29 Haziran 2014 Pazar

OKUDUĞUM SON 9 KİTAP

1)Ve Dağlar Yankılandı/Khaled Hosseini/Everest

Afganistan'da geçiyor roman. Bir ülkenin yıllar içinde nereye geldiğini iki kardeşin hikayesi üzerinden anlatan sürükleyici bir roman.

2) Utanç/J.M. Coetzee/CAN

Nobel ödüllü yazarın güzel bir romanı. 40 yaş üstü bir profesör ve öğrencisine taciz olayı ve Güney Afrika kırının zor yaşamı. Kadınlar, taciz ve tecavüz üzerine sert birroman.

3) Aspidistra/George Orwell/CAN

Kapitalizmin boyunduruğuna girmek istemeyen ve çok sınırlı bir parayla geçinmek zorunda olan bir gencin öyküsü. Bu genç şairin dramatik öyküsü. Orta sınıfın özentisi ile ince bir alay var romanda.

4) Bazı Kadınlar/Alice Munro/CAN

Bu öykü kitabında çeşitli kadın öyküleri anlatılıyor.

"İnsanların kendilerini bir takım kisvelerin içine hapsetmeleri" diyordu mektupta, "bence çok aptalca. Bir mühendis, ya da doktor veya jeologun giysilerinden bahsediyorum ve sonra da derinin bu elbiselerin üzerlerine geçmesinden,yani elbiselerin deriye işlemesinden, ardından da kişinin bunları asla üzerinden çıkaramamasından. ..."

"Bir erkeğin odayı terk ettiğinde, o odadaki her şeyi geride bıraktığını asla unutma", demişti ona, arkadaşı Marie Mendelson. "Bir kadınsa, odadan dışarı çıktığında, o odada olmuş her şeyini beraberinde götürür."

5) Yolların Başlangıcı/Amin Maalouf/YKY

Dağ'lı (Lübnan,Suriye) bir aile. Misyoner eğitim faaliyetleri. Küba'ya göç etmiş bir kardeş. 20. yüzyıl başlarında geçen ve o karışık dönemlerde Ortadoğu'nun karışık yaşantısında bir hayat.

"Doğulular, Batı'nın onları geçmiş olduğunu gördüler, ama bunun nedenini bir türlü anlamadılar. Bir gün yakasına çiçek iliştirmiş bir Batılı gördüler. Demek buymuş, dediler kendi kendilerine, bunların ileri olmasının nedeni! Biz de yakalarımıza çiçekler takarsak, onları yakalarız! ..."

6) Körlük/Jose Saramago/CAN

Bir gün bulaşıcı körlük yayılır ve körler çoğunluk haline gelir. İnsanlık ile hayvanlık arasında nasıl milimetrik bir yakınlık olduğunu görüyoruz. Bir çok insani kısıtlamayı başkaları görüyor diye yapmadığımız bu romanda açıkca ortaya konuyor.

7) Gölgeler ve Hayaller Şehrinde/Murat Gülsoy/CAN

1908 yılında İstanbul'a gelen bir gezgin gazeteci kökenlerine iner.

Sürükleyici bir roman.

8) Joy'un Son Günü/Jonathan Lee/YKY

İş dünyasının ve bugünkü özel yaşamlarımızın ne kadar riyakar olduğunu bu roman bir kez daha vurguluyor bizlere. İntihara sürüklenen bir çalışanın son anları.

9) Sivrisinek Sahili/Paul Theroux/YKY

Amerika'nın kapitalist gelişiminden hiç memmun olmayan bir mucit. Honduras'a gidip ailesiyle bir macera yaşıyor. Oğlunun ağzından anlatılan bu roman insanın babasına saygısı, azmin yapabilecekleri ile maceranın beklenmedik sonuçlarını heyecanla okuyoruz.

25 Haziran 2014 Çarşamba

Çatı Adayı

Bir çok yazar ve aydın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP-MHP ortak aday çıkarmalı dedi. Buna İşçi Partisi çevreleri de dahildi.

MHP ile çıkarılacak ortak adayın bir çok kimseyi memmun etmeyeceği unutulmuş, sanki bu kurtuluş gibi manşetlerden sunulmuştu.

Olası bir kaç adaydan söz edelim ve ne tepkiler alacakdı diye varsayalım.

İlker Başbuğ. MHP kabul edebilirdi. Ama darbeci tepkileri, orduyu yine yardıma çağırdı tepkileri geleceği kesindi. Ayrıca hakkında bozulan karar yeniden yargılama da ciddi bir sorun yaratırdı.

Metin Fevzioğlu. Daha aday bile olmadan Balyoz ve Ergenekon için başbakanla görüşmesinden ne tepkiler aldığı ortada. Hatta başbakanın terkettiği Danıştay konuşması bile CHP'lilerce eleştirildi.

Deniz Baykal. AKP'ye karşı hiç bir seçim kazanamamış, hatta partisini barajın altında bırakmış bir Baykal -MHP kabul etse bile- nasıl aday olacakdı. Kendisini başkanlıktan eden kasetlerin daha farklı versiyonları havada uçuşmayacak mıydı?

Meral Akşener. MHP elbette kabul ederdi. Bir kadın CB adayı iyi olurdu. Ama gelecek eleştirileri, yakıştırmaları yazmam bile zor.

Peki bu durumda Ekmeleddin İhsanoğlu doğru aday mı? Bence hayır. Burada ana yanılgı CHP'nin dindar aday göstermeden bu seçimi alamayız kanısından geliyor. Yani bu kanı CHP yönetiminde kaldıkça çok farklı bir sonuç beklemeyin.

Yapılacak en büyük hata ise açıklanan adaya CHP içinden karşı çıkmalar, hatta farklı aday göstermeye kalkmalardı. Malesef bu yapıldı. Zaten tanınmayan aday hem çok geç açıklandı hem de bir kakafoni görüntüsü verdi parti adaya önce sahip çıkıp seçimden sonra çok net özeleştiri yapmak yerine.

Yerel seçimlerde denenen ve bir tek Hatay'da sonuç veren, Ankara'da aslında kazamıldığı halde sonuç alınamayan anlayış yeterli eleştirilmedi parti içinde. Belediye başkanlığı gibi yereli çok ilgilendiren bir konuda sandığa sahip çıkamayan CHP, CB seçimlerinde sandığa sahip çıkabilecek mi? Hiç sanmam.

Ekmeleddin beyin Abdullah Gül veya Erdoğan'dan farkı yok demek ise en azından kendisini seçtiren partiler farklı olduğu için doğru değil.

Karanlığı yırtma için 2. umut olan bu CB seçimleri de ne yazık ki ziyan edildi!

8 Haziran 2014 Pazar

Beceriksiz Muhalefet

Cumhurbaşkanlığı seçimine 2 ay kaldı halen muhalefet aday belirlemek yerine adayın niteliklerini tartışıyor. Seçilecek adayın kendini halka anlatmaya zamanı kalmayacak.

Bir de hiç bir seçimi kazanamamış Baykal'ın adı geçiyor. Bütün bunları en baştan pes etmiş muhalefetin kaybetmeye mazeret hazırlaması olarak algılıyorum.

Savaş önce zihinde kazanılır. En baştan nasılsa seçilemez muhalefetin adayı diyen hatta AKP içinden muhalefet adayı göstermeye kalkan bir muhalefeti hak etmiyor bu halk.

Seçim barajları ve lider sultası ile tıkanan toplumsal direniş elbette bir yolunu bulup bunları da aşacaktır ama bu süreç bir çok badireye açık olacaktır.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Çatı Adayı

Öncelikle Kılıçdaroğlu ve Bahçeli Cumhurbaşkanı adayı belirleme yönteminde anlaşmak için bir araya gelmeli.

Bu yöntem için önerim ise 2 partinin kendi içlerinde gizli bir çalışma ile üçer aday belirleyip bunu kapalı bir zarf ile liderler toplantısına sunması. Burada karşılıklı zarfların açılması. Eğer ortak bir aday çıkmışsa o adayın hemen o toplantı çıkışında açıklanması. Eğer ortak 2 aday çıkmışsa liderlerin durumu bir hafta kendi içlerinde değerlendirip ikisinin de birinde devam etme kararı vermesi. Aynı adayda karar vermişlerse sorun yok. Aksi halde önceden belirlenmiş kamuoyu yoklaması şirketine önceden belirlenmiş yöntemle yapılacak anketden çıkan adaya 2 tarafın da baştan razı olması.

Eğer listelerde hiç bir ortak aday yoksa 2 tarafında diğerinin listesinden 1 aday çıkartıp kalan 4 aday için kamuoyu yoklaması yapılması ve en yüksek oy alacağı görülen adayın ortak aday olması.

Son derece adil ve makul olan bu yöntem ile çıkan adayın şansı daha fazla olacaktır.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Muhalefetin Cumhurbaşkanlığı Adayı

İnternet erişimi üzerinde ciddi kısıtlamalar olan bir ülkede geçici olarak çalışmaya başladığımdan blog yazılarım aralıklı olarak sürebilecektir.

Yerel seçim sonrasında muhalefetin hatalarından çok ders almadığı anlaşılmakta. Halen muhalefetten hiç bir ciddi aday ismi açıklanmaması bu yarışta da erken teslim bayrağını açacak gözükmekte.

Bu ortamda MHP'nin ortak aday önerisi çok ciddi olarak ele alınmalıdır. Muhalefet halka hitap eden ortak aday çıkarabilirse ikinci turda muhalefet adayının seçilmesi şansı hiç de az değildir.

Tabii gecikilmeden ortak bir aday da anlaşıp, her kafadan bir ses çıkmadan destek görebilirse.

4 Nisan 2014 Cuma

Seçim Analizi

Öncelikle halkın %87 gibi bir katılımla yerel seçimlerde oy vermesi çok önemli.

Seçimlerde AKP'nin %45 oy aldığı ise doğru değil. Hile ve diğer konular hariç yine de genel seçimlerle karşılaştırılması gereken 30 ildeki ilçe belediye meclisi ve 51 ildeki il genel meclisi seçimi toplamında AKP %43 oy aldı. Yani bir önceki seçime göre %7 oy kaybetti.

Haritada her yeri AKP'nin turuncu rengi görüp morali bozulanlar için AKP karşısında en güçlü adayda birleşmenin önemini seçim öncesi söylemiştik. Bir çok ilde seçmen bunu yapmaya çalıştı. Ankara seçimlerinin belirsizliği ve sandıktan aslında Mansur Yavaş'ın çıktığına dayanarak AKP 48,CHP 14,BDP 11,MHP 8 ilde seçimi kazandı. Peki CHP,MHP seçmeni en kuvvetli adayda birleşse idi ne olurdu? AKP 36,MHP 16,CHP 14,BDP 11 olurdu. Seçmen bilinçlendikçe AKP'nin işinin daha da zor olacağı anlaşılıyor.

Peki niye AKP seçmeni yolsuzlukları görmedi veya oyunu değiştirmedi? Bu %43'ü şu şekilde analiz edelim. %3 sahte seçmen,seçim hilesi. %5 bu yolsuzluk düzeninden, büyük küçük pay alan ve işin içinde olan seçmenler. Bunları değiştirmek mümkün değil. %5 gazete ve TV'de haberleri seyretmediği için yolsuzlukları duymayanlar. %15 yolsuzlukların bir komplo olduğuna inananlar. Bunlar daha önceki Balyoz, Ergenekon'da ortaya çıkan komplolarla yolsuzlukları birbirine bağladı -Gülen hareketinin işin içinde olması dolayısıyla- ve Erdoğan'ın komplo teorisine inandı. %15 ise muhalefeti bir alternatif görmediğinden, muhafazakarların tekrar 2.ci sınıf vatandaş konumuna geleceği korkusundan, muhalif adayların yetersizliğinden dolayı yolsuzlukları bile bile yine AKP'ye oy verdiler.

Yani muhalefet daha iyi çalışmış, adayları daha iyi belirlemiş, ev ev, kahve kahve her yere sesini ulaştırsa ve sandıklara sahip çıkabilse idi bu %43 %13'lere kadar indirilebilir.

Sandıklara sahip çıkmak üzerinde ayrıca duralım. Seçim öncesi hem CHP,hem MHP sistem kurduk, merak etmeyin, sonuçlara hemen hakim olacağız dediler. YSK'nın sandık sonuçlarını online olarak partilere açmasına karşın Ankara ve İstanbul'da bile (örneğin Üsküdar'da) bizim oyumuz net şu, AKP'nin oyu şu deyip, şu, şu sandıklarda şu kadar hata var diyemediler. Twitter üstünden tutanak arayan bir muhalefet oldukça zavallı bir konuma düştü. Buna karşın "oyveötesi" ve diğer sivil insiyatifler CHP ve MHP'den çok daha organize ve bilinçli olarak çalıştı.

Buradan yola çıkarak Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilir mi? Malesef muhalefet daha organize olmazsa, ortak bir aday üzerinde daha erken anlaşmazsa, adayın tanıtımına yeterli zaman kalmazsa %7 olan BDP+HDP desteği ile yapılacak pazarlığa göre ilk veya 2. turda Erdoğan seçilebilir. Şimdiden 10 ve 24 Ağustos günlerinde sandığa gitmek için hazır olunmalı. Apo'yu gazetecilerin ziyareti BDP'ye verilen tavizlerin bir başlangıcıdır. Cumhurbaşkanının hasta mahkumları af yetkisi ve bunun daha önce Erbakan için nasıl uygulandığı unutulmamalı.

Bütün hatalara karşın çok çalışan Kılıçdaroğlu'nun istifası veya kurultaylara gitmek bu süreçte Erdoğan'ın seçilmesine hizmet eder sadece. Şu an lider değişimi değil hatalardan ders alıp, daha fazla çalışmak zamanıdır. AKP daha da geriye gidebilir bunun için ekonomi dahil her tür olanak muhalefetin lehinedir.

Kullanabilirlerse!







22 Mart 2014 Cumartesi

Zülmün Sonuna Geliyoruz!

Bütün otokratik iktidarlar, diktatörler sonları yaklaşınca zülmü ve baskıyı artırırlar. Buna "çarpışarak çekilme" deniyor siyasette.

Bizim yaşadığımız da bundan farklı değil. Twitter'ın kapatılması bunun son örneği. Google DNS yasağı da bunun üzerine eklendi. Bu engel oldu mu halka? Hayır halk, DNS ve VPN gibi biz profesyonellerin bildiği kavramları kullanarak sorunu el birliği ile aştı.

Artık bu iktidardan mamalanmayan veya kör olmayan kimsenin göremeyeceği kadar ortada olan yalan,dolan,talan saklanamaz.

Belki tüm yurtdışı internet çıkışını kapatmak veya internet erişimini çok kısmak gibi son çareler de denenebilir.

Ama korkunun ecele faydası olmayacaktır!

Yeter ki sandıklara gidelim, ilimizde, ilçemizdeki AKP karşısındaki en güçlü adayda oylarımızı birleştirelim.

30 Mart'a kadar olağanüstü bir şey olmadıkça bu son yazım. Özgür günlerde görüşmek dileğiyle.

16 Mart 2014 Pazar

30 Mart Seçimlerinde Ne Yapmalı?

30 Mart'a sadece 2 hafta kaldı. Türkiye'nin içinde bulunduğu durum nedeniyle bu seçimler çok önemli.

En hafifinden otoriter bir yönetim denilen, bir çok gözlemcinin artık bir diktatörlük kabul ettiği bu yönetimden kurtulmak için ciddi bir şans. Erdoğan'ın elindeki "sandık bizimle","milli irade" kozlarını halkın elinden alması için ciddi bir fırsat.

Her durumda sandığa kesinlikle gidip oy vermeliyiz. Büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanlığı seçimlerinde AKP dışındaki en güçlü adayda gücümüzü birleştirmeliyiz. Bunu için anketler, geçen seçim sonuçları ve bunlara güvenemiyorsanız sağduyunuzu kullanın. En güçlü muhalif adayı veya partisini beğenmeseniz de bu çok önemli. İstanbul,Ankara gibi illeri kaybetmiş bir AKP ile oy oranı düşse bile bu şehirleri koruyan bir AKP ve Erdoğan çok farklı olacaktır. Sonradan pişman olacağımız oylar için çözüm yok.

İl genel meclisi, belediye meclisi seçimlerinde ise gönlümüzden geçen partiye meclise aday gönderir mi endişesinde olmadan oy verelim. Bu yolla seçim barajı olmasa idi olacak tabloyu daha iyi ortaya koyalım. Büyük muhalefet partilerinin uygulamalarını beğenmiyorsanız bu onları protesto etmek için bir fırsat yaratacaktır.

Oyların açılmasında oyların doğru sayılıp tutanağa geçtiğinden emin olmak ve mümkünse bu göreve bizzat katılmak da çok önemli. Muhalefet partileri kendi alamadıkları sandık sonuçlarını diğer muhalefet partilerinden alıp doğru birleştirme yapıldığından emin olmalılar.

Bu seçim sonrası halkın büyük özveri ve genç şehitler vererek yaptığı mücadele sandığa yansımazsa o zaman oluşacak umut kırılmasının kaldırılması çok zor olacaktır.

10 Mart 2014 Pazartesi

SAĞLIK ALANINDA YALANLAR



Sağlık alanını bir film şeridi ile akıtıyorlar televizyonlardan. Gerçek olmayan bilgileri, halkın rızasını almak için kullanmaya çalışıyorlar. Sağlık alnında temel çıktının halkın sağlığının iyiye gitmediği olduğu gerçeğini örtmek istiyorlar. Sağlıkta kamusal alanın çöktüğüne, özel sermayeye ayrılan payın 21 kat arttığına dair hiç bir bilgi görünmüyor spotlarından.

Sağlık alanında medya aracılığıyla oluşturulmaya çalışılan yalanlara karşı, Türk Tabipleri Birliği gerçekleri halk ile paylaşıyor.
İşte TTB'nin hükümete verdiği 50 yanıttan bazıları:
1. Yalan: İstediğim hastanede tedavi oluyorum.
Gerçek: Sağlık sigortalı hastalar eskiden öncelikle devlet ve üniversite hastanelerinde, sevk almak koşuluyla da sözleşmeli özel hastanelerde tedavi olabiliyorlardı. Evet, şimdilerde hepsinde değil ama Sosyal Güvenlik Kurumu'yla sözleşme imzalayan özel sağlık kurumlarında tedavi olabiliyorlar. Yalnız küçük bir sorun var; taburcu olurken önlerine konulan milyarlarca liralık faturayı ödeyebilmeleri gerekiyor!




2. Yalan: Hastanelerde rehin kalma ayıbına son verdik.
Gerçek: Evet, hastaneler faturayı ödeyemeyen hastaları artık rehin almıyor. Hastaya senet imzalatılıyor, sonra icra memurları geliyor. Ödeyemeyenlere de hapishane yolu görünüyor.
3. Yalan: Genel Sağlık Sigortası Yasası çıkardık. Artık herkesin sağlık sigortası var.
Gerçek: İşsizlik sigortasından yararlanamayan işsizler, kayıtdışı sektörde çalışanlar, primini ödeyemeyen esnaf ve sanatkârlar, primini ödeyemeyen çiftçiler, 18 yaşını dolduran ve çalışmayan kız çocukları genel sağlık sigortasından yararlanamıyor.
4. Yalan: Genel Sağlık Sigortası primini ödeyemeyen vatandaşların primlerini devlet ödeyecek.
Gerçek: Yasaya göre aylık geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olan her vatandaş prim ödemek zorunda. 1 Ocak 2012'den itibaren fakirlik testinden geçemeyen milyonlarca vatandaşın yeşil kartı iptal edildi.
5. Yalan: Genel Sağlık Sigortası kapsamında sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanılacak.
Gerçek: Sağlık hizmeti alabilmek için düzenli olarak genel sağlık sigortası primi ödemek yetmiyor. Ayrıca katılım payları ve ilave ücret ödemek gerekiyor.
6. Yalan: Genel Sağlık Sigortası bütün sağlık harcamalarını karşılayacak.
Gerçek: Sigortalı vatandaşlara verilecek hizmetlerin kapsamı, miktarı ve süresi sosyal güvenlik kurumu tarafından sınırlanabilecek. Temel teminat paketi dışında kalan hizmetler için "tamamlayıcı sigorta" yaptırmak veya cepten ödemek gerekecek.
7. Yalan: Sigortalılar sadece ayaktan muayenelerde katılım payı ödeyecek.
Gerçek: Genel Sağlık Sigortası Yasası'nda 2009 yılında yapılan değişikliğe göre bundan sonra hastaneye yatanlar da, ameliyat olanlar da katılım payı ödemek zorunda kalacak.
8. Yalan: Muayene katılım payı sadece 2 TL olacak.
Gerçek: Genel Sağlık Sigortası'nın yürürlüğe girdiği daha ilk gün muayene ücretlerine zam yapıldı. Uygulama yargıdan döndü ama hükümet yeni bir düzenleme yaparak muayene ücretlerini % 650 arttırdı. (Aile hekimliği muayeneleri için getirilen 2 TL katılım payı yargı tarafından tekrar iptal edildi.) Artık her bir muayene için devlet hastanelerinde 8, özel hastanelerde 15 TL muayene ücreti ödeniyor. Üstelik, bu düzenlemelerle, daha önce muayene ücreti ödemeyen SSK'lı aktif çalışanlar, yeşil kartlılar, kamu çalışanları ve emeklileri ile aile bireyleri de artık ücret ödemek zorundalar.




9. Yalan: Sigortalılar, sözleşme imzalayan sağlık hizmeti sunucularından hiçbir bedel ödemeksizin faydalanabilecekler. İsteyen istediği hastaneye gidebilecek.
Gerçek: Milyarlarca lira ilave ücret ödeyemeyen vatandaşlar genel sağlık sigortalı olsa bile özel hastanelerden yararlanamıyor. Yeşil kartlı hastalar ise üniversite hastanelerine ancak sevk ile gidebiliyor, özel hastanelere ise hiç gidemiyor.
10. Yalan: 18 yaşın altındaki çocuklar koşulsuz olarak genel sağlık sigortası kapsamına alındı.
Gerçek: Annesi, babası sigortalı olmayan ve yeşil kart alamayan ailelerin çocukları Genel Sağlık Sigortası'ndan yararlanamıyor.
11. Yalan: 18 yaşın altındaki çocuklar için bütün sağlık hizmetleri ücretsiz.
Gerçek: 18 yaşın altında da olsa bütün hastalar katılım payı ve ilave ücret ödemek zorunda.
12. Yalan: Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasası'nı sağlıkta ve sosyal güvenlikte norm ve standart birliği sağlamak için çıkarttık.
Gerçek: SSGS Yasası İMF ve Dünya Bankası'nın direktifleriyle çıkarıldı. Norm ve standart birliği sağlanmadı ama emekli maaşı oranları % 23-% 33 düşürüldü, emeklilik yaşı 65'e, prim gün sayısı 7.200'e çıkarıldı. Emeklilik gerçekti, hayal oldu.
13. Yalan: SSK hastanelerini sağlıkta tek çatı oluşturmak için Sağlık Bakanlığı'na devrettik.
Gerçek: SSK hastaneleri "tek çatı altında topluyoruz" bahanesiyle özelleştirilmek için Sağlık Bakanlığı'na devredildi, tasfiye edildi. Şimdi, Meclis'te bekleyen Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı'na göre devredilen SSK hastaneleri de dâhil Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler doksan parçaya bölünecek, doksan çatı oluşacak.
14. Yalan: Aile hekimliği hizmetini başlattık. Aile hekimleri aile fotoğrafında yer alacak, evlere gidecek, yedi gün yirmi dört saat hizmet verecek. Bütün sağlık sorunlarınızı aile hekiminiz takip edecek.
Gerçek: Aile hekimleri sadece mesai saatleri içerisinde hizmet verir. Mesai dışında çalışmaz, eve gelmez. Aile hekimliği başlayalı beş yıldan fazla geçti. Ancak sevk zinciri nedense bir türlü kurulamadı. Aile Hekiminin kendisine bağlı vatandaşların bütün sağlık sorunlarını takip edebilmesi mümkün değil.
15. Yalan: Aile hekiminiz sizi doğumdan ölüme kadar izleyecek.
Gerçek: Aile hekimlerinin iş güvencesi yok. Sözleşmesi her an için feshedilebilir, siz de kendinize yeni bir aile hekimi bulmak zorunda kalabilirsiniz.




16. Yalan: Aile hekimliğine geçilince sağlık ocaklarındaki gibi yığılma olmayacak.
Gerçek: Dünyanın diğer ülkelerinde bir aile hekimine bin beş yüz, iki bin nüfus bağlı iken Türkiye'de üç bin beş yüz, dört bin nüfus bağlı. Aile hekimleri bütün gün yoğun bir şekilde hasta bakıyorlar.
17. Yalan: Vatandaşların sağlık hizmetine ücretsiz ulaşabilmesi için tam gün yasasını çıkardık, kamuda çalışan hekimlerin muayenehanelerini kapattırdık.
Gerçek: Son yedi yılda kamuda çalışan doktorların büyük çoğunluğu muayenehanelerin kapattı. Bugün yüzde doksan ikisi zaten tam gün çalışıyor. Ancak vatandaşların sağlık için ceplerinden yaptıkları harcamalar azalmak bir yana üç kat arttı.
18. Yalan: TTB doktorların tam gün çalışmasına karşı çıkıyor
Gerçek: Tüm sağlık çalışanları olarak tam gün kölelik düzenine karşı çıkıyor; grevli - toplu sözleşmeli sendikal haklar ve emeğimizin karşılığını alacağımız, emekliliğe yansıyacak, güvenceli ücretlerle tam süre çalışmak istiyoruz. Bu konuda hazırladığımız yasa tasarısı önerisini Sağlık Bakanı'na da ilettik.
19. Yalan: Doktorlar on yedi bin lira maaş alıyor.
Gerçek: Kamuda çalışıp o kadar maaş alan tek doktor olsa olsa Sağlık Bakanı'dır.
20. Yalan: Sendikaya üye olmak anayasal bir haktır.
Gerçek: Türkiye'de yaklaşık beş yüz özel hastane var. Sendikanın girebildiği özel hastane sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Sendikaya üye olan işten atılıyor.
21. Yalan: Biz gerekli düzenlemeleri yaptık ama doktorlar hastalara ilgi göstermiyor, yeterli süre ayırmıyor.
Gerçek: Telefonla randevu sisteminde hastaya ayrılan süre on dakikayı bile bulmuyor. Randevusuz hastalar da eklenince hasta başına düşen toplam süre beş dakikaya kadar iniyor.



22. Yalan: İlaca erişim kolaylaştı. İstediğim hastaneden ilacımı alıyorum.
Gerçek: Sosyal Güvenlik Kurumu'nun bilgisayar sistemi doğru düzgün çalışmadığı için ilacını almak isteyen hastalar eczane eczane dolaşmak zorunda kalıyor. Üstelik, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) birçok ilacı ödeme listesinden çıkarttı. Bu ilaçların parasının tamamını vatandaşlar ceplerinden ödüyor. Dahası, SGK hesaplama yaparken benzer, eşdeğer ilaçların en ucuzunu esas alıyor. O ilaç eczanelerde bulunmasa bile reçetede yazılı olanla en ucuz ilaç arasındaki fark da hastaların cebinden çıkıyor.
23. Yalan: Sağlık çalışanları hallerinden memnun. Bu nedenle sağduyulu sağlıkçılar örgütlerinin eylem çağrısına katılmıyor, eylemleri marjinal gruplar yapıyor.
Gerçek: Hekimi, hemşiresi, diş hekimi, laborantı, ebesi, eczacısı, radyoloji teknisyeni, taşeron işçisi, bütün sağlıkçılar hallerinden şikâyetçi. Bu nedenle sağduyulusu, sol duyulusu tekmil sağlıkçı sınıfı eylemlere katılıyor.

28 Şubat 2014 Cuma

Halka Güvenin

Ortaya çıkan ayan,beyan ve çok kirli yolsuzluklara karşın AKP'nin anketlerde çok ciddi kayba uğramaması, çok ciddi tepkiler almıyor gibi görünmesi her sorundan halkı suçlayan aydınlarda yine yılgınlık yarattı. Halka aptal, makarnaya satıldı gibi yakıştırmalar yapılıyor.

Öncelikle halkımız tepkisini her zaman çok açıktan koymaz. Ama sandıkta AKP'yi %40'ların altına çekeceğinden, bir çok ilde AKP'ye seçim kaybettireceğinden eminim.

Diyelim ki bu gerçekleşmedi halkı suçlamadan önce :

- İlimizdeki en kuvvetli muhalif adayda oylarımızı birleştirdik mi?
- Adayları son aya kadar bekleten CHP yönetiminin bu işte payı yok mu?
- Ön seçim ile aday belirlenmemesi ve halktaki direniş ruhuna uygun adaylar gösterilmemesinin etkisi ne oldu?
- Yeterince genç ve kadın aday gösterildi mi?
- Medyada korkak kalemlerin halka gerçekleri yansıtmaktan çekinmesinin bu işte payı yok mu?
- Burjuvazinin liberal demokrasiyi savunmak yerine dağıtılan ihaleler veya tehditlere boyun eğmesinin payı yok mu?
- Halka gerçekleri sabırla ve yalın bir şekilde anlatabildik mi?
- Samimiyetsizliklerini halka anlatmakta çok geç kalmadık mı?
- Cumhurbaşkanlığı oylamasına girmek hem de seçim barajı gibi temel konularda hiç bir taviz almadan hata değil miydi?
- AKP'den demokrasi gelmeyeceğini bile bile vaat edilen özerklik ve diğer sözler nedeniyle AKP'yi savunan BDP/HDP çizgisinin hiç mi payı yok?

sorularını soralım kendimize.

Halktan olumlu bir süpriz bekliyorum. Yeter ki sandıklara sahip çıkalım.