21 Aralık 2013 Cumartesi

Rüşvet Tarifesi

Gelen büyük istekler üzerine rüşvetin resmi tarifesi resimli gazetede yayınlandı. Buna göre :

- Koruma Tahsisi : 1.5 Milyon Euro
- Vatandaşlık verilmesi : 20 Milyon TL
- Memur Sürdürme : 500 Bin Dolar
- Memur İşten Attırma : 4 Milyon Dolar
- Arsa emsal artırma : İlave her m2 için 100 Euro
- Yabancı Ülkelere Referans Mektubu : 2 Milyon Dolar
- Gümrükte Eşlik Etme : Her saati 500 bin Dolar
- Vakfa Kamu Malı Bağışı : Bağışlanan bedelin %20'si
- Baş yetkili ile tanıştırma : 10 Milyon Dolar

Vatana,millete ve ümmete hayırlı olsun!

19 Aralık 2013 Perşembe

Bu Daha Başlangıç

Ortalık toz duman. Sözü geçen rüşvet ve kara para miktarını aklınız almamış olabilir. Dün "kahraman" denilen polislerin bugün komplo ile suçlanmasına hayret etmiş olabilirsiniz. Ama rakamlarla bunu buz dağının görünen yüzü olduğunu anlatmaya çalışacağım. Bu operasyonda konuşulan rakamlar toplamda 1 milyar doları buluyor. Eski parayla 2 katrilyon TL.

Türkiye GSMH olarak 2003'de 300 Milyar dolardan 2012'de 790 Milyar dolara varmış. Ortalama 546 Milyar dolar dense 11 yılda 6.000 Milyar dolar bir milli hasıla söz konusu. Dünya Bankası ortalama rüşvet değeri olarak GSMH'nın %0.5 (binde 5) öngörmekte dünya ortalaması olarak. En iyimser veri ile bunun Türkiye için %2 olduğunu varsayalım. Bu da 11 yılda 120 Milyar dolar rüşvet dağıtılmış demektir.

Yani hayret edilen bu rakam gerçeğin sadece %1'i bile değil. Tüm kamu banka kredileri, tüm ihaleler, imar değişikliğinden etkilenen tüm arsa ve inşaatlar, maden arama izinleri, HES ve enerji faaliyetleri, faizsiz finans adı altındaki tüm faaliyetler yakından incelenmelidir. Bunlar bize çok daha büyük yolsuzlukları göstermeye gebedir.

Yolsuzluk ile mücadele deyip buna bulaşanları açıkca koruyan hiç bir iktidar ayakta kalamaz.

7 Aralık 2013 Cumartesi

Yerel Seçimler

İşte halka zülüm, ayrımcılık, yolsuzluk ve yoksulluktan başka şey vermeyen AKP iktidarından kurtulmak için çok önemli yerel seçimlere 3.5 ay kaldı.

Bu seçimlerde yaşam tarzımıza, komşularımıza, çocuklarımızın geleceğine, çevreye müdahelelerinden şikayetçisi isek iktidarın, ilk iş oy kullanmalıyız ve yakınlarımızın oy kullanmasını sağlamalıyız.

Peki karşımıza çıkan belediye başkanı adaylarından memmun değilsek? AKP adayının karşısındaki en güçlü muhalefet adayına oy verin. CHP'nin sağdan oy almak için sağ adaylar stratejisi bence de çok yanlış. Solun en yüksek oy aldığı (%42) dönemde Ecevit, tarım reformu, çalışan hakları gibi sol söylemleri savunuyordu. Yani bu millet sola oy vermez demek kolaycılıktır hele ki iktidarın içeriden dışarıya her alanda yaptığı onlarca saçmalık ortada iken. Önemli olan bunları halka açık, net ve anlaşılır bir şekilde sürekli olarak anlatmaktır.

Belediye meclisi ve il genel meclisi seçimlerinde ise gönlümüzdeki partiye oy vererek onu destekleyelim. Unutmayalım kazanılan her AKP'li belediye ileri yolsuzluk, yoksulluk ve faşizm değirmenine su taşıyacaktır. Kazanamayacağını bildiğiniz adaya vereceğiniz oylarla AKP'ye seçim kazandıranların sonradan şikayet etmeye hakkı yoktur.

16 Kasım 2013 Cumartesi

KIDEM TAZMİNATI FONUNA NEDEN HAYIR DİYORUM?

Kıdem tazminatı hakkımıza göz dikmiş iktidar ve sermaye çevreleri yok "fon kurup iyi işleteceğiz", yok "kıdem tazminatından yararlanan çok az" gibi yalanlara başvuruyorlar. Peki şu ana kadar fonlar iyi yönetildi mi? Zorunlu tasarruf fonunu unutmadık. Ama daha yakındaki işsizlik sigortası verilerini inceledim.

İş-Kur 2012 verilerini yayınlamış. Ne yazık ki her ay işsizlik maaşı alan sayısı geçmiyor bu verilerde. Ama verilerden yorumla yaklaşık değer hesapladım. 2012 yılında aylara göre işsizlik maaşına başvurup hak eden sayısı 43.491 ile 24.529 arasında değişiyor. Ortalama değer 30.621'i alırsak işsizlik maaşı 6,8 veya 10 ay süre ile veriliyor bunu da 8 ay alırsak 245.000 kişinin belli bir ayda işsizlik maaşı aldığı varsayılabilir.

Bu veriyi 2012 yılında dağıtılan 969 milyon TL.yi kullanarak doğrularsak. En düşük işsizlik maaşı olan 376 TL. (%70'i bu oranda varsayarak) ve en yüksek maaş olan 752 TL. (%30 oranında) alırsak ortalama maaş 489 TL. alınabilinir. Buradan 969.000.000/12/489 alırsak 165.000 sayısına varırız. Ortalama olarak ((165+245)/2) 205.000 sayısını alabiliriz.

Peki dün yayınlanan işsizlik verilerine göre 2.806.000 işsiz varsa 205.000 ne kadarına denk geliyor? %7. Evet sadece işsizlerin (iş aramadan umudunu kesenler hariç işsizlerin) sadece %7'si işsizlik maaşı alıyor. Fonda 2012 sonunda 61 milyar TL. fazlası var. Yani niye bu parayı dağıtmıyorsun? Niye kıdem tazminatındaki az yararlanma sana batıyor da bu durum ırgalamıyor?

Ayrıca en başından beri ödenen 5.5 Milyar TL. tüm fon giderlerinin %26'sı ama GAP'a aktarılan para 11.4 Milyar TL. ki %54'e denk geliyor. Sen işsizlik fonunun dörtte birini işsizlere yarısından fazlasını başka şeylere harca bir de bize güvenin de. Bu halk, işçi sınıfı salak mı?

Eğer kıdem tazminatından daha fazla yararlanılsın istiyorsan çıkanlara tazminatını devlet olarak sen öde, işvereni dava et ve ondan alacağını tahsil et. Bir yıl olan süreyi 6 aya çek.

Samimi olmayanların her yaptığının altında bir hinlik bizi bekliyor. Uyanık olalım. Seçimlerde kanmadığımızı gösterelim.

28 Ekim 2013 Pazartesi

Okuduğum Son 8 Kitap

1) Bana Baktığın gibi Bakma/Nurdan Beşergil/Can

SUDOKU cinayetleri olabilir mi? Kitap bu konu etrafından polisiye ve sevgi etrafında dönüyor. Anlatım güzel ve sürükleyici.

"-Bir adamın ... bir bacağını kesersiniz ... tek bacaklı görünür ... Böyle yaparak varlığa müdahele etmiş olursunuz.
Özlem bekledi.
- Ama bildiğiniz gibi, fantom ağrı denen ve tıbben geçerli olduğu bilinen bir ağrı vardır. Adamın bacağını kesmiş de olsanız, varolşu o bacağın hala orada olduğuna ikna olmuş durumdadır. Artık tek bacağı olduğuna inanıncaya kadar bacağında bir ağrı hisseder. Bedeninin bütünlüğüne olan inancı henüz sarsılmadığından, olmayan bacağı ağrır. ..."

"Kadınlar, başlı başına muammaydı ve erkeklerin kadınları anlamamasını anlayışla karşılamak gerekiyordu. Kadınların durumu çok başkaydı. Tabii ki erkekleri anlıyorduk ama asıl olayımız o değildi. Biz kadınlar, maalesef kadınları anlıyorduk ve bu büyük, kalıcı,yıkıcı bir lanetti."

2) Kardeşimin Hikayesi/Livaneli/DK

Bu kez de Zülfü Livaneli'den bir polisiye. İnzivaya çekilmiş, enteresan huyları olan bir mühendis ve yakınında işlenen bir cinayet. Cinayeti araştıran gazeteci ile inzivadaki adamın ilginç hikayesi.

"Saf saf teşekkür etti. Bana kalırsa o parti de saçmalıktı, o resimler de ama başıma gereksiz işler almamak, en azından tartışmalara girmemek için gerçekleri söylememeyi öğrenmiştim. Bahçede çalınan yüksek müzik rahatsız ediyordu beni. Herkes kendini eğlenmek zorunda hissederek ellerini kollarını sallayıp dans ediyordu, en komikleri de o top sakallı gazeteciydi, kıvırıp duruyordu."

"Pavel, yani kızların babası Afganistan'dan bahsederken hala ürperiyordu. Sanki kolundan ve bacağından daha önemli şeylerini bırakmıştı orada, yüreğine bir daha çıkmamacasına bir korku yerleşmişti."

"Hani bir adam kaplanın sırtına binmiş, bir türlü inemiyormuş. Çünkü sırtından indiği zaman hayvanın kendisini yiyeceğinden korkuyormuş. Ama bir insan ömür boyu kaplanın sırtında oturamaz ki!"

"Okumak, sadece okumak. Okuyan insan, dünyanın aklına yaslar sırtını.O zenginlerin arkadaşları birkaç finansçı, üç beş holding yöneticisi. Üstelik içtenlikten her zaman şüphe duyulan ilişkiler içindeler. Oysa benim dostlarım dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı ve yaratıcı insanları: Aristoteles,Platon,İbn Rüşd,Faulkner,Homeros,Nietzsche,İbn Haldun... Bunları hangi maddiyatla bir tutabilirsin?"

3) Şans Müziği/Paul Auster/CAN

Kumar psikolojisi ile ilgili güzel bir roman.

"Birkaç saniye tek söz edemeden dondu kaldı. Pozzi yanına geldi, omzunu sıvazladı, neşeyle konuşuyordu; oysa Nashe'in kafası yaptığı işin görkemini kavrayamayacak kadar bomboştu. Sonunda, işte yeniden sıfır noktasına döndüm diye düşündü. Sıfıra sıfır, elde var sıfır."

4) Bütün İnsanlar Yalancıdır/Alberto Manguel/YKY

Tek bir romanla meşhur olup, intihar eden bir yazar. Kitabı gerçekten o mu yazdı?

"İstemiyorum. Dilin bu kozmografyasıyla bir ilgim yok. Tüm o kerih dilbilimcileri bir kütüphaneye kapayıp topunu ateşe vermek isterdim. Evreni okuma yazması olmayanlardan ibaret kılmak isterdim. ..."

"Dünyada kapladığımız küçük mü küçük noktadan bakarak hatalı imgelemler olmaksızın kendi kendimizi nasıl gözlemleyebiliriz? Arzudan hakikati nasıl ayırt edebiliriz?"

5) Salam Rüştü/Utanç/Can

Bu okuduğum ilk Salman Rushdie kitabı. Yazara yapılan haksızlığı bir kez daha anladım bu roman sonrasında. İngiliz, Hint ve Pakistan kültürü arasında gidip gelen bir gözden Pakistan'da ki rüşvet, darbe ve demokrasi deneyimine romansı bir bakış.

"Pakistan'da insanın tanıdıkları varsa her yere girebilir, hapishaneye bile."

"Mallar gümrüğe gelir, memur mantıklı gerekçelerle bunlara el koyar, mal sahipleri ona hak verir, bir anlaşmaya varılır ve memurun ailesinin yeni kıyafetleri olurdu. Kimse bu düzenlemeyi dert etmez; herkes devlet memurlarının ne kadar az maaş aldığını bilir."

"Bazı seslerin, bizim Tanrımıza adadığımız ülke buysa, bunlara izin veren nasıl bir Tanrı, dediği de oluyordu ama o sesler daha soruyu bitirmeden susturuluyor, masa altından ayak bilekleri tekmeleniyordu."

"Medeni bir toplumda canavarlara yer yoktur. Böyle yaratıklar dünyada boy gösterse bile en kıyısında dolaşırlar, inanmazlık teamüllerinin dayattığı çeperlerde ..."

6) Bir Oyun Gibi Yaşadım/Nihal Acar/DK

Nihal Acar'ın çok maceralı hayatı bu anı kitabında anlatılıyor.

"İlk mektebe Atatürk'ün yaşadığı yıllarda başlamış olmanın, o yıllardaki inanç ve çoşkuyla büyümenin ayrıcalığını tüm yaşamım boyunca hissettiğimi söylemeliyim. Yepyeni, heyecan dolu, her tarafından pozitif enerji fışkıran genç bir Cumhuriyet...Ve aynı yüksek enerjiyle, çağdaş bir dünyada yaşamaya hazırlanan genç talebeler... Her sabah okula gittiğimizde, Andımız'ı hep aynı heyecanla, adeta ciğerlerimiz sökülürcesine tekrarlardık..."

"Bana öyle sevgi dolu bakmıştı ki, o günden bu yana bir daha hiçbir şeyden korkamadım. Hayatıma giren erkeklerde her zaman onun kuvvetini ve şefkatini aradım. Fakat kuvvetli olanlar şefkat vermediler, şefkatli olanlarsa yeterince kuvvetli değildi...."

7) Kaderin Kızı/Isabel Allende/Can

Okuduğum bu ikinci kitabı ile yazarın bağımlısı oldum diyebilirim. Altına hücum yıları, Şili, İngiltre, Çin ve Amerika'da geçen bu romanı okumanızı tavsiye ederim.

"... sonra onlar hakkında bir şeyler bilse de bilmese de sonucun değişmeyeceğini anlamıştı, çünkü bu konudaki bilgisizlik herkese özgüydü. ..."

"Özgün düşünceleri olan insanlar sonuçta her zaman deli diye tanınırlar."

"Tao Chi'en, buharlı gemilerden söz edildiğini duymuştu ve onlardan ödü patlıyordu. Buhar üretmek ve cehennemsel bir düzeneği işletmek için kaynar suyla dolu kocaman kazanlar yapma düşüncesi, ancak çok acelesi olan insanların aklına gelmiş olabilirdi...."

"Binlerce Argonot, Altın Post'u ele geçiremedikleri ve Odysseia'ları birer trajediye dönüştüğü için yenilgiyi kabul ederek geri dönmekte; ama pek çokları da,yoksul olmalarına rağmen burada kalıyorlar, çünkü onlar artık başka yerde yaşayamazlar. Bu vahşi ve güzel topraklarda geçirilen iki yıl insanları değiştiriyor. ..."

8) Halfeti'nin Siyah Gülü/Nazlı Eray/DK

Oldukça fantastik ve kurgusal öğeler taşıyan bu roman , Ankara, İzmir ve Mardin hattında 1950'ler ve 2010'ları bir arada anlatıyor. Okumaya değer.

"Önümdeki manzara baş döndürücüydü.
Sessiz ve gizemli Mezopotamya ufuk çizgisine kadar uzanıyor, sanki Suriye ile birleşiyordu orada."

""Alabilecek miyiz o yıllarımızı geri?" diye sordu Hıfzı bey.
"Alacağız" dedi Yaşlı Doktor. "Onları bir şekilde geri alacağız."

6 Ekim 2013 Pazar

Gündem'den

Paket umulandan da fos çıktı.

Buna karşın paket içindeki "dar bölge" konusunda bu kadar tepkiyi anlamakta güçlük çekiyorum. Yapılan hesaplar dar bölgeli seçimin 2 turlu olacağı, olması gerektiği üzerinden yapılmıyor. Halbuki ilk turda %50+1 oy alamayan bölgelerde AKP'nin 2. turda seçilmesi oldukça zor. Ayrıca bu sistem ön seçim ile aday belirlemeyen, halka yakın aday bulamayan partilerin seçmenlerini alternatif adaylarda yoğunlaştırmalarını getirecektir. Bu sistemde Ankara,İstanbul vekilleri yerini Dikmen,Sokullu,İstinye,Gazi Mahallesi vekillerine bırakacaktır. Vekillerini tanıyan bir halk siyasette daha etkin olacaktır. Lider sultasının bitişi açısından çok önemli bir adım olabilir. Bu sistemi 100 vekillik Türkiye milletvekilliği ile desteklenirse, %1 oy alan parti bile 1 milletvekili çıkararak temsilde adalet güçlenebilir.

TDH Sarıgül'ü CHP İBB adayı olarak belirlemiş! CHP bir an önce, İstanbul dışında her şey ile ilgili bu kişiyi aday yapmayacağını ve adayını açıklamalıdır. Sarıgül'ün adaylığı seçimi kendi eliyle AKP'ye teslim demektir. Bizden söylemesi.

Kılıçdaroğlu 59 maddeyi gelin çıkaralım demiş AKP'ye Anayasa değişikliği için. Halen demokrasi ile ilgisi olmayan bu parti ile Anayasa yapmaktan bahsetmek ne kadar saflık! Bu yolla AKP'ye CHP onaylı yeni bir demokrasi paketi havası vermeniz seçimdeki tüm argümanlarınızı yok edecektir. Hadi komisyondan çekilmediniz bari tam Anayasa bitmeden gündeme getirilmesine karşı çıkın!

28 Eylül 2013 Cumartesi

Al Paketini Başına Çal

Demokrasinin "d" sinin bile olmadığı bu ülkede demokrasi paketi açacaksın ve biz de demokrasi geliyor diye sevineceğiz. Sen bizi salak mı sandın?

Gazetecilerin sadece yazdıkları yazılardan dolayı müebbet hapis cezası aldığı, ülkesinin bayrağını satan bir yurttaşın bile göz altına alınabildiği, polisin orantısız şiddetinden ölen altı genç ortada iken bunları yapanların sistemli olarak bulunmadığı, bu polislerin kahraman diye ödüllendirildiği, şeriat diye komşumuzu kan gölüne döndürenlere her tür desteğin yapılıp, öldürdükleri hamile vatandaşlarımız için bile yetkililerden ses çıkmazken sadece kendi mezheplerinden yönetimlerin uğradığı baskıya sahte gözyaşları ile ağlandığı, size cami-cemevi yapacağım diye alevi vatandaşlara dayak ve şiddet uygulandığı, çocuklarımıza zorla din dersi okutulduğu yetmediği gibi zorunlu seçmeli derslerle de bir mezhep ve ideolojinin kabaca dayatıldığı, spor sahalarına bile politik müdahalelerin yapıldığı, hastanelere bile gaz bombası atılabildiği, insanlara sadece yalan söylemem dedi diye sürgünün layık görüldüğü, teröristlerin gizli sanıklığı ile genel kurmay başkanlarının müebbet hapis cezası alabildiği, bizim paramızla bize bunları cilalayarak gazetelerin, televizyonların kamu reklamları ile doldurulduğu bu yalan,talan ve vicdansızlık dönemine hiç bir paket demokrasi getiremez!

Halkımız paketinizi elinize seçimlerde verecektir!

8 Eylül 2013 Pazar

İkiyüzlülere Olimpiyat Yok!

Açık konuşayım. Dün yatarken 2020 olimpiyatını almayalım diye dua ederek yattım. Gece sevinç gösterileri olmayınca televizyonu açtım. Naklen yayınlayan kanalda ilgili bir şey göremeyince vermediklerini anlayıp sevindim.

Sabah haberleri, yorumları okudum,dinledim.

Sen ne dersen de eğer samimi değilsen, ikiyüzlü davranıyorsan bu anlaşılıyor ve prim yapmıyor.

Dün ağaçları savunanları gaz bombaları ile öldürürken, mahallelerinin ortasına, kendi elleriyle dikip dünyanın en büyük kent ormanı yaptıkları ODTÜ ormanına ruhsatsız bir otoban inşaat için can hıraş dalarken,İstanbul'da 30 metre otoban için 200 metre eninde alanı ormandan temizlerken, "yeşilin hastasıyım" diyene kimse inanmıyor.

Spora politikayı bulaştırıp, bir kameraya demeci nedeniyle en önemli oyuncuları milli takımdan kesip, basketbolda rezil olurken "spora aşığım" diyenler kimseyi kandıramıyor. Özerk federasyonlara bile bu kadar çok müdahale yaparken sporun zirvesi olimpiyatlara talip olmak inandırıcı değil.

Kent halkının ulaşım sorununu yıllarca çözemezken, İstanbul'u 30 milyon yapacak ihanete imza atılırken, ulaşım sorununu çözeceğiz dersen kimse bunu yutmaz.

Kendi şirketine yapılan haksız vergi incelemesi nedeniyle milyonlarca dolar zarara uğramasına rağmen yalakalık için soru soran muhabirleri tersleyen sermayedarların yalakalıkları da yanına kaldı!

Hele bir gün önce "savaş da savaş", "vurup kaçmak olmaz, yıkmadan gidilen savaşa savaş demem" derken, bir gün sonra "bize olimpiyadı verirseniz, barışa katkıda bulunursunuz" denmesine kim inanır.

Ülkemiz demokratik ve özerk spor yönetimine kavuştuktan sonra olimpiyada tekrar, gururla başvurur.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Suriye'ye Müdaheleye Hayır!

Biraz hafızanızı yoklasanız Körfez Savaşı sırasında Saddam'ın ne nükleer silahları kalmıştı,ne kitlesel imha silahları. Sonradan bunların hepsinin yalan olduğu hem Amerikalı hem İngiliz yetkililer kabul ettiler. Ölen binlerce Irak'lıya ve askerlere oldu.

Şimdi bir benzeri Suriye için tekrarlanıyor. BM raporunu bile beklemeden müdahele yapılmaya kalkılıyor. Türkiye Dışişleri buna öncülük yapmakla övünüyor. Nedir bu aceleniz?

Her durumda, Esad kimyasal silah kullanmış bile olsa da Türkiye komşusu ile savaşa, müdaheleye katılmamalıdır.

Ölecek her Türk askeri, her vatandaş için yapılacak bu savaşın karar alıcıları hesap verecektir. Suriye'de ölen çocuk resimlerine yeni resimleri Türkiye'den de ilave etmenin kimseye yararı yoktur.

Oluşacak ekonomik çöküntü de cabası olacaktır!

Hepimiz gerçekleri haykıralım!

18 Ağustos 2013 Pazar

Korkak Politikacılar ve Cesur Halk

Gezi olayları ve arkasından bitmek bilmeyen protestolar halkın aslında ne kadar cesur olduğunu gösterdi. Ne biber gazı, ne TOMA, ne tazyikli su, ne plastik mermi halkı yıldırmadı. Bundan çok bahsedildiği için daha fazla değinmeyeceğim.

Politikacılarımızın korkaklığı konusunda ise örnekler çok.

Çözüm süreci diye milletin gözünü boyamış iken, PKK gösterilerini bastırtmaktan korkuyor AKP liderleri. Cemaat arkamızdaki desteği çeker diye korkuyorlar. Destekledikleri Suriye muhalefetinin yaptığı katliamları protesto etmekten, sınırlarımızı teröristlere, Kaide'cilere kapatmaktan korkuyorlar. Belediye seçimlerini kaybedersek yaptığımız rant oyunlarının bozulmasından korkuyorlar.

Çözüm sürecinin terörün galibiyetini anons etmek anlamına geldiğini bile, bile; halk bizi barışa karşı sanar diye sürece karşı çıkmaktan korkuyor CHP liderleri. Diktatör dedikleri ile Anayasa yapılmayacağını, ben sizin açtığınız krediyi istemem diyen bir başbakanla Anayasa yapılmayacağını söylemekten korkuyorlar. Üzerinde anlaşılan 60 maddenin yaşalaşmasının hiç bir demokratik ilerleme sağlamayacağını söylemekten korkuyorlar. Tüm üyelerin katılımı ile ön seçim yapmaktan, CHP'ye üye olmakta bile nazlanan Sarıgül'ün aday yapılmasını talep eden sermaye çevrelerine hayır demekten korkuyorlar. Genel başkanı Alevi olduğunun öne çıkmasından korktuğundan Diyanet işlerine ayrılan bütçeye karşı çıkamıyorlar. Alkolikle, içki düşkünü olmakla suçlanırız diye Alkolle ilgili ve özel yaşamı kısıtlayan yasaları Anayasa Mahkemesine götürmekten korkuyorlar.

AKP'nin seçim barajı ile ilgili yasayı gündeme bile almamasına Apo'yu kızdırma korkusuyla bir şey diyemiyor BDP liderleri. Özel yetkili mahkemelerle seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri içeride olduğu halde Ergenekon'cu diye suçlanırız, AKP'yi kızdırırız diye korkuyorlar.

Hem AKP'yi ülkeyi bölünmeye götürmekle suçlayıp hem de ona karşı en yaygın protestolara üyeleri katılır diye korkuyor MHP liderleri. Anayasayı İmralı canisi ile yapıyorsunuz derken yine de Anayasa komisyonundan ayrılmaktan korkuyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de meclise girmemekten korkmuşlardı.

Bu kadar korkak politikacılarla bir sonuç almak gerçekten zor. Düşünün bu kadar korkusu olsa idi Kurtuluş savaşını başlatabilir miydi Atatürk?