13 Ağustos 2008 Çarşamba

SİVAS ANISI

İki haftadır yıllık izindeyim. Bu izinimin bir kısmını Sivas'ın bir köyünde geçirdim. Bazı anılarımı paylaşmak istiyorum.

Ankara'dan yola çıktığımızda bunaltıcı bir hava vardı. Köyde ise sabahları uzun kollu giyiyor hatta polar ile dışarıya çıkıyoruz. Geceleri kalın yorgan altında hiç terlemden hattabiraz üşüyerek yatıyoruz.

Köyde kullanılan bir iki deyim belki sizlerinde hoşuna gider."Yahyalı teklifi". Bu deyim köyde gönülsüzce yapılan davetler için kullanılıyor."El evinde yaman hoş, kendi evinde karataş". Bu deyimi ise açıklamaya gerek yok sanırım.

Yıllardır arıcılık yapan bir köylü anlatıyor. Kara kovan, sepet balı imal etmekte. Arıyı şeker ile kandırıp kolay bal üretmemekte. Ama bu durumda ürettiği miktar çok az olmakta.Diğer arıcılar ona enayi olduğunu, 2 liralık şeker ile arıya ürettikleri balın 6-7 lira yaptığını, 10-20 kat daha fazla bal üreterek ondan çok daha fazla kazandıklarını söylüyorlar. Yani dürüstlük bu alanda da para etmiyor.

Kasabaya indiğimizde gazete almak için bir bakkala uğradım. Daha gazete gelmemişti. "Zaten hep yolsuzluk haberleri gazetelerde. Sanki herkes yolsuzluk yapmadı mı? Bunlar yapdıysa ne olmuş" gibi sorulmadan yapılan bir açıklama bakış açısını netleştiriyor. Daha sonra gazeteler geldiğinde muhalif gazetelerin dağıtılmadığını anlıyorum.

Abdüllatif Şener döneminde Sivas köyleri için 40 Trilyon ödenek gelirmiş her yıl, bu yıl bu rakam 9 triyona düşmüş. Yüzlerce köy bu rakamı paylaşmak zorunda.Yani bakanın varsa, başbakan yardımcın varsa bütçe ona göre. Keyfi devlet yönetimi yıllardır değişmeyen bir ülke gerçeği.

Köyde Ankara'dan gelip yaşayanlar köyün yapısını giderek kente doğru dönüştürüyorlar. Evler kentin bahçeli dubleks dairelerine benziyor. Her yeni yapı bir öncekilerle yarışıyor.Ortakçılar araclılığı ile kendi tarlasını bu işi bir sektör haline döndürmüş bir kaç kişiye ektirerek hazır para ile geçinme, üretimsizlik köye de hakim olmuş. Köyün en üretken kişisi bir marangoz. İlk karşılaşmamızda "Yeyip, içip oturup, dünyanın içine ettiniz" dediğinde ister istemez kendimi suçlu hissettim.

Sadece bir kişinin camiye gittiği bir alevi köyüne cami yapılması için 80 Milyar ödenek çıkarılmış ve kullanılmadığı için geri dönmüş ödenek.
Sözü bir köy bilgesinin deyişi ile bağlayalım. "Abdal Horasan'ı geçmiş sen tarikatı soruyon."

1 yorum:

hayat türküsü dedi ki...

Ne olursa olsun has üreticinin mutlaka müşterisi olur .Fakat üretimin yanında müşteriye ulaşmak için de ayrıca mücadele gerekiyor.Ne yazık ki insanoğlu kolayı seçiyor.Vicdanını sandıklara kaldırıyor.Sağlıkla kalın