyleyeyim ki dostum, insan yaşlanıyor zamanla, çocuksu yüzde bir sakal beliriyor, kırışıklıklar ortaya çıkıyor, ayağındaki pantalonda delikler açılıyor, bir de bakıyorsun kapıların yüzüne kapatıldığı muşmula suratlı biri olmuş çıkmışsın, yüzündeki gençlik ve masumluk gitmiş, gözlerini bir açlık ifadesi bürümüş, bu vakte kadar da insanın biraz kaşarlanıp dünyanın kaç bucak olduğunu öğrendi mi ne ala, yoksa çok geçmeden çöplükte bulur kendini, köpekler gelir işer üzerine. ..."

"Belki, diye geçirdi içinden, tüm sanatın, tüm us'un kökeni ölümden duyulan korkudur. Bizler ölümden korkarız, gelip geçiciliğimiz tüylerimizi diken diken eder, boyuna çiçeklerin sararıp solduğunu, yaprakların döküldüğünü görüp hüzünlenir, bizim de ölümlü olduğumuz ve çok geçmeden sararıp solacağımız bilincini yüreğimizde taşırız. ..."

"Ya Goldmud'un kendisi, kendisi de ne kadar nazlı ve şımarık biri olup çıkmış, yozlaşıp bozulmuş, kentin bu semiz insanlarına ne kadar iğrenç derece de benzemişti!"

"Yersiz yurtsuz bir göçebe nazik ya da kaba, hünerli ya da beceriksiz, cesur ya da korkak olabilir, ama yüreğinin derinliklerinde bir çocuktur, ilk günde yaşar hep, dünya tarihinin başlamasından önceki ilk günde; yaşamını pek az sayıda yalın içgüdü ve gereksinim yönetir."

"Ne bileyim, belki aptalca bir şey. Ama gerçekten merak ediyorum. Öbür dünyayı değil, Narziss, bunu pek düşündüğüm yok, açıkça söylememe izin verirsen, böyle bir şeye inanmıyorum artık. Öbür dünya diye bir şey yok. Kurumuş bir ağaç dirilmez hiç, soğuktan donmuş bir kuş bir daha hayata dönemez, ölmüş bir insan da tıpkı bunun gibi. Aramızdan ayrılıp gitti mi, belki bir zaman düşünür, anımsarız kendisini, ama bu da uzun sürmez. Hayır, ölümü merak etmemin tek nedeni, anneme götüren yolun üzerinde bulunduğuma hala inanışım ya da bunu bir düş olarak içimde yaşatmam. Öyle umuyorum ki ölüm büyük bir mutluluk olacak benim için, ilk sevisel hazzın mutluluğu kadar büyük bir mutluluk. Azrailin değil, annemin beni hiçliğin ve masumiyetin içerisine götürüp bırakacağı düşüncesinden bir türlü kendimi kurtaramıyorum."

6 Ocak 2013 Pazar

Erdoğan'ın Samimiyetine Güvenmek

Dün Kılıçdaroğlu Erdoğan ve AKP'ye samimi olmaları şartıyla bir kredi daha verdi.

AKP zihniyeti ve Erdoğan samimi olmadığını defalarca kanıtladı halbuki. Önce AB yolunda güya büyük adımlar, sonra AB raporlarını çöpe atma. Önce Alevi açılımı sonra Cemevi'ne yasak, Sivas katliamının zaman aşımı. Önce siz idam etmediniz, biz olsaydık idam ederdik, sonra heyetleri Ada'ya gönderme. Önce görüşmedik, görüşen şerefsizdir, sonra ben görüşmedim, temsilcim görüştü. Önce koster aylarca bozuktur sonra neredeyse yatla ağırlanır misafirler. 4+4+4'de vekillerinizi çiğnedi, Anayasa görüşmeleri başkanlık dayatması ile tıkandı.

Daha ne samimiyeti bekliyorsun. Bu CHP'yi bitiren adım oldu bence.

Muhalefet önce AKP ve Erdoğan'ın samimi olmadığını bıkmadan, usanmadan halka anlatmakla başlar. Halkın zaten çeşitli kuşkuları oluştu. Bunun üstüne gitmek yerine verdiğiniz kredi sizi batıracak Kılıçdaroğlu haberiniz ola.

Bunu barışa şans vermek gerek diye izah edecekler olacaktır. Barışa samimi olarak inananlar barışı getirir, ABD'nin Ortadoğu planları ve kendi oy hesaplarından barışa bakanlar barışı değil batışı getirirler.

22 Aralık 2012 Cumartesi

AKP'nin Belediye Zihniyeti Sınıfta Kaldı

Perşembe günü İstanbul'da yaşanan rezaleti biraz anlatayım. Sabah altı gibi yola çıktığımda Sarıyer'de müthiş bir rüzgar ve hafif bir tipi vardı. Yollarda hiç bir tuzlama, kazıma aracı veya belediye faaliyeti yoktu. Kar bütün gün yağdı. Akşam beşte yola çıktığımda genelde daha yumuşak olan sahil yoluna yöneldim. Ne İstinye bayırında, ne de sahil yolunda, hiç bir yerde, hiç bir çalışma görmedim. 12 saat geçmiş ama milyarlarca dolar değerinde ekipman ve kamera yatırımı yapmış , AKOM kurmuş AKP'li belediye, Karayolları, kameralarda kaza yapan araçları, yolda kalan insanları seyredip sıcak koltuklarında kıllarını kıpırdatma gereği duymadan oturuyorlardı. O gün çok zorlukla ve gerçekten ciddi risklerle 4.5 saatte evime geldim.

Haberlerde Topbaş'ı dinleyince pes artık dedim. Yok kar yağışını Cuma günü bekliyorlarmış da, yok hava aniden soğumuş da. Bunları saat altıda yolda çalışma olmamasını açıklasa bile, bu araçlar eğer tuz almak için Tuz gölüne, Mazot almak için Arabistan'a gitmiyorsa her kar yağışında en geç saat sekizde ortalık harıl harıl çalışmalara sahne olmalıydı.

Bir araştırın İstanbul belediyesinin karla ilgili mücadele olanakları bir çok küçük ülkeden fazladır. Ama önemli olan halkın paralarını harman savurup araç almak değil halka hizmeti gerçekten hedefleyen, samimi ve insani bir anlayışa sahip olmaktır. Organizasyon yeteneğidir.

Bir kez daha sınıfta kalan AKP'li belediyelere verilecek ders yakındır.

9 Aralık 2012 Pazar

Yitik Etik

Etik anlayıştan en uzak olduğumuz bu günlerde etik siyaset yasası çıkarılıyormuş. Neymiş bir seferinde 12.000 TL hediye almak etik sayılacakmış parlamenterler için. Yılda toplam 12.000 TL. bile çok fazla ama belki anlaşılabilir. Ama her seferinde bu rakam bu yasa ile etik değil rüşvete kılıf getirilmeye çalışıldığını gösteriyor. Nasıl adaletin ayaklar altına alındığı bu dönem en çok yargı paketi çıktıysa etik yasa da aynı hesap!